Pandeminin başında Çin'den ve İtalya'dan gelen ilk yayınlarda kanser hastalarının diğer kronik hastalar gibi riskli grupta olduğu ve hastalığın daha ölümcül seyrettiği rapor edildi. Ancak uzmanlar pandemi ilerledikçe sadece akciğer kanseri ve kan kanserli hastaların daha fazla ölüm riski taşıdığını, diğer kanser hastalarında aynı riskten bahsetmenin ise mümkün olmadığını belirtiyor. Kanser hastası deyince çok heterojen bir gruptan bahsedildiğini belirten Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "Her grup kendi içerisinde farklı riskler barındırıyor. Ancak ileri yaş ya da altta yatan başka bir hastalık yoksa akciğer ve kan kanserleri dışında bir grup ise artmış riskten bahsedemiyoruz. Kovid döneminde tedaviye devam edip etmeyeceğine o kişiyi izleyen onkoloğu ile karar verilmeli. Ancak hemen tüm hastalara önerdiğimiz şey ise aşı olmaları. Üstelik mutlaka ikinci, üçüncü doz aşılarını olmaları gerekiyor. Yapılan çalışmalar çok net gösteriyor ki, tek doz aşı ile kanser hastalarında oluşan antikor oranı sadece yüzde 30'larda, oysa 2. ve 3. doz ile bu rakam yüzde 90'lara çıkabiliyor" ifadelerini kullandı.
"ARTIK KAPALI ORTAMLARDA MASKE TAKMAK HAYATIMIZIN PARÇASI OLMALI"
Dünya Sağlık Örgütü bir süre önce BA.2 isminde yeni bir varyantın hızla dünyayı etkisi altına alacağını ilan etti. Bu varyantın daha öldürücü olmadığını ama hastaneye yatış oranlarında yeniden artış yaşatacağının belirtildiğini ifade eden Pehlivan, "Kanser hastalarının da normal popülasyona paralel şekilde bu virüsten etkileneceğini bekliyoruz. Aşı yaptırmak, kişisel hijyenimize, fiziksel mesafeye dikkat edip maske takmak artık yeni dünya düzeninde kaçınılmaz olmalı. Biz virüsleri Kovid ile tanıdık ama virüsler hep vardı ve bundan sonra da var olmaya devam edecekler. Üstelik biz yüzlerce virüsün hâlihazırda kanser yaptığını veya başka hastalıklara sebep olduğunu biliyoruz. Bıktık ama aynı oranda da maskeye alıştık; bundan sonraki yaşantımızda kapalı ortamlarda maske hayatımızın bir parçası olmalı" şeklinde konuştu.
"VİTAMİN, OZON VEYA ANTİOKSİDAN TEDAVİLERİ KANSER HASTALARINDA DİKKATLE KARŞILANMALI"
Bu dönemde sağlıklı bireylerin de kanser hastalarının da bağışıklıklarını nasıl destekleyeceklerini sorduklarını söyleyen Pehlivan, şunları söyledi: "Ancak bilinmesi gereken sağlıklı insanlarda önerdiğimiz vitamin takviyesi, ozon veya antioksidan tedavilerin kanser hastalarında dikkatle karşılanması gerektiği. Eğer bir kanser hastası veya yakını iseniz, almanız gereken destekleyici tedaviyi Fonksiyonel Tıp Uzmanı olduğunu söyleyen insanlarla veya çevrenizde ulaşabileceğiniz en yakın doktor ile değil de destekleyici tedavilere sıcak yaklaşan bir Onkolog ile görüşerek tedavi almanız daha uygun olacaktır. Normal hücrelerinizi ve bağışıklığınızı desteklemek adına yapılan işlemlerin veya verilen ilaçların -bitkisel bile olsa- tümörü de besleme riski olduğunu unutmayalım. Kanser hastalarına yaklaşım, hasta olmamak için destekleyici tedavi arayan birinden farklıdır. Aynı özeni hasta ve hasta yakınları kadar diğer disiplinlerdeki meslektaşlarımın da göstermesini ve bu hastaları onkologlara yönlendirmelerini diliyoruz."

"YÜKSEK DOZ C VİTAMİNİ KANSER TEDAVİSİNDE YAN ETKİLERİ AZALTIYOR"
Son yıllarda onkoloji dünyası tarafından kabul veya reddedilen bir uygulama olan yüksek doz C vitaminine de değinen Pehlivan, şunları aktardı: "Yüksek doz C vitaminin kanserde işe yaramadığını iddia eden meslektaşlarımız, bu konudaki birkaç negatif dataya dayandırarak kendilerini savunuyorlar. Ancak tökezledikleri ilk yer yüksek doz C vitaminin tanımı. Yüksek doz C vitamini kilograma 1 gramdan uygulanır, yani sağlıklı bir erişkinde en az 50 gram. Ancak redderken ortaya koydukları yayınlarda uygulanan dozlar, olması gerekenin çok altında. Şuan sonuçlanmış deneklerin rastgele seçildiği bir çalışma yok elimizde ama tümör biyolojisi ve farmakokinetiği hakkındaki bilgilerimiz, C vitaminine pozitif yaklaşımımıza sebep oluyor. Doz ve uygulama şekline dikkat edilerek (yani haftada 2-3 kez, minimum 50 gram damardan tedavi) yapılan uygulamaları analiz eden çalışmalarda umut veren sonuçlar açıklandı. Çok sayıda çalışma da tüm dünyada yürüyor hâlihazırda. Üç yıl önce dünyadaki en büyük kanser kongresi olan ASCO'da özellikle immünoterapi alan hastalarda C vitamini uygulanmasının yararlı olduğu bildirildi. Ayrıca yeterince güçlü bir şekilde uygulandığında çok ciddi bir yan etkisi yok; uzun süre kullanımında böbrek taşı oluşumu ve kandaki bazı mineral değerleri düşürme ihtimali olsa da, kan düzeylerinin sürekli kontrol edilerek verilmesi ve telafisi konusunda tedavilerle bu durum bertaraf edilebilir. Hem kendi pratiğimde hem de kemoterapi ile yapılan çalışmalarda yüksek doz C vitaminin yan etkileri azalttığını da görüyorum. Zaten Türkiye dışında başka hiçbir ülkede yüksek doz C bu kadar agresif bir şekilde reddedilmiyor. Meseleye kişisellik tuzağına düşmeden, bilimsel veriler ve haberler açısından bakmak gerekir."

"DÜŞÜK DOZ C VİTAMİNİ KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİNİN ETKİSİNİ AZALTIYOR"
C vitaminin düşük dozlarda verilmesi ise hem radyoterapinin hem kemoterapilerin etkinliğini azalttığını ifade eden Pehlivan, şöyle devam etti: "Glutatyon gibi antioksidanlar da kanser tedavileri sonrasında bile uygulandığında sadece normal hücrelerin değil kanser hücrelerinin de oksidatif stresten kaçıp hayatlarına devam etmesine sebep oluyor, yani tümörün nüks etmesine veya metastaz yapmasına yol açıyor. Aynı şekilde B12 vitaminin fazla verilmesi veya folik asit uygulaması normal hücreler kadar tümör hücrelerinin de hızlı çoğalmasını sağlayabilir. Alfa lipoik asit, çinko, selenyum ve koenzim Q gibi pek çok takviye var, ancak bunların tedavilerin hangi fazında verilip verilemeyeceğini sadece bir onkolog bilebilir. Kanser olmamak için sağlıklı bir bireyin yapması gerekenlerle, kanser hastalarınkinin tamamen farklı olabileceğini aklımızdan çıkarmayalım ve daima bilimin ışığında olalım."