Gözlerin dünyanın en büyük diplomasi gösterisi diye nitelenen New York'taki BM Genel Kurul toplantılarına çevrildiği bir aralıkta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, New York'taki BM binası üzerinden uçarak Washington'a gitti. BM'deki toplantılara uluslararası topluluğa selam vermeye bile tenezzül etmedi.
Zira Şi için dünya ABD'den ibaretti. ABD Başkanı Donald Trump'ın mayısta Pekin'e yaptığı ziyarette iki ülke lideri arasında üç görüşme daha yapılması planlanmıştı. Şi'nin bu ziyareti planlanan dört görüşmenin ikincisi. 2028'e iki lider iki kez daha bir araya gelecek.
Bu ziyaret sıklığı zaten başlı başına yeni bir küresel ittifaka ve işbirliğine işaret ediyor. Ve yeni düzenin de ABD ve Çin arasındaki yeni uzlaşmadan doğan 'G2 İttifakı' olacağı artık giderek kesinleşiyor.
Washington'daki görüşmelerde sadece küresel güç merkezindeki iki ülke vardı. Bu iki aktör arasındaki görüşmeler, küresel siyaset açısından BM'den daha fazla somut sonuçlara yol açacak gibi görünüyor.
***
Bu yeni güç ittifakı
ne kural temelli ne de çok taraflı bir yapıya sahip. Küresel çıkar yerine sadece iki ülkenin menfaatlerine hizmet edecek. ABD tarafından sahneye doğru iteklenen
Çin'in bundan sonra küresel gelişmelerde daha aktif rol alacağını göreceğiz. Çünkü ABD küresel güç ve maliyet paylaşımında artık Çin'in de elini taşın altına sokmasını istiyor.
Nitekim iki ülkenin yeni küresel ittifakı
Tayvan, Venezuela, İran, Suriye ve Ukrayna ile
ticaret ve yüksek teknoloji savaşları gibi birçok sınavdan başarıyla geçti.
G2 İttifakı'nda artık yeni bir perde açılıyor. ABD ve Çin yüksek teknoloji ve yapay zekâ konularında yeni bir uzlaşıya doğru ilerliyor. Bu hamle, nükleer ve stratejik silahlar konusunda
ABD ile SSCB arasındaki ilk görüşmeleri hatırlatıyor.
Stratejik ve jeopolitik dengeleri tamamen değiştiren bu tür tarihi görüşmelerde aktörler bir bakıma sahip oldukları yüksek teknoloji ile
dünyaya kendi kurallarını dayatır. New York'taki
masada yalnızca iki kişi vardı. Haliyle BM toplantılarında bir araya gelen dünyanın geri kalanı ise bu masada bir menüden ibaretti.
***
Kuşku yok ki Çin ile ABD arasındaki ilişkiler sanılandan çok daha derin.
Hugging Face, Venezuela ve İran krizlerindeki ortaklıklar G2 İttifakı'nın ne kadar sağlam olduğunu gösteriyor. Temmuz ayında
Open AI ajanları yapay zekâ platformu
Hugging Face'e sızdı. Sorunu çözemeyen ABD,
Çin'in Z. ai firmasının geliştirdiği
GLM-5.2 yapay zekâ modelinden yardım istedi. Çin hemen sorunu çözdü.
İran savaşında da
Hürmüz'ün kapanmasıyla petrol fiyatlarının
150 dolara tırmanması bekleniyordu. Ama bu olmadı. Neden? Yine Pekin devreye girerek ABD'yi kurtardı. Çin iç piyatasındaki petrol talebini 4 milyon varile düşürerek fiyatları kontrol altında tuttu.
Dolayısıyla "
Darwin'in Kilidi"nde de belirtildiği üzere dünyanın çoğu
Charles Darwin'i tek taraflı tanımanın yanılgısı içinde. Acımasız bir ortamda
türler sadece birbirlerini yok etmeye değil işbirliklerini karşılıklı artırmaya da kilitlenirler. Bu ikinci Darwin teorisi tam da şu anki ABD-Çin ilişkilerini tanımlıyor.
Unutmayalım ki ABD, SSCB'nin aksine
Çin ile aynı ekosistem içinde kırk yıl geçirdi. ABD, 1994'ten bu yana Çin'i sermayesi ve teknolojisiyle destekliyor. İç içe geçmiş bir teknoloji ve ekonomiye sahipler.
Hâsılı kelam,
soğuk veya sıcak her tür savaş ikisine de zarar verir. Bu nedenle
sembiyotik jeopolitik yaşamı olabildiğince derinleştiriyorlar. Güçlülerin hayatta kaldığı bir dünyada şimdi
en güçlüler ittifak yapıyor.
Jeopolitik doğa artık iki gücü rekabete değil uzlaşıya zorluyor. Birlikte yok olma yerine
birlikte evrimleşme kararı alan ABD ve Çin'in ittifakı, kuşku yok ki dünyanın geri kalanında derin siyasi tsunamilere yol açacaktır.