Araya Cumhuriyet Bayramı ile ilgili güncel yorumlar girince, bizim Okur Sayfası bu hafta da pazar gününe sarktı.
Gazetemizin Şarköy eski muhabiri değerli meslektaşım Yakup Önal'dan harika bir dizi eleştirisi geldi:
"Merhaba Yüksel bey, Başkalarının Hayatı, Ömür Usta ve Haysiyet dizisinde onurları ile yaşadığını iddia eden üç yoksul ailenin hikayesi anlatılıyor.
Gelin görün ki; evli olan oğlu, komşuları bekar kadınla bir arada, diğer evli oğlu ve gelini ise baştan istemedikleri, karşı durdukları zengin yeni gelinden kamyonetleri için para alıyorlar.
Baba bunu öğrendiğinde büyük tepki gösteriyor.

Ömür Usta dizisinde ise kocası, kız kardeşi ile kaçmış, iki erkek bir kız çocuğu sahibi oto tamircisi bir annenin hikayesi var.
Büyük oğlu kumarbaz. Kız, evli bir adamdan hamile. Tıp fakültesinde burslu okuyan oğlan ise ibretlik. Zengin kıza aşık ve kendisini zengin bir ailenin oğlu olarak gösteriyor. Okula gelen annesini arkadaşları görmesin diye yerin dibine sokuyor. Dizinin ilerleyen bölümlerinde de annesinden utandığını söylüyor. O kadar kötü ki, ben buradan yazmaya utanırım, vicdanım elvermez.
Başkalarının Hayatı dizisinde ise kocası cezaevinde, iki kız annesi ve sağlık sorunu olan bir kadın var. Üniversitede okuyan kız, Ömür Usta'daki delikanlı gibi kendisini zengin bir ailenin ferdi olarak tanıtıyor. Bir kolu sakat zengin kızına yanaşıyor ve arkadaş oluyor. Kızın, zengin sevgilisini ayartıyor, sevgili, ailesinin borç içinde olduğunu söyleyince hemen ilişkisini kesiyor. Kızın ise yoksul bir semtte yaşadığı ortaya çıkıyor.
Zengin ailenin reisi yani Fikret Bey kızın biriken okul borçlarını ödüyor. Kızın annesi ve ablası bunu öğreniyor. Anne, kızına 'Bu yardımı nasıl kabul edersin? Biz onurumuz için yaşıyoruz' diyor. Kızı da annesine, Fikret Bey'in kızına tanıdığı olanakları sıralayıp 'Siz bana verebiliyor musunuz?' diye soruyor...
Üç dizide de anneler ve babalar onurdan söz ediyor. Ancak çocuklarını iyi yetiştirememiştir. Bu da dizide açıkça itiraf ediliyor.
Türk aile yapısını dinamitleyen bu üç dizideki onur ve haysiyetten söz eden iki anne ve baba ile çocuklarının davranışları mutlaka bir psikoloğa sorulmalı. Zira ekrandan izleyiciye nasıl bir mesaj gittiğini sorgulamak son derece önemli."
İşte Ahilik kültürü
Geçen çarşamba sizlere Ankaralı minibüs şoförü Ahmet'in tüm esnafa örnek olacak hikayesini, bir yolcusunun ağzından aktarmıştım. Köşemizin müdavimlerinden sevgili Ramazan Budaklar o yazıyı yine mükemmel bir yorumla boyutlandırmış:
"Minibüsçü Ahmet, bize zamanda yolculuk yaptırdı, 573 yıl geri götürdü, Fatih Sultan Mehmed'in bakkal bakkal gezip, her birinden 'Ben siftahımı yaptım, kalanı komşumdan alın' sözlerini duyması üzerine 'Bu milletle değil İstanbul'u, dünyayı bile fethederim!' dediği döneme gittik!
Günümüz ahilerinden Minibüsçü Ahmet vesilesi ile esnaf ve sanatkârın ahlaki düzenini sağlayan 'Ahilik' teşkilatının kurucusu ve tarihimizin önemli bir fikir önderi Ahievran'ın Azerbaycan Türkü olduğunun da altını çiziyorum ki, ticari ahlâkın ve bu iki milletin birbiri için ne anlama geldiğini bilelim! Köklerden göklere uzanmak için..."
Bunlar unutulur mu?
Muharrem Akduman dostum yine hassas ameliyat yapmış:
"Yüksel'ciğim, TV2'de gezi programı yapan Burak Akkul bu kez Polonya'nın Sopot şehrindeydi. Kenti bir saat boyunca anlattı fakat en önemli iki olayı unuttu.
1976'da Neco, Sopot Müzik Festivali'nde ikinci, 1977'de ise Ayla Algan birinci olmuştu. Hiç de atlanacak olaylar değil bunlar."
Zap'tiye
Fenerbahçe'de transfer travmaları.

Gaf kürsüsü
Tansu Sarı kardeşimin tespiti: "Kadir ateş olsa CÜRMÜ (Doğrusu CİRİM) kadar yer YAKMAZ." (Doğrusu YAKAR) (Anne Yarısı dizisinde Ali'nin tuhaf cümlesi)
Ne demiş?
Okurum Ali Şahin soruyor: "Muhalefet, haklarındaki her kovuşturmayı AK Parti'den biliyor. Bu durumda Sarıgül'leri şikayet eden Almanlar da mı AK Partili oluyor?"