Cuma günü İstanbul'da Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır'dan oluşan ve "bölgesel dörtlü" olarak da anılan R4'ün dışişleri bakanları, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya'dan meslektaşlarıyla ilk kez aynı masaya oturdu. Toplantı, İran'a yeni bir saldırının savaşı yayacağı uyarısıyla manşetlere taşındı. Oysa İstanbul'da asıl şekillenen, ağustosta imzalanan Mekke Paktı'nın geleceğiydi.
R4, paktın üç kurucusuna Mısır'ın eklenmesiyle oluşan bir bölgesel güç evi niteliğinde. Abdulati, üyeliğin ciddi biçimde değerlendirildiğini söylüyor. Ancak Kahire'nin taahhüdü Ankara'ya değil, daha ziyade Riyad'a dönük. Sisi, desteğin Yemen'e saldırıyla değil, Suudi topraklarının savunmasıyla sınırlı kalacağını açıkladı.
Avrupa'nın masaya oturmasının ise sebebi açık. NATO'nun ikinci büyük ordusunu, Körfez'in en güçlü devletini ve Müslüman dünyanın tek nükleer gücünü birleştiren bir pakt, sonuçları doğmadan muhatap alınmalıydı. Ama bu sosyalleşme tek yönlü değil; pakt da Avrupa'dan meşruiyet devşiriyor. Dört büyük Avrupa başkentiyle aynı fotoğraf, paktın "Batı karşıtı İslami blok" diye kodlanma ihtimalini zayıflatıyor.
İstanbul'dan üç gün sonra ise rota Tahran'a döndü. MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suudi Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir, bugün İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile görüşüyor. Paktın İran'la ilk ortak üst düzey teması bu. Heyetin dışişleri değil güvenlik şeflerinden oluşması ve Mısır'ın masada olmaması da anlamlı.
Cuma günü Avrupa'yla diplomasi dili konuşan pakt, pazartesi Tahran'a güvenlik diliyle gidiyor. İki muhatapla aynı anda konuşabilmek, bu yapının bir blok değil bir kanal olduğunu gösteriyor.
Tablo, ağustosta İsrail'le Aşil Kalkanı anlaşmasını imzalayan Yunanistan'a da bir cevap. Atina güvenceyi Tel Aviv'de ararken Ankara, Avrupa'nın büyük başkentleriyle doğrudan kanal açıyor. Aynı Doğu Akdeniz satranç tahtasında iki simetrik hamle.
Peki R4'ün içindeki çatlak?.. Toplantıdan üç gün önce Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 2019 Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatını onayladı. Kahire muhtırayı "yok hükmünde" ilan etti. Fidan ise onayın bir formalite olduğunu, anlaşmanın Ankara açısından zaten yürürlükte bulunduğunu söyleyip polemiğe girmedi.
Diplomasi de burada başlıyor. Türkiye, Mısır'la Kızıldeniz'de ortak, Akdeniz'de ayrı. Bu iki gerçeği aynı masada birbirini bozmadan tutabilmek, dosyaları ayırabilmek demek. Nitekim diplomasi, bütün denizlerde aynı anda kazanmak değil; hangi denizde kiminle yüzeceğini bilmektir. Kim bilir, belki bu Mısır'la da ortaklaşmanın ilk adımı olabilir.