AK Parti'nin 25. Yılı yalnızca siyasi bir yıldönümü olarak algılanmamalı. Türkiye'nin gelecek çeyrek asrına ilişkin yeni bir iddianın da başlangıç noktası olarak da okunmalı. Geride bıraktığımız 25 yılda, Türkiye ulaştırma, haberleşme, içme suyu, enerji, Cumhuriyet tarihi rekorlarının kırıldığı bir altyapı hamlesi ile kapasitesini yeniledi. Milli ve yerli savunma sanayinde tarihi bir sıçrama gerçekleştirdi. Misyon sayısı ile dünyada ilk beş ülke arasına yerleşerek, başta Afrika, bölgesel ve küresel diplomatik hareket alanını genişletti.
En önemlisi de, Sayın Cumhurbaşkanımızı Erdoğan'ın güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğinde, esas kendi imkanlarına güvenen yeni bir özgüven inşa etti. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımızın dünya liderliğinde, Türkiye, oluşturduğu bu kapasiteyi önümüzdeki 25 yılda küresel güce dönüştürecek yeni bir hamle dönemine geçiyor. AK Parti'nin yeni vizyon belgesini bu soruya verilen dört kritik önemde başlık üzerinden okumak gerekir.
İlk sütun üretim ve teknoloji egemenliği. Savunma sanayinde başlayan millileşme hamlesinin ekonominin diğer stratejik alanlarına yayılması yeni dönemin belirleyici meselesi olacak. Yapay zeka, yarı iletkenler, enerji teknolojileri, nükleer, uzay, biyoteknoloji, robotik ve kritik madenler yeni rekabet sahalarını oluşturacak. Nitekim 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi de yüksek teknoloji ve kritik alanlarda yerli üretim kapasitesinin artırılmasını temel hedeflerden biri olarak ortaya koyuyor.
Türkiye'nin hedefi teknolojiyi tasarlayan, üreten, ihraç eden ve standartlarını belirleyen ülkeler ligine çıkmak. Bunun yolu da çekim gücü yüksek bir yatırım ikliminden, güçlü Ar-Ge ekosisteminden, nitelikli insan kaynağından ve üretim ölçeğini büyütecek küresel ortaklıklardan geçiyor. Önümüzdeki dönemde, yeni Orta Güç Ülkelerle, yükselen Küresel Güney Ülkelerle stratejik işbirlikleri ve anlaşmalar döneminin hızlandığını birlikte gözlemleyeceğiz.
İkinci sütun jeostratejik egemenlik. Dünya hızla çok kutuplu, çok güç merkezli bir yapıya ilerliyor. Atlantik sistemi, Avrasya, Asya- Pasifik ve Küresel Güney arasındaki güç dengesi yeniden kurulurken, Türkiye tam da bu yeni jeopolitik haritanın merkezinde yer almakta. Orta Koridor'dan Kalkınma Yolu'na, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Körfez'e uzanan hatlar Türkiye'yi enerji, ticaret, lojistik ve küresel diplomasinin buluşma noktasına dönüştürüyor. Türk dünyasında enerji koridorları, lojistik hatlar ve dijital altyapının bütünleşmesine yönelik vizyon da bunun önemli bir parçasını oluşturmak. Önümüzdeki 25 yılın hedefi, oyun kurucu ve denge kurucu bir 'Güçlü Türkiye'den, 'Düzen Kurucu Türkiye'ye geçiştir.
Üçüncü sütun toplumsal ve bölgesel bütünleşme. Terörsüz Türkiye hedefi güvenlik penceresinin ötesinde, kalıcı güvenlik ve barış ortamı ile, yatırım, üretim, ticaret ve bölgesel entegrasyonu hızlandırmaktır. Terörsüz Türkiye'nin jeoekonomik sonucu, Merkez'de Türkiye'nin yer aldığı, Irak, Suriye, Kafkasya ve Körfez bağlantılarıyla, geniş bir coğrafyada yeni bir ekonomik işbirliği havzasının oluşmasıdır. Bu sayede, kalıcı güvenlik ve barış ortamı ile kazanılan alan topyekun ekonomik kalkınmayla tahkim edilmiş olacak. Terörsüz Türkiye'nin gerçek stratejik değeri tam da burada ortaya çıkacak.
21. Yüzyıl Türkiye'sine yaraşır bir yeni anayasa, güçlü hukuk devleti ve öngörülebilir kurumlar da bu dönüşümün tamamlayıcı unsurları. Çünkü, güçlü devlet kadar güven veren devlet, üretim kadar yatırım ortamı, jeopolitik güç kadar kurumsal kapasite de önümüzdeki dönemin belirleyicisi olacak.
Dördüncü sütun ise beşeri sermaye. Türkiye'nin 2050'ye yürürken en büyük milli serveti yollar, fabrikalar, enerji santralleri veya savunma sistemlerinin ötesinde, yüksek eğitim standartları ile donatılmış beşeri kaynak gücüdür. Gençlik, aile, kadın, eğitim ve demografi bu nedenle aynı stratejik bütünün parçaları konumunda. 2026- 2035 döneminin 'Aile ve Nüfus 10 Yılı' ilan edilmesi; gençlerin nitelikli yetiştirilmesi, doğurganlık, aile ve nüfusun dengeli dağılımının stratejik öncelikler arasına alınması bu açıdan önemli.
Yapay zeka ve kuantum çağının dünyasında, gençlerini teknoloji üreten, girişim kuran, dünyayla rekabet eden ve kendi medeniyet birikiminden güç alan bireyler olarak yetiştirebilen ülkeler öne çıkacak.
'Türkiye Yüzyılı Vizyonu'nun ikinci 25 yılının denklemi böylece tamamlanmış oluyor; 'Üretim Egemenliği. Jeostratejik Egemenlik. Toplumsal Egemenlik ve İnsani Egemenlik. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğinde, AK Parti'nin 'İlk 25 Yılı' Türkiye'nin uluslararası ekonomi-politik sistemdeki iddiasını tahkim edecek bir kapasite inşası süreciydi. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve dirayetinde, 'İkinci 25 Yıl'ın büyük sınavı ise, rekor ve reformalarla örülmüş Milli Kapasiteyi küresel üretim gücüne, teknolojik üstünlüğe, büyük bir toplumsal dinamizme ve yeniden küresel düzenin kurulduğu jeopolitik masada vazgeçilmez bir etkiye dönüştürmek. Türkiye Yüzyılı'nın ikinci 25 yılı hayırlı ve uğurlu olsun.