Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında, son yılların en önemli güvenlik ittifakı olabileceği öngörülen Mekke Orta Savunma Anlaşması imzalandı. İttifak kurumsallaşma çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.
Mısır ve Katar gibi aslında bu ittifakın içinde olabilecek ülkeler, Mekke İttifakı'na şu an için üye değil. Bu ittifak, ortak savunma ve güvenliği merkeze alıyor. Tabii ki savunma sanayi ve teknoloji işbirliklerini de kapsıyor.
Bölgesel Dörtlü olarak ifade edilen R4 inisiyatifinde Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan yer alıyor. Bölge ülkelerinden Katar, bu inisiyatife resmi olarak dahil değil. Bölgesel meselelerde, diplomatik diyalog ve eşgüdüm sağlamak ve sorunlara ortak çözüm perspektifi geliştirmek bu inisiyatifin temel işleyiş mantığını oluşturuyor.
Bedir Mutabakatı'na, Türkiye, Endonezya, Katar ve Pakistan imza koydu. Anlaşmanın ağırlık noktasını, ortak savunma sanayi üretimi, teknoloji geliştirme ve eğitim işbirliği oluşturuyor. Ancak, bu konularda geliştirilen kapasite zaten doğrudan ülkelerin güvenlik ve savunmasını da ilgilendiriyor. Karşılıklı yükümlülükler, ortak savunma anlaşmasından doğal olarak farklı.
***
Son dönemde öne çıkan bu
ittifak ve işbirliği modellerinin niçin hayata geçirildiğine cevap aramak önemlidir. Hangi düzeyde etkin ve işlevsel olabileceği, neden
farklı modellere ihtiyaç duyulduğu gibi soruların akla gelmesi de olağandır.
Bir defa, çok üyeli büyük ittifak modelleri önemli sorunlarda karar alamıyor.
İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi, yıllardır üyelerinin ortak güvenlik sorunlarına ve krizlerine etkili cevaplar üretemedi. Bu bağlamda, etkili ve işlevsel güvenlik ittifaklarına duyulan ihtiyaç her geçen gün arttı.
İkinci olarak, ortak savunma yükümlülüğü üstlenmek, o ülkeyle birlikte askeri teknoloji geliştirmekten farklı bir siyasi iradeyi gerektirir. Ayrıca, ülkeler bölgesel ve küresel meselelerde büyük ölçüde ortak bakış açılarına sahip olsalar bile bazı konularda ayrı düşünebilirler. Dolayısıyla da farklılaştıkları konular nedeniyle savunma ve güvenlik ittifakının içinde yer almayabilirler.
Ya da ittifaka üye olan ülkelerden biri ya da birkaçı, ikili ilişkilerinden ya da bölgesel konulardaki tutumlarından dolayı potansiyel adaylar konusunda
çekince koyabilirler. Bu adayları ittifaka almanın, dışarda tutmaktan daha maliyetli olacağını düşünebilirler.
Ancak bölgenin önemli aktörlerinden birinin hiçbir mekanizmada yer almaması,
dışlanmışlık algısını, rakip girişimleri veya mevcut işbirliğine yönelik güvensizliği besleyebilir.
***
Bu bağlamda farklı formatlar, hem belirli kısıtlama ve zorunlulukların hem de ülkelerin tercihlerinin sonucudur. Ortakların tehdit algıları ve taahhüt düzeyleri arasındaki farklılıklar böylece
yönetilebilir.
Bir ülke, savunma sanayinde kapsamlı işbirliğine evet diyebilir. Ancak, ortak savunma yükümlülüğüne hazır olmayabilir. Diplomatik girişimlere katılmayı önemserken, askeri yardımda bulunmayı düşünmeyebilir.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Bölgesel Dörtlü İnisiyatifi (R4) ve Bedir Mutabakatı'na bu açılardan bakmak,
ittifak tercihlerinin mahiyetini anlamak açısından iyi bir çerçeve sunabilir. Tüm bu oluşumların,
birbirini tamamlayan işlevler üstlendiği aşikardır.
Bu girişimlerin her birinin belirli bir ihtiyaca cevap verebileceğini söyleyebiliriz. Ankara, bu ittifakların hepsinde yer alarak
ortak gündem oluşturabilmektedir.
Ayrıca, farklı yapıların sağladığı imkanları birbirini tamamlayacak şekilde
koordine etme fırsatı yakalamaktadır. Yine farklı coğrafyaların sorunlarını
aynı diplomatik zeminde buluşturmakta ve
uygulanabilir uzlaşma imkanları geliştirerek bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır.