Ne zaman paradan söz edilse, söylediğine ilişkin kesin bir kayıt bulunmasa da Napolyon'a mal edilen o meşhur söz hatırlanır: "Savaşı kazanmak için üç şeygerekir: Para, para, para..."
Ne tuhaf değil mi? Birileri bugün aynı sözü siyasete, ticarete, hatta cemaate uyarlamaya kalkınca ortaya son dönemin operasyonları çıkıyor ve devlet nereye dokunsa altından para fışkırıyor. Zaman mı tuhaflaştı, insanlar mı değişti bilemem ama biraz da dijital dünyanın etkisiyle "para hırsı" artık çok daha görünür ve rahatsız edici hâle geldi. Kısa zamanda zengin olma hırsı; şehirleri, doğayı, dini değerleri, ahlakı yerle bir ediyor, insani ilişkileri de kirletiyor.
Bu yüzden yargı ve güvenlik güçleri nereye dokunsa karşılarına devasa para ilişkileri, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları çıkıyor. Paralar adeta havada uçuşuyor... Bunun en görünür ve en çok tartışılan örneği hiç kuşkusuz CHP'li ve Yeni Partili belediyelere yönelik operasyonlardı. Beşiktaş Belediyesi ve İBB'yle başlayan operasyon dalgası diğer belediyelere de sıçrayınca kamuoyu ikiye bölündü: Birileri "siyasioperasyon" dedi, diğerleri "yolsuzluk operasyonu".
Bazen baklava kutularından çıkan eurolar görmezden gelindi, bazen İBB davalarında müteahhitlerin mahkeme salonlarında dile getirdiği para verme iddiaları tartışıldı. Ama kimsenin yüzü kızarmadı. Oysa mesele sadece CHP'li veya Yeni Partili belediyeler de değildi. Sistem anormaldi. Siyaset dâhil hemen her alanda büyük bir çürüme ve kirlenme vardı. Öyle ki siyaset bile artık zaman zaman fikirlerledeğil, parayla dizayn edilir hâle gelmişti.
İki yıl önce belediyelere yönelik operasyonlar başladığında yazmıştım: Türkiye, ayaklarına vurulan prangalardan kurtulacağı yeni bir döneme giriyor ve yeni bir "Temiz Eller" süreci başlıyor. Sadece son iki yıla damgasını vuran operasyonlara bakın.
Yeni nesil suç örgütlerinden siber suçlara, casusluk ağlarından yasadışı bahis yapılanmalarına, belediyelerden kamu kurumlarına kadar onlarca operasyon yapıldı. 50 yıllık terörü devreden çıkarmaya çalışan Türkiye, herhalde para hırsıyla ülkeyi kirleten, zenginleşmek uğruna her yolu mübah gören ve toplumsal adaletsizliği büyüten vurguncuları da görmezden gelemez.
Borsaya dokunuyorsunuz, karşınıza devasa parasal ilişkiler çıkıyor. Holdinglere dokunuyorsunuz, karşınıza kara para iddiaları çıkıyor. Yeni nesil çetelerin zulalarına giriyorsunuz, milyonlarca dolar çıkıyor. Belediyeler zaten ortada. En son kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen yapı üzerinden yürütülen "AlihanKuriş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü" soruşturması ile Furkan Vakfı çevresindeki soruşturmalar gündeme geldi. Birileri bunlara da hemen "siyasi operasyon" yaftası yapıştırdı. Hatta bir aydın şu yorumu bile yaptı: "Devlet, kendisi dışında bir rant mekanizmasıistemiyor."
İyi de arkadaş... Ortada cevap verilmesi gereken sorular varsa devlet sormayacak da kim soracak? Bırakın yapının dış bağlantılarını, şirketlerini, gayrimenkullerini ve yıllar içinde oluşan ekonomik gücünü... Sadece AlihanKuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'e ait olduğu belirtilen tek bir adreste 200 kilogramkülçe altının ele geçirilmesi bile insanın durup düşünmesine yetmiyor mu? Yaklaşık 1.34 milyar liralık altından söz ediyoruz.
Bir dini yapının çevresinde böylesine büyük bir ekonomik güç oluşmuşsa bunun kaynağını sormak dine saldırmak değildir. Tam tersine, dini korumaktır. İş öyle bir noktaya varıyor ki neredeyse yapılan her operasyona "siyasi" deniliyor. Peki o zaman HalukLevent ve Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturmaya ne diyeceğiz? Yunus Emre Enstitüsü'ndeki usulsüzlüklerin açığa çıkarılmasını nereye koyacağız? Tutuklanan borsa spekülatörlerine ne diyeceğiz? Kara para operasyonlarına ne diyeceğiz?
Her birine "siyasi operasyon" diyerek işin içinden çıkabilir miyiz? Çıkamayız. Çünkü mesele artık sağ-sol meselesi değildir. Mesele CHP-AK Parti meselesi değildir. Mesele laikdindar meselesi hiç değildir. Mesele para, güç ve denetimsizlik meselesidir. Devletin görevi de tam burada başlar. Kimin olduğuna bakmadan paranın izini sürmek... Milletin parasını korumak... Ve dini, siyaseti, hayırseverliği veya toplumsal itibarı zenginleşmenin kalkanı haline getirenlere izin vermemek.
İsimler değişir. Tabelalar değişir. Siyasi görüşler değişir. Ama eğer sistem kirlenmişse karşınıza çıkan şey değişmez: Para, para,para... Napolyon'a atfedilen sözle başladık, yine parayla bitirelim: Akçenin bulaştığı cemaat cemaat olmaktan, paranın esir aldığı siyaset millete hizmet etmekten, hesabı verilmeyen yardım da hayır olmaktan çıkar. Türkiye gerçekten yeni bir "Temiz Eller" dönemi yaşayacaksa tek ölçüsü olmalı: Kimin olduğuna değil, ne yaptığına bakmak.