Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ALİ OSMAN KARAOĞLU

Türkiye-Libya Mutabakatı ve Mısır ile Deniz Yetki Andlaşmasının İmkanı

Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorunu enerji kaynaklarının paylaşımını aşan, devletlerin denizlere erişimini ve bölgesel güç dengelerini doğrudan etkileyen stratejik bir mücadele alanına dönüşmüştür. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır gibi devletlerle yaptıkları antlaşmalar üzerinden kendi deniz yetki alanı tezlerini dayatırken Türkiye ise Anadolu kıyılarının uzunluğunu, bölgenin coğrafi özelliklerini ve hakkaniyet ilkesini esas alan bir sınırlandırmayı savunmaktadır. Bu çerçevede 2019 yılından beri uygulanan Türkiye-Libya Mutabakat Muhtırasının Libya Temsilciler Meclisince 20 Ekim 2026'da onaylanması Doğu Akdeniz denklemini yeniden gündeme taşımıştır. Ancak bu gelişmenin asıl önemi mutabakatın hukuki statüsünü ilk kez ortaya koymasından değil Libya'nın doğusundaki siyasi gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda Mısır'ın onaya itiraz etmesi ve Yunanistan ile olan mevcut deniz yetki sınırlandırmasını doğuya doğru genişletme görüşmelerine yönelmesi Türkiye-Mısır arasında benzer bir antlaşmanın stratejik imkanlarını tartışmayı gerektirmektedir.

Türkiye-Libya Mutabakatı ve Mısır'ın Konumu

Türkiye ile Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan "Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" iki ülkenin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) talepleri arasındaki sınırı belirli coğrafi koordinatlar üzerinden düzenlemektedir. Mutabakat Türkiye'nin, Akdeniz'deki deniz yetki alanlarını kendi güney kıyılarından hareketle değerlendiren ve Yunan adalarına geniş deniz alanları tanıyan yaklaşıma karşı geliştirdiği hukuki ve siyasi stratejinin temel sonuçlarından biridir.

Nitekim Girit, Rodos, Kerpe ve Kızılhisar/Meis gibi adalara tam etki tanınması Türkiye'nin kendi deniz alanlarına erişimini önemli ölçüde daraltabilecek bir sınırlandırma sonucuna yol açmaktadır. Türkiye'nin temel itirazı, adaların hiçbir koşulda deniz yetki alanı oluşturamayacağı değildir. Asıl mesele bu adaların kıta sahanlığı ve MEB açısından ne ölçüde dikkate alınacağı ve bunlara tanınacak etkinin Türkiye açısından hakkaniyete uygun bir sonuç doğurup doğurmayacağı meselesidir.

Bu ayrım uluslararası deniz hukukunun doğru anlaşılması bakımından önemlidir. Bir adanın karasularına sahip olabilmesi ile kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırmasında tam etki doğurması aynı şey değildir. Uluslararası yargı kararlarında (örn. Uluslararası Adalet Divanı) adaların coğrafi konumları, büyüklükleri, karşılıklı kıyıların uzunlukları ve sınırlandırmaya etkileri dikkate alınarak bunlara azaltılmış etki tanınabilmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin tezinin hukuki gücü, somut coğrafi koşulların hakkaniyete uygun bir sınırlandırmayı neden gerekli kıldığını ortaya koyabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Libya Temsilciler Meclisinin 20 Ekim 2026'da mutabakatı oy birliğiyle onaylaması ve 2020'deki mutabakatın onaylanmasını reddeden kararı yürürlükten kaldırması siyasi ve hukuki açıdan kayda değer bir gelişmedir. Bununla birlikte mutabakat 2019'da imzalanmış ve 8 Aralık 2019'da yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla bu son karar antlaşmayı ilk kez yürürlüğe sokan bir işlem olarak değerlendirilmemelidir. Mısır'ın bu onaya tepkisi ise konunun yalnızca Türkiye ile Libya arasındaki ikili ilişkilerden ibaret olmadığını göstermektedir. Nitekim 22 Ekim 2026'da gündeme gelen Yunanistan-Mısır MEB sınırlandırmasının doğuya doğru genişletilmesi söylemi Türkiye-Libya Mutabakatının bölgesel diplomasi üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır. Öte yandan 26 Ekim'de Yunanistan, Mısır, GKRY, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği tarafından Mutabakata karşı yapılan ortak açıklama da tartışmanın diplomatik boyutunun genişlediğini ve Mutabakata karşı bir diplomatik blok oluşturma girişimini göstermektedir.

Mısır'ın Mevcut Antlaşmaları ve Türkiye-Mısır Uzlaşısının Önemi

Türkiye ile Mısır arasında Libya'dakine benzer bir deniz yetki alanları sınırlandırma antlaşmasının mümkün olup olmadığını değerlendirirken Kahire'nin mevcut deniz yetki antlaşmalarını dikkate almak gerekir. Mısır, GKRY ile 17 Şubat 2003'te MEB sınırlandırma antlaşması imzalamış ve bu antlaşma 7 Mart 2004'te yürürlüğe girmiştir. Antlaşma, iki ülkenin kıyılarına eşit uzaklıkta bulunan orta hattı esas almakta ve sınırlandırmayı sekiz koordinat noktası üzerinden belirlemektedir. Ayrıca antlaşmanın 3. maddesi taraflardan birinin başka bir devletle MEB sınırlandırmasına yönelik müzakerelerde bulunması halinde (diğer devletin sınırının etkilenebileceği durumlarda) nihai antlaşma yapılmadan önce karşı tarafa bildirimde bulunulmasını ve danışılmasını öngörmektedir. Bu hüküm, Mısır'ın Türkiye ile görüşme yapmasının önünde mutlak bir engel oluşturmamaktadır. Ancak Türkiye ile olası bir sınırlandırmanın mevcut antlaşmayla ilişkisi ve GKRY ile yürütülecek istişare ihtimali bakımından önem taşımaktadır.

Öte yandan Mısır'ın Yunanistan ile 6 Ağustos 2020'de imzaladığı ve 2 Eylül 2020'de yürürlüğe giren MEB sınırlandırma antlaşması da değerlendirmeye dâhil edilmelidir. Bu antlaşma iki ülke arasındaki deniz alanlarının yalnızca bir bölümünü sınırlandırmakta, dolayısıyla Mısır'ın Yunanistan ile mevcut bir antlaşmasının bulunması Kahire'nin Akdeniz'deki bütün deniz yetki alanlarını başka devletlerle sınırlandırdığı veya yeni bir antlaşma yapmasının hukuken imkansız olduğu anlamına gelmemektedir. Ayrıca Mısır'ın 11 Aralık 2022 tarihli ve 595 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararıyla Akdeniz'deki batı deniz sınırlarına ilişkin koordinatları belirlemesi ve bunları Birleşmiş Milletler'e sunması Kahire'nin deniz yetki alanları politikasının yalnızca ikili antlaşmalardan ibaret olmadığını göstermektedir.

Esasen Mısır açısından Türkiye ile doğrudan bir sınırlandırma; mevcut antlaşmaların kapsamadığı alanlardaki belirsizlikleri azaltabilir, yetki alanlarını genişletebilir, deniz kaynaklarının araştırılması ve işletilmesi bakımından yeni iş birliği imkanları yaratabilir ve bölgesel enerji denkleminde Kahire'nin hareket alanını genişletebilir. Türkiye'nin enerji altyapısı ve pazarlara erişim imkanları ile Mısır'ın doğal gaz kaynakları ve sıvılaştırılmış doğal gaz altyapısı böyle iş birliğinin ekonomik boyutunu katlayacak unsurlardır.

Bununla birlikte halihazırda Mısır'ın, Yunanistan ve GKRY ile ilişkileri, diğer devletlerle yakınlığı, Doğu Akdeniz'deki güvenlik değerlendirmeleri ve güncel açıklamaları dikkate alındığında bir sürece ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Oysa Mısır-Türkiye müzakeresi, her iki ülkenin önünde yeni ufuklar açabilecek önemdedir.

Uluslararası Hukuk Bakımından Muhtemel Türkiye-Mısır Uzlaşısının Esasları

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında belirleyici hukuki ölçüt taraflardan birinin siyasi tercihinden ziyade uygulanabilir uluslararası hukuk kuralları ile hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşılmasıdır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 74. ve 83. maddeleri sırasıyla MEB ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasında uluslararası hukuka uygun bir antlaşma yoluyla hakkaniyete uygun çözüme ulaşılmasını öngörür. Türkiye Sözleşme'ye taraf olmamakla birlikte hakkaniyete uygun sonuç elde edilmesi gereğini defaatle dile getirmiştir. Hakkaniyete uygun bir çözüm için de deniz sınırlandırmasına ilişkin uluslararası içtihatların kılavuzluğu merkezi bir öneme sahiptir.

Uluslararası Adalet Divanı'nın ve diğer uluslararası yargı mercilerinin uyguladığı yöntem çoğunlukla önce geçici bir uzaklık hattı oluşturulması, ardından ilgili coğrafi koşulların bu hattın değiştirilmesini gerektirip gerektirmediğinin incelenmesi ve son olarak ortaya çıkan sonucun kıyı uzunlukları ile sınırlandırılan alan bakımından açık bir orantısızlık doğurup doğurmadığının değerlendirilmesi şeklinde ilerlemektedir. Bu yaklaşım eşit uzaklık yönteminin her olayda otomatik ve değiştirilemez bir sonuç doğurmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca hakkaniyet ilkesi de devletlere istedikleri sınırı tek taraflı biçimde belirleme yetkisi vermemektedir. Bu anlamda Türkiye ile Mısır arasında yapılacak olası bir antlaşmanın hukuki çerçevesi ilgili kıyıların coğrafi özellikleri, karşılıklı deniz alanları ve mevcut sınırlandırmalar birlikte değerlendirilerek oluşturulacak gerekçeli bir çizgiye dayalı olacaktır.

Bilindiği üzere Türkiye, Yunanistan ile olası bir antlaşmanın da yine hakkaniyet temeline dayanması gerektiğini ifade etmektedir. Oysa Yunanistan'ın Kızılhisar/Meis, Midilli ve İstanköy/Kos gibi Türkiye anakarasına yakın adalara tam deniz yetki alanı tanınmasını talep etmesi uyuşmazlığın çözümünü daha da güçleştirmektedir. Yunanistan her ne kadar Türkiye'yi dışarıda bırakarak İtalya, Mısır ve İsrail gibi devletlerle sınırlandırma girişimlerinde bulunmuşsa da Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin temel ilkeleri uyarınca Türkiye, tarafı olmadığı bu antlaşmalarla bağlı değildir. Söz konusu girişimler Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını ortadan kaldırmamaktadır. Türkiye gibi Doğu Akdeniz'de çok uzun bir kıyı şeridine sahip bir devletin dışlandığı düzenlemelerin Türkiye'nin rızası olmaksızın onun haklarını sınırlaması mümkün değildir.

Ancak Mısır'ın Yunanistan ve GKRY ile imzaladığı antlaşmaların da Türkiye ile yapacağı olası bir antlaşmayı girift duruma soktuğunu belirtmek gerekir. Bu anlamda bölge devletlerinin Libya-Türkiye antlaşmasını kınamak yerine Türkiye'yi denklemden dışlayamayacaklarının farkına varmaları ve yeni bir uzlaşı zemininin yollarını aramaları gerekmektedir. Böyle bir uzlaşmanın amacı bir devletin iddialarını diğer devletlere tek taraflı olarak kabul ettirmek değil karşılıklı rızaya dayalı ve uluslararası hukuk bakımından savunulabilir bir sınırlandırma olmalıdır.

Türkiye bakımından izlenmesi gereken yol ise Libya ile yapılan mutabakatı bölge sathında genişleterek Mısır gibi bölge ülkeleriyle müzakereleri genişletmek olabilir. Türkiye ile Mısır'ın karşılıklı hak ve yükümlülüklerini dikkate alan, ekonomik iş birliği imkanlarını somutlaştıran ve geliştiren bir müzakere zemini oluşturulabilirse gelecekte ortak çıkarlar genişleyebilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA