Türkiye'nin en iyi haber sitesi

KEMAL İNAT

Almanya Seçimleri: Siyonizmin Almanya Siyasetine Etkisi

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Almanya'nın Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde geçen hafta sonu yapılan seçimler birçok yönüyle Alman siyasal sistemi açısından ilklere sahne oldu. Her şeyden önce iktidardaki kitle partisi CDU'nun (Hıristiyan Demokratlar Birliği) Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki seçimlerde yüzde 5 barajının altında kalması en büyük sansasyon oldu. Bu sonuçla birlikte, İkinci Dünya Savaşı sonrasından beri Alman siyasal sistemine damgasını vuran bu parti ilk defa bir eyalet parlamentosunda temsil edilmeme durumuyla karşı karşıya kaldı. Bu sonuç, Adenauer'in, Helmut Kohl'ün ve Merkel'in partisi olan CDU'nun artık kitle partisi olma özelliğini kayıp mı ettiği, merkezden çevreye doğru mu savrulduğu sorusunun daha sık sorulmasına yol açtı. Bu partinin oylarının Almanya genelindeki kamuoyu yoklamalarında da yüzde 16-17 bandında kalarak aşırı sağcı AfD'nin (Almanya için Alternatif) yaklaşık 12 puan gerisinde olması da bu soruların yoğunlaşmasına neden oluyor.

Seçimlerin önemli sonuçlarından biri de AfD'nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde aldığı yüzde 38,2'lik oyla birinci parti olmasıydı. İki hafta önce yapılan Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerindeki yüzde 43,8'lik oyun ardından bir başka eski Doğu Almanya eyaletinde bu oya ulaşması AfD'nin artık Almanya'nın yeni kitle partisi olduğu yorumlarının yapılmasına neden oldu. Federal düzeyde yapılan son anketlerde bu partinin yüzde 28 oy oranında görünmesi bu partinin Almanya siyasetini derinden etkileyecek konuma geldiğini gösteriyor. Almanya'nın Avrupa Birliği içerisinde oynadığı büyük rol düşünüldüğünde, AfD'nin Avrupa siyasetinin geleceğinde de ciddi etkisi olacağı sonucunu çıkarmak yanlış olmayacaktır. Partinin AB konusundaki eleştirel görüşleri dikkate alındığında ise bu etkinin pozitif olmayacağı açıktır.

Seçimlerin bir diğer önemli sonucu ise Almanya'da aşırı sol olarak görülen ve Hıristiyan Demokratların bu nedenle koalisyon yapmayı ilkesel olarak reddettikleri Sol partinin (Die Linke) Berlin eyalet seçimlerini yüzde 25,7 oy oranına ulaşarak açık farkla kazanması oldu. Eski eş başkanlarından Sahra Wagenknecht'in ayrılıp BSW isimli yeni bir parti kurarak partiyi bölmesinin ardından zor günler geçiren Sol partinin Almanya'nın başkentinde bu başarıyı elde etmesi birçok açıdan ülke siyasetinde önemli bir kırılma olarak yorumlandı.

İlk olarak, Sol parti daha önce de koalisyon hükümetlerine katılmıştı, hatta Thüringen eyaletinde başbakan bile çıkarmıştı. Ancak bu partinin güçlü olduğu eyaletler eski Doğu Almanya eyaletleriydi. Doğu Alman eyaletleri dışında sadece Bremen'de koalisyonun en küçük ortağı olarak hükümete dahil olmuştu. Şimdi Berlin'de kendisinden sonra gelen partiden 7 puan daha fazla oy alarak başkentte açık farkla en büyük parti haline gelmesi, aşırı sağın ardından aşırı solun da mı bir kitle partisi çıkardığı sorularının sorulmasına neden oldu. Bu durum daha önce Fransa ve İtalya'da görülen eski merkez sağ ve sol partilerin kenara itilip aşırı sağ ve sol partilerin merkeze yerleşmesi olgusunun Almanya'da da kendini göstermeye başladığının işareti olarak okunabilir.

İkinci olarak, Sol partinin Yeşiller ve SPD ile bir koalisyon hükümeti kurması durumunda Baden-Württemberg eyaletinin ardından ikinci bir eyalette daha Türkiye kökenli bir siyasetçinin Almanya'da eyalet düzeyinde başbakan olması söz konusu olacak. Sol partinin Berlin'deki başbakan adayı Elif Eralp normal koşullarda Berlin'de başbakanlık koltuğuna en yakın isim olarak görülüyor. Ancak bu partinin başkentte yönetimi üstlenmesini engellemek için çalışan çok fazla aktör var.

Anti-semitizm silahı

Her şeyden önce Almanya'da çok etkili olan siyonistler, anti-semitizm silahını çekmiş durumdalar. Bu silahın hedefi İsrail'in Gazze'deki soykırımını ve Batı Şeria'daki yerleşimci teröristlerin saldırılarını eleştiren bütün kesimler. Diğer Batılı ülkelerin çoğunda olduğu gibi, Almanya'da da özellikle "aşırı sol" olarak tanımlanan çevrelerin bu konuda oldukça ilkeli bir tavır gösterdikleri ve Almanya'nın genel olarak soykırımı destekleyen politikalarından ayrışarak İsrail'deki soykırımcı Netanyahu hükümetinin politikalarına karşı çıktıkları biliniyor. Siyonistlerin çabaları sonucu Batı'da artık İsrail saldırganlığını eleştirmek ve siyonizme karşı çıkmak anti-semitist olmakla eşdeğer görüldüğü için Almanya'daki Sol Parti de bu eleştirel tutumundan dolayı anti-semitizm suçlamasına maruz kalıyor.

Berlin seçimlerinin ardından diğer partilerin neredeyse tamamının Sol Partiyi anti-semitist olmakla suçladıkları görülüyor. Bu partiler arasında Sol Partinin muhtemel koalisyon ortakları Yeşiller ve SPD'nin de olması Berlin'de bu parti öncülüğünde bir hükümet kurulmasını ve Elif Eralp'in başbakan olmasını zora sokabilir. Bu durumda Eralp'in Berlin'de başbakan olması anti-semitizm silahını elinde tutan aktörlerin niyetine bağlı olacak.

Anti-semitizm silahının kimlerin elinde olduğunun, onların niyetinin ne olduğunun, bu silahın kimlere doğrultulduğunun ve onların nasıl bir yol izleyeceklerinin bilinmesi de Eralp'in Berlin'de başbakanlık koltuğuna oturup oturamayacağı açısından önemlidir. Silahı elinde tutan siyonistler Almanya'da İsrail saldırganlığının ve Gazze'deki soykırımın eleştirilmesini önlemek istiyorlar. Sol parti mensupları içerisinde bu eleştirileri yapanların oranı çok olduğundan, bu parti yönetimine "İsrail'i eleştirmeyi bırakmazsanız iktidar olmanıza müsaade etmeyiz" mesajı veriyorlar.

Anti-semitizm silahının dolaylı olarak hedef aldığı Yeşiller ve SPD'ye verilen mesaj ise "Sol partinin Berlin'de başbakan çıkarmasına koalisyon ortağı olarak destek verirseniz siz de bunun sonuçlarına katlanırsınız" mesajı veriliyor. Bu partilerin içerisinde de siyonizmi destekleyen ya da siyonistlerin Almanya'daki gücünü bilen ve bundan korkan aktörler olduğu için bu mesajın etkili olduğu görülüyor. Gerek SPD gerekse Yeşiller'den Sol Partiye yönelik olarak "içindeki anti-semitistlerin (yani İsrail soykırımını eleştirenlerin) temizlenmesi çağrısı yapılıyor.

Anti-semitizm silahının doğrudan hedefi olan Sol Partinin bu baskı altında nasıl bir politika izleyeceği Berlin'de hükümeti kurup kuramayacağı konusunda belirleyici olacak. Seçmenin kendisine aynı zamanda Almanya'nın İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırıma destek veren politikasını eleştirdiği için oy verdiği gerçeğini unutmayarak dik durmayı seçerse Berlin'i yönetme şansını riske atabilir. Aksine, gelen baskılar karşısında artık İsrail saldırganlığını eleştirmeyeceği sözünü verirse Berlin'de Sol Parti liderliğinde bir koalisyon hükümeti görebiliriz.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA