19 Ağustos 2011'de, kıtlığın en ağır günlerinde, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan eşi, çocukları, bakanları ve milletvekillerinden oluşan bir heyetle Mogadişu'ya inmişti. O gün konuşulan şey yardım miktarı olmadı. Güvenlik uyarılarına rağmen yerinden edilmişlerin yaşadığı kamplara gitmekteki ısrar oldu. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, bu unutulmaz davranışın 15. yıl dönümü dolayısıyla verdiği onur yemeğinde o günü anlatırken, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın yolda arabayı durdurup çocuklara neden okulda olmadıklarını sorduğunu, aldığı okul bulunmadığı cevabından bugünkü okulların ve hastanelerin doğduğunu ifade etti. İşte bu yaklaşım 15. yılında dahi hala minnetle anılıyor.
Bugünkü tablo ise şöyle görünüyor. 2011'de Mogadişu'ya bir uçak indi. 2026'da bu şehrin yüzlerce kilometre açığına bir sondaj gemisi demirledi. Dolayısıyla aradaki 15 yıllık fark ilişkinin niteliğidir. On beş yıl önce Somali için bir şeyler yapılıyordu. Bugün ise Somali ile birlikte yapılıyor. İşte Türkiye'nin farkı da burada ortaya çıkıyor.
Modeli Kim Tanımlıyor?
Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh'in konuşmasının en dikkat çekici bölümü, Türkiye'nin yaklaşımını "balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek" formülüyle anlatmasıydı. Bu cümlenin analitik değeri içeriğinden ziyade kimin söylediğinde saklı.
Kalkınma iş birliği literatüründe bir modelin meşruiyeti genellikle veren tarafça ilan edilir. Türkiye-Somali ilişkisinde ise tam tersi oldu. Yani modeli, alan ülkenin devlet başkanı kendi kelimeleriyle tanımladı. Hasan Şeyh, yatırım tutarının nakit olarak verilmesi halinde harcanıp biteceğini, oysa bugün petrol çalışmaları için kendi personelinin eğitildiğini söyledi. Türk halkını da Somali'nin bugün yazılmakta olan tarihinin bir parçası saydığını ifade etti. Somali'ye yardım ederken hayatını kaybeden Türk vatandaşları için halkından dua istedi.
Aynı yaklaşım güvenlik alanında da işliyor. Hasan Şeyh, Türkiye'nin hem askerlerini eğittiğini hem ihtiyaç duydukları teçhizatı sağladığını, bunun el-Şebab'la mücadelede belirleyici bir fark oluşturduğunu söyledi. Buradaki ayrım oldukça önemli. Yalnızca platform tedarikine dayalı bir model dışa bağımlılık riskini artırırken, insan yetiştirmeye yapılan yatırım yerel kapasitenin kalıcılaşmasını sağlar. TÜRKSOM üzerinden eğitilen Gorgor birlikleri bugün Somali ordusunun öne çıkan profesyonel unsurları arasında yer alıyor ve bu birlikler tamamen Somalili askerlerden oluşuyor. Kısacası Somali'nin kendi personeliyle yürüttüğü operasyonların oranı yükseliyorsa model çalışıyor demektir.
Hasan Şeyh ilişkilerin seyrini kendi sıralamasıyla önce yardım, ardından altyapı, güvenlik ve ekonomi, sonrasında daha güçlü bir ortaklık olarak özetliyor. Bu, dışarıdan yapılan bir tasnif olmaktan ziyade muhatabın kendi çerçevesi olması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu, bir teşekkür cümlesinden fazlasıdır. Dış politikada en zor kazanılan şey, ortağın sizin anlatınızı kendi anlatısı haline getirmesidir. On beş yılın en somut kazanımı belki de tam olarak budur.
Denizde Egemenlik Kapasitesi
Somali'yi yıllarca karadan okuyan yaklaşım yerine bugün dikkat çeken bir başka dönüşüm denizdeki egemenlik kapasitesinde yaşanıyor. 3 bin 333 kilometrelik kıyı şeridi ve 830 bin kilometrekareyi aşan münhasır ekonomik bölgesiyle Somali, aslında bir kara ülkesinden çok bir deniz ülkesidir. Oruç Reis'in Somali'de üç blokta yürüttüğü sismik çalışma ve ardından Çağrı Bey'in derin deniz sondajı, bu gerçeğin sahadaki karşılığıdır. Hasan Şeyh'in ifadesiyle, daha önce kaynakları çıkaracak bütçe ve beceri sorgulanırken bugün araştırma ve sondaj gemileri art arda Somali açıklarına geliyor.
Ancak asıl kazanımı rezervde aramak yanıltıcı olur. Sondaj sürüyor ve bugün itibarıyla açıklanmış bir sonuç bulunmuyor. Hasan Şeyh'in gelecek yıl için dile getirdiği beklenti ise umut vericidir. Somali bugün kendi deniz yetki alanında lisans veren, çevresel değerlendirme yapan ve gelir çerçevesi oluşturan bir devlet. Egemen haklar, ilan edilmekle değil, kullanıldıkça anlam kazanıyor. Üstelik bu kapasitenin en yakın vadeli getirisi yasa dışı avcılıkla mücadele ve balıkçılık değer zinciridir.
Ortaklığın Üçüncü Aracı: Uzay
Aralık 2025'te imzalanan uzay iş birliği anlaşması ise ilişkiyi bir kez daha yeni bir katmana taşıdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hasan Şeyh ile düzenlediği ortak basın toplantısında Somali'de bir uzay limanı kurulacağını duyurmuştu. Tesis, Mogadişu'nun yaklaşık 70 kilometre kuzeyindeki Warsheikh kıyısında yükseliyor.
Somali ekvatora yakın, kıyısı okyanusa bakıyor. Hint Okyanusu'na açılan fırlatma güzergâhı, roket kademelerinin yerleşim alanlarına veya komşu ülkelere düşmesi riskini önemli ölçüde azaltıyor. Dünyanın dönüş hızından ekvatora yaklaştıkça daha fazla yararlanılması, özellikle doğuya yapılan fırlatmalarda aynı roketle daha fazla yükün daha verimli biçimde yörüngeye taşınmasına imkan veriyor. Ancak bu faydaların yanında iş birliğinin stratejik anlamı teknik boyutlardan daha büyüktür. Bir uzay limanı on yıllara yayılan bir taahhüttür. İnşası da getirisi de uzun vadelidir ve proje bugün henüz ilk fazındadır. Sonuçlarını konuşmak için erken ancak Türkiye, Afrika'daki yardım, altyapı ve güvenlik ortaklığına artık yüksek teknoloji boyutunu da ekliyor. Somali ise bu dönüşümün ev sahibi.
On beş yıllık gidişata bakıldığında 2011'de bir uçak Mogadişu'ya indi, 2026'da Çağrı Bey Somali açıklarında sondaja başladı ve şimdi aynı ortaklığın ufkunda bir roket rampası yükseliyor. Üçünde de asıl soru "Somali bu süreçte nerede duruyor?" olarak bulunuyor. On beş yıl önce yardımın muhatabı olan Somali'nin bugün güvenlikte kendi askerini yetiştiren, denizde kendi kaynaklarını yöneten ve yüksek teknoloji projelerine ev sahipliği yapan bir aktöre dönüşmesi, Türkiye-Somali ortaklığının on beş yılda aldığı mesafenin en somut göstergesidir.