Türkiye'nin en iyi haber sitesi

TUNÇ DEMİRTAŞ

Ankara Zirvesi ve NATO 3.0: Caydırıcılığın Güney Sınırı

7-8 Temmuz'da Ankara'nın ev sahipliği yapacağı NATO Liderler Zirvesi'nin gündemi büyük ölçüde belli. Savunma harcamalarının somut yeteneğe dönüştürülmesi, savunma sanayii üretiminin artırılması, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi ve Rusya'ya karşı caydırıcılığın güçlendirilmesi.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin "NATO 3.0" olarak adlandırdığı dönüşüm, ittifakın Lahey'de verdiği sözleri Ankara'da uygulamaya geçirmesini hedefliyor. Ancak zirvenin resmi başlıkları arasında görünmeyen, buna rağmen NATO'nun güney kanadını doğrudan ilgilendiren bir hat da var. Akdeniz'in güneyinden Sahel'e, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan bu hat, ittifakın caydırıcılık denklemine dahil edilmesi gereken bir boyutu temsil ediyor.

Bu, Ankara Zirvesi'nin merkezine oturacak bir mesele olmasa da NATO'nun gündemi hala büyük ölçüde Rusya ve Ukrayna eksenli. Ama güney komşuluğun risk haritasında hak ettiği yeri de görmezden gelmemek gerekiyor. NATO, 2024 Washington Zirvesi'nde güney komşuluğuna yönelik daha güçlü, daha stratejik ve sonuç odaklı bir eylem planını kabul etti. Hatta bir özel temsilci atadı. Ürdün'de bir irtibat ofisi açtı. Bu adımların arkasında, doğu kanadındaki caydırıcılık kadar güney kanadındaki istikrarın da aynı güvenlik denkleminin parçası haline geldiği kabulü yatıyor. Dolayısıyla bu denklemin önemli bileşenleri arasında Afrika kıtası da yer alıyor.

Caydırıcılık Akdeniz'de Bitmiyor

Bu hattın en somut göstergesi göç. Ancak göçü yalnızca bir tehdit olarak okumak hem insani gerçekliği hem de bu hareketliliğin arkasındaki savaş, yoksulluk ve iklim baskısını görmezden gelmek olur. Tunus kıyılarına 125 kilometre mesafedeki İtalya'ya ait olan Lampedusa adası ile Fas sınırındaki Ceuta ve Fas'a 100 kilometre uzaklıkta olan İspanya'ya ait olan Kanarya adaları, Kuzey Afrika'daki istikrarla Avrupa'nın sınır güvenliği arasındaki bağı somutlaştıran iki nokta.

Ancak yine de Afrika kaynaklı göçün ölçeği ve yönü abartılmamalıdır. Kıtasal ölçekte değerlendirildiğinde, Afrika'dan NATO ülkelerine yönelen göç görece sınırlı kalmaktadır. Bununla birlikte, belirli Akdeniz güzergahlarında yoğunlaşarak siyasi ve insani baskılar oluşturabilmektedir. Dolayısıyla Mısır, Tunus ve Fas hem geçiş güzergahı olarak hem de Akdeniz güvenliğinin asli ortakları olarak öne çıkıyor.

Enerji ve ticaret güvenliği ise bakışı Kızıldeniz'e taşıyor. Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları Babülmendep-Süveyş hattının kırılganlığını gösterdi. Gemilerin Ümit Burnu'na yönelmesi taşıma sürelerini ve maliyetleri artırdı. Sudan'daki savaş, Somali'de süren terörle mücadele ve Afrika Boynuzu'ndaki gerilimler bu hattın güvenliğini doğrudan etkiliyor. Bunun anlamı NATO'nun Afrika'ya askeri olarak genişlemesi olmasa da deniz güvenliği, erken uyarı, istihbarat paylaşımı ve yerel kapasite desteği gibi alanlarda ortaklıkların derinleştirilmesi olarak öne çıkıyor.

Rekabetin Ortasında Ortaklık

Güney kanadın ağırlığını artıran bir diğer unsur, büyük güç rekabetinin kıtadaki yansımaları. Mali'de Wagner'in yerini Kremlin'e bağlı Afrika Kolordusu'nun alması, Rusya'nın güvenlik alanındaki varlığını daha doğrudan bir devlet mekanizmasına dönüştürdüğünü gösteriyor. Sudan'da Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü arayışının sürmesi de benzer bir eğilime işaret ediyor. Çin'in etkisi ise limanlar, dijital altyapı ve kritik mineral yatırımları üzerinden ilerliyor. Nitekim kobalt, manganez ve platin grubu metaller bakımından zengin olan kıta, tedarik zinciri rekabetinin yeni sahnesi haline geliyor. Yine de bu tabloyu Afrika'yı dış güçler arasında paylaşılan bir satranç tahtasına indirgeyerek okumak yanlış olur. Afrikalı devletler kendi güvenlik tercihlerini ve kalkınma önceliklerini belirleyen özneler. Dolayısıyla Batı'nın kıtayla kuracağı ilişkinin kalıcılığı da egemenliğe saygı ve karşılıklı faydaya bağlı.

Bu noktada Mısır, Fas, Tunus ve Kenya'nın ABD tarafından "NATO Üyesi Olmayan Müttefik Ülkeler" statüsünde tanınması dikkat çekici. Ancak bu, NATO'nun değil ABD'nin ikili bir mekanizması. Mısır, Fas ve Tunus ayrıca NATO'nun Akdeniz Diyaloğu'nun parçası. Kenya'ya statü verilmesiyse Washington'ın Afrika Boynuzu ve Hint Okyanusu'na verdiği önemin göstergesi. Yani NATO ile Afrika arasındaki ilişki, tek bir çerçeveye sığmayan, çok katmanlı bir ağdan oluşuyor.

Türkiye'nin Farkı Net: Askeri Kapasite, Yetenek ve Diplomasi

Türkiye'nin konumu çok açık şekilde ayrışıyor. Yıllardır kendi ihtiyaçlarını karşılayan savunma sanayii kapasitesine yatırım yapan Türkiye, insansız hava aracından elektronik harbe uzanan bir üretim zincirini somut askeri yeteneğe dönüştürmeyi başardı. Rutte'nin Ankara Zirvesi öncesi ASELSAN'ı ziyaret ederek Türkiye'nin "savunma sanayisi devrimine öncülük ettiğini" vurgulaması bu kapasitenin ittifak düzeyinde de görüldüğünü teyit ediyor. Afrika, bu ürünlerin sahadaki etkisinin görüldüğü bölgelerden biri. Terörle mücadeleden sınır güvenliğine kadar birçok alanda tercih ediliyor.
Ancak Türkiye'nin Afrika'daki katkısı sadece savunma sanayii ihracatından ibaret değil. Somali'de TURKSOM üzerinden yürütülen eğitim faaliyetleri, güvenliğin dışarıdan sürekli sağlanması yerine yerel kurumların kendi kapasitesini inşa etmesini hedefliyor. Etiyopya ile Somali arasında 2024'te imzalanan Ankara Bildirisi de iki ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğüne bağlılığını teyit ederek bir krizi diyalog yoluyla yönetmenin örneğini sundu. Arabuluculuk elbette askeri caydırıcılığın yerini tutmaz. Ancak bir çatışmayı daha büyümeden durdurabilmesi bakımından önleyici bir güvenlik mekanizması işlevi görür.

"NATO 3.0", harcamaların artırıldığı ve kaynakların doğru yerde kalibre edildiği bir yapı olmalı. Güney kanadın risklerinin doğru okunması, Afrika ülkeleriyle eşit ortaklıkların kurulması ve krizlerin çatışmaya dönüşmeden yönetilmesi bu dönüşümün tamamlayıcı parçaları. Bu kalibrasyon, ittifakın geleneksel kolektif savunma kodlarına dönerken güncel uluslararası konjonktürü de hesaba katmasını gerektiriyor. Zira Rusya ve Çin'in kıtadaki etkisi Afrika'nın olduğu kadar Avrupa'nın güney sınırının da meselesi.

Ankara Zirvesi'nin başarısı Rusya'ya karşı alınacak tedbirlerin yanı sıra, NATO'nun değişen güvenlik coğrafyasını ne kadar isabetli okuduğuyla da ölçülecek. Türkiye ise saha tecrübesi, savunma sanayii kapasitesi ve arabuluculuk birikimiyle bu haritanın şekillenmesine katkı sunabilecek müttefiklerin başında geliyor. Afrika'yı zirvenin ana gündemine taşımadan, ama güney kanadın geleceğini düşünürken kıtayı unutmadan bir NATO vizyonu, Ankara'nın ev sahipliğinden geriye kalacak en kalıcı katkılardan biri olabilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA