Mali'de 25 Nisan'da yaşananlar, bir saldırı dalgasından ibaret değildi. Bu, Sahel'de devletin nasıl düşmeden çözülebileceğini gösteren yeni bir eşikti. Bamako düşmedi. Ancak Mali devletinin damarları hedef alındı.
Bamako'nun düşüp düşmeyeceği tartışılan bir konu olsa da bu ihtimal kısa vadede mümkün görünmüyor. İlk olarak Mali, yaklaşık 1,2 milyon kilometrekarelik çok geniş bir ülke. İkinci olarak birkaç bin kişilik silahlı yapının bu ülkeyi klasik anlamda yönetmesi hiç gerçekçi değildir. Kaldı ki niyet ve yetenekler bağlamında düşünüldüğünde terör örgütünün böyle bir iddiasının olduğu görülmüyor. Ancak bu durum tehdidin küçük olduğu anlamına gelmez. Zira JNIM'in temel hedefi ülkeyi yönetmekten çok devleti işlevsiz hale getirmek olarak görülüyor.
Başkent Düşmeden Devlet Nasıl Zayıflatılır?
Yolların kesilmesi, yakıt ve ticaret akışının durdurulması, askeri karakolların vurulması, başkent çevresinde korku üretilmesi ve kuzeyde devlet otoritesinin geriletilmesi bu stratejinin parçaları. Kidal'in kaybı, Kati'ye saldırı, Tessalit ve Ber hattındaki çözülme, Intahaka altın madeni çevresindeki hareketlilik ve Bamako'ya giden ana güzergahların baskı altına alınması aynı tabloya işaret ediyor.
Bu nedenle Mali'de devlet bir günde düşmüyor. Daha tehlikeli bir şey oluyor. Devlet yavaş yavaş boğulmaya çalışılıyor. Öte yandan ekonomik damarlar kesiliyor. Lojistik hatlar zayıflatılıyor. Güvenlik bürokrasisinin itibarı sarsılıyor. Başkent psikolojik baskı altına alınıyor. Bu süreçte elbet iç dinamikler var. Ancak bunun yanı sıra dış aktörlerin süreç içinde istihbari faaliyetlere ve bölgeyi güvenliksizleştirmeye yönelik desteklerine yönelik iddialar da yerelde konuşuluyor.
Rusya'nın Mali'deki güvenlik sağlayıcı rolü de bu saldırılarla birlikte daha fazla tartışılır hale geldi. Wagner'den Africa Corps'a dönüşen yapı, Mali'de yönetime kısa vadeli destek sunmuştu. Ancak son gelişmeler, Rus modelinin geniş coğrafyada sürdürülebilir güvenlik üretme kapasitesinin sınırlı kaldığını gösterdi. Nitekim Mali Savunma Bakanı ve ailesinin saldırılarda öldürülmesi, istihbarat başkanı ve Genelkurmay Başkanı'nın yaralanması Rusya'nın, Mali'de en azından yönetimi ne kadar koruyabildiğini sorgulatmıştır. Nitekim rejimi ve çıkar alanlarını korumak ile devleti bütün coğrafyada işler hale getirmek başka meselelerdir.
Türkiye İçin Anlamı ve Afrika Politikamız Açısından Ders
Mali krizi Türkiye açısından uzak bir Afrika güvenlik dosyası değildir. Bu kriz, Ankara'nın Afrika politikasının geleceği açısından önemli dersler içermektedir. Zira Sahel bugün Afrika'daki en kırılgan güvenlik kuşağıdır. Mali, Burkina Faso ve Nijer hattında devlet kapasitesi zayıflatılmaya çalışılırken, silahlı örgütler askeri, siyasi ve ekonomik baskı da üretmektedir.
Mali'deki kriz Türkiye için üç nedenle önemlidir. Birincisi, Sahel'deki güvenlik boşluğu Kuzey Afrika, Batı Afrika ve dolaylı da olsa Akdeniz hattını etkileyen daha geniş bir istikrarsızlık üretiyor. İkincisi, Türkiye'nin Afrika'daki savunma sanayii, diplomasi ve kalkınma temelli angajmanı bu tür krizlerde doğrudan test ediliyor. Üçüncüsü, Mali dosyası Ankara'ya Afrika politikasının bölgesel güvenlik mimarisiyle birlikte düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Süreç geneline bakıldığında Türkiye'nin ilk refleksi doğru olmuştur. Ankara, Mali'nin toprak bütünlüğüne ve devlet otoritesine destek veren dengeli bir tutum almıştır. Bu çizginin sahada karşılığı olduğu korunmalı olduğu unutulmamalı. Türkiye'nin Sahel'deki önceliği kısa vadeli nüfuz arayışı hiç olmadı. Bundan ziyade riskleri sınırlamak ve kıta ülkelerinin meşru devlet kapasitesini güçlendirmek olarak öne çıkıyor. Bu sürecin de aynı şekilde güçlenerek devam etmesi ve yakın zamanda bölgede yeni olumlu gelişmelerin de yaşanacak olması beklenmeli.
Ancak Türkiye, aceleci bir askeri angajmana sürüklenmemeli. Mali sahası basit değil. Tuareg meselesi, Fulani dinamikleri, Cezayir-Fas rekabeti, Rusya'nın varlığı, İsrail'in bölgesel etkisi, BAE'nin varlığı, ECOWAS sonrası yeni bölgesel düzen ve Sahel Devletleri İttifakı içindeki kırılganlıklar aynı anda okunmalıdır. Bu kadar karmaşık bir denklemde tek boyutlu güvenlik refleksi yanlış olmasa da eksik sonuç üretebilir.
Türkiye'nin en güçlü yanı, Afrika'da sömürgeci bir geçmişe sahip olmaması ve ilişkilerini genellikle talebe dayalı, kurumsal ve kazan(dır)-kazan ekseninde yürütmesidir. Bu avantaj korunmalıdır. Ankara, Mali'de meşru devlet otoritesini, sivillerin güvenliğini ve bölgesel istikrarı önceleyen çizgisini devam ettirmelidir.
Bu bağlamda Türkiye'nin yapabileceği en anlamlı katkı kapasite inşasıdır. Askeri eğitim, sınır güvenliği, istihbarat kapasitesi, lojistik destek, komuta-kontrol sistemleri ve savunma sanayii iş birlikleri öne çıkabilir. Ancak tüm bunlar Mali makamlarının açık talebiyle, kurumsal çerçevede ve sahadaki etnik-siyasi dengeler dikkate alınarak ve karşılıklı saygıya dayalı kazan-kazan çerçevesinde yürütülmelidir.
SAHA Expo Afrika'ya Neler Getirebilir?
Mali örneği, Afrika ordularının en büyük ihtiyacının daha fazla silah desteğinden ziyade sahayı gören, sınırı izleyen, tehdidi erken tespit eden ve hızlı reaksiyon veren bütünleşik kapasite olduğunu gösteriyor. SAHA EXPO 2026 tam da bu nedenle Afrika açısından güvenlik kapasitesi tartışmasının da parçasıdır.
SİHA'lar, mini İHA'lar, kara araçları, elektronik harp sistemleri ve komuta-kontrol çözümleri Sahel ordularının en zayıf halkası olan hızlı tespit ve hızlı müdahale kapasitesini güçlendirme potansiyeli taşıyor. Ancak teknoloji tek başına mucize oluşturmasa da güç günümüz dünyasının en önemli kavramıdır. Bu bağlamda Mali'nin sorunu salt ekipman eksikliği olarak görünmemeli. Ancak devlet kapasitesinin güçlendirilmesi karşılıklı kazancı ve iş birliğini gerektirir. Kısacası Afrika'da güvenlik politikası savunma ürünleri ile birlikte diplomasi, eğitim, kurumsal kapasite, yerel meşruiyet ve ekonomik kalkınma konularıyla oluşturulur. Türkiye'nin Afrika politikası da bu bütüncül çizgiyi koruduğu ölçüde Sahel gibi zor coğrafyalarda fark ortaya koyacaktır.