Türkiye'nin en iyi haber sitesi

TUNÇ DEMİRTAŞ

Kızıldeniz’den ve Hint Okyanusu’na: Kriz Coğrafyaları Birleşiyor Mu?

Dünya jeopolitiğinin aynı anda birden fazla fay hattında kırıldığı çalkantılı bir dönemden geçiyor. Bu tablo içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Etiyopya ziyareti ikili ilişkilerin yanı sıra Afrika Boynuzu'nun güvenlik dengeleri, Kızıldeniz jeopolitiği ve bununla bağlantılı Hint Okyanusu perspektifinden de dikkatle okunmalı. Oldukça pozitif geçen temaslar, bölgesel krizler karşısında Türkiye'nin istikrar sağlayıcı rolünü ve söylemini görünür kıldı: "Bölgede çatışma istemiyoruz." Diğer yandan aynı günlerde küresel jeopolitiğin bir başka cephesinde, ABD Başkanı Trump'ın İran'a ilişkin açıklamaları, Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia'yı yeniden gündemin merkezine taşıdı. İran'a olası bir müdahale senaryosunun güçlendiği bir eşikte bu vurgu, kriz coğrafyalarının birbirine bağlandığını ve Hint Okyanusu'nun artık Kızıldeniz kadar stratejik karar alanı haline geldiğini gösteren önemli bir işaret.

Baskı Kampanyası mı? Sınırlı Vuruş mu?

İran dosyasında bugün görülen şey, bir söz düellosundan çok daha fazlası. Takvime bağlanan bir askeri hazırlık, buna paralel yürüyen zorlayıcı diplomasi ve bütün bunların üzerinde dolaşan tek soru. Washington sonuç almak için nereye kadar gidecek?

Donald Trump'ın "anlaşma olmazsa Diego Garcia ve RAF Fairford kullanılabilir" çıkışı, bir tehdit cümlesi olmaktan çok, ABD'nin İran'a dönük seçenek setini nasıl kurduğunu gösteren bir işaret. Zira bu tür cümleler hem hedef ülkeye hem de ABD bürokrasisine ve kamuoyuna da seçeneklerin hazır olduğunu ve bedel ödemeye de hazır olunabileceğini ifade eder. Tam da bu yüzden, İran'da gündem vurur mu, vurmaz mı ikilemine sıkıştığında analiz yüzeyselleşiyor. Daha doğru soru şu: ABD, İran'a karşı tek seferlik bir vuruş mu planlıyor, yoksa sürdürülebilir bir baskı kampanyası mı? Sahada biriken kapasiteyi anlamlandırmanın anahtarı burada ortaya çıkıyor.

Askeri hazırlıklar belirsiz bir gelecek için yapılıyorsa, diplomasi daha rahat yürür. Ama hazırlık takvime bağlandığında, diplomasinin dili değişir. Zira takvim, kuvvetleri ve siyasi beklentileri de hizaya sokar. Hazırız denilen her gün, geri adımın iç siyasetteki maliyetini artırır. İran dosyasında halihazırda hissedilen gerilim biraz da bu. Bir yandan görüşme kanalları açık tutuluyor. Öte yandan sahadaki hazırlık düzeyi, meseleyi bir noktada karar verilecek aşamasına itiyor. Bu aşamada saldırı kararı alınmayabilir. Sahaya yığılan güç, mutlaka bir sonuç üretme baskısı doğurur. Sonuç illa savaş olmak zorunda değildir. Ancak hiçbir şey olmamış gibi geri dönmek de giderek zorlaşır.

Neden Diego Garcia ve Fairford?

Diego Garcia'nın adı her geçtiğinde, doğal olarak haritaya bakılıyor. Diego Garcia'dan İran kaç kilometre? Kıyı hattına görece daha kısa mesafeler konuşulabilir. Ancak hedef seti İran içlerine kaydığında mesafe 5 bin kilometre bandına oturuyor. Bu da gidiş-dönüşte havada ikmali ön plana çıkarıyor. Ancak Diego Garcia'nın stratejik değeri coğrafi yakınlıktan ziyade sürdürülebilirliktir. Yani bir operasyonu sadece başlatmak değil, günler boyunca aynı ritimle devam ettirebilmek de oldukça önemli. Tanker planlaması, bakım döngüsü, mühimmat akışı, komuta-kontrol sürekliliği bir araya geldiğinde, tek atımlık mesaj ile kampanya arasındaki fark ortaya çıkar. Kısacası Diego Garcia, ABD'ye İran dosyasında sınırlı bir vuruşu mümkün kılan ve daha geniş bir baskı dalgası avantajlarını ortaya çıkarır. Aynı platform, farklı mühimmat ve farklı uçuş profiliyle farklı siyasi mesajlar üretir. Bu, karar vericinin elini güçlendirir. Ama aynı zamanda tırmanma riskini de büyütür.

Fairford vurgusu ise dosyaya ikinci bir boyut ekliyor. ABD, tek bir coğrafyaya bağımlı kalmadan, farklı hatlardan güç gösterebileceğini söylüyor. Bu tür çok eksenli seçenek dili, İran'a dönük mesajı sertleştiriyor. Bu mesaj ise muhtemelen "Sadece bölgede değil, daha geniş bir çemberde de baskı kurabilirim." olarak okunabilir. Bu noktada kritik olan çok eksenli baskı, karşı tarafta da çok eksenli karşılık arayışını tetikleyebilir olarak bulunuyor. İran'ın elindeki araçlar simetrik olmak zorunda değil. Zaten İran dosyasını tehlikeli yapan da bu. Vurmak nispeten kolay, sonrasını yönetmek zor.

"Sonraki Gün" Sorusu: İran'ın Tırmanma Kartları

İran'a yönelik herhangi bir operasyonun ertesi gününde üç ana kırılganlık ortaya çıkar. Birincisi, bölgedeki ABD unsurlarının korunumu. İran'ın elindeki füze ve drone kapasitesi veya vekil ağları, doğrudan aynı ölçekte karşılık vermese bile ABD varlığına maliyet bindirme kapasitesine sahiptir. Bu maliyet, operasyonun ölçeğini belirlerken kritik olur.

İkincisi, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki deniz ticareti. Enerji taşımacılığı üzerindeki risk algısı yükseldiğinde, askeri denklemin içine bir anda küresel ekonomik şok girer. Bu da Washington'un başarı tanımını değiştirir. Hedefler vurulsa bile, deniz hattında uzun süreli bir sarsıntı oluşursa, stratejik faturanın hanesi kabarır.

Üçüncüsü, tırmanma merdiveni. Sınırlı vuruş ile geniş hedef seti arasındaki fark, sadece askeri değil siyasidir. Sınırlı vuruş mesaj üretir. Geniş hedef seti kapasite kırma hedefler. İkincisi daha etkili görünebilir. Ancak geri dönüşü daha zordur.

Savaş mı, Zorlayıcı Anlaşma mı?

Bu tablo içinde görünen en makul çerçevede ABD, bir yandan anlaşmaya zorlamak için askeri baskıyı büyütüyor. Öte yandan baskı büyüdükçe, anlaşma olmazsa seçeneğinin maliyeti de düşmüyor. Tam tersine siyasi olarak daha kaçınılmaz bir hale gelebiliyor. Bu yüzden İran dosyasının en kritik anı, belki de diplomasi kanalı açıkken bile, sahadaki hazırlık seviyesi bir noktadan sonra kendi başına bir gerçeklik üretir. O gerçeklik, Washington'da "Bu kadar hazırlık yaptıktan sonra, ne kazanmış olduk?" sorusuna dönüşür.

İran dosyasında yakın hissini veren hazırlığın psikolojisidir. Her şey saldırıya gitmek zorunda değil. Ama hazırlık bir kez bu kadar görünür ve maliyetli hale geldiğinde, kararın gecikmesi bile tırmanmayı besleyebilir. Önümüzdeki günlerde belirleyici olan, ABD'nin sonucu nerede arayacağı ile masada bir anlaşma mı, yoksa sahada ölçülü bir vuruş mu olacağıdır. Ve en önemlisi bu dosyanın ertesi gününü kim, nasıl yönetecek olduğudur. Zira İran meselesinde asıl risk, ilk hamleden sonra başlayan süreçte saklı olacaktır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.