Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YÜCEL ACER

Türkiye’nin Deniz Koruma Alanları İlanı

Yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimi, petrol ve gaz arama ve işletilmesi, deniz taşımacılığı ve balıkçılık faaliyetleri, ekosistem ve biyolojik çeşitliliğin korunması, hammadde çıkarma, turizm, su ürünleri yetiştirme tesisleri ve su altı kültürel mirası gibi farklı amaçlar için deniz kaynaklarına hızla artan talep, bu alanlar üzerindeki baskıyı daha da artırmakta, bu da deniz alanlarının planlamalara konu edilerek korunmasını gerekli kılmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı, 15 Ağustos 2026 tarihinde yayınladığı kararlarla Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı ve Kuzey Ege Deniz Milli Parkı olmak üzere biri Doğu Akdeniz'de diğeri Ege Denizi'nde iki deniz milli parkı ilan etti. Deniz milli parklarının statüsü 2873 sayılı Milli Parlar Kanunu'nun 3. maddesine dayanmaktadır. Bu Kanun hükmüne göre milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı olarak belirlenen yerlerin özellik ve nitelikleri göz önünde tutularak, koruma ve kullanma amaçlarını gerçekleştirmek üzere, kuruluş, geliştirme ve işletilmelerini kapsayan uzun devreli gelişme planı, gelişme planı ve yönetim planı, ilgili bakanlıkların görüşleri alınarak Genel Müdürlükçe hazırlanır veya hazırlattırılır ve yürürlüğe konur.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı aynı gün yaptığı resmi açıklamada Türkiye'nin ilan ettiği deniz koruma alanlarının Kuzey Ege'de ve Doğu Akdeniz'de "uluslararası suları ve "Yunanistan'ın kıta sahanlığını ihlal ettiğini", bu alanların ilanının "tek taraflı ve hukuk dışı" olduğunu iddia etmiştir.

Türkiye'nin kararlarının, "Limni (Lemnos) ve Semadirek (Samothrace) adaları arasında bölgeler oluşturduğunu ve Doğu Akdeniz'de Meis'i izole ettiğini" belirterek bunun uluslararası hukuku ve Yunanistan'ın egemenlik haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Yunanistan, "Türkiye'nin tek taraflı eylemlerinin oldubitti yaratamayacağını veya Deniz Hukuku kapsamında deniz bölgelerinin statüsünü değiştiremeyeceğini" de öne sürmüştür.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında "Parkların açık deniz alanlarını kapsadığı ölçüde, kurulmaları hukuka aykırıdır; zira Deniz Hukukuna göre hiçbir devlet, ulusal yetki alanı dışındaki bölgelerde tek taraflı olarak deniz koruma alanları kurma hakkına sahip değildir." denilmiştir.

Türkiye'nin deniz parkları ilan etme kararları esasen, Cumhurbaşkanlığı'nın himayesinde, ilgili devlet ve özel sektör kurumlarının iş birliğinde yapılan deniz mekânsal planlama çalışması neticesinde, Türkiye'yi çevreleyen denizlerde planlamanın uygulanacağı alanları gösteren ve 16 Nisan 2025'te yayınlan deniz saha planlaması haritasına dayanmaktadır. Yayınlanan bu deniz mekânsal planla haritası Karadeniz'de, Ege Denizi'nde ve Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin deniz mekânsal planlama alanlarını belirlemiş ve ilan etmiştir. 12 Haziran 2025'te UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu (IOC) nezdinde kayıt altına alınmıştır.

Yunanistan da deniz mekânsal planlama kararını aynı tarihte resmen açıklamış ve ekinde planlama alanlarını gösteren bir harita da yayınlamıştır. Yunanistan'ın ilan ettiği deniz mekânsal planlama bölgeleri hem Ege Denizi'nde hem de Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin kıta sahanlığı ve ilan edilmesi durumunda münhasır ekonomik bölge alanları ile büyük oranda örtüşmektedir. Dolaylısı ile Yunanistan'ın ilan ettiği harita da açık deniz alanlarını ve Türkiye'nin kıta sahanlığı alanlarını kapsar nitelikteydi.

Belirtilen bölgelerde gerçekleştirilecek eylemler bir yana, kapsanan deniz alanları açıkça Türkiye'nin mevcut kıta sahanlığı ve muhtemel münhasır ekonomik bölge alanlarını gasp etmektedir denebilir. Bu bağlamda iki noktanın altının çizilmesi önem arz etmektedir.

Öncelikle Yunanistan "Yunan Deniz Mekânsal Planlamasını gösteren harita bir münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlandırması oluşturmaz." açıklamasını da beyanatına eklemiştir. Bu açıklamaya rağmen Yunanistan, Türkiye ile anlaşmazlık konusu olan deniz alanlarını planlama dışında tutmayarak esasen uluslararası hukuka açıkça aykırı olan deniz alanı taleplerini bu faaliyete de yansıtarak, Türkiye'nin hak ve menfaatlerini tanımadığını göstermektedir. Oysa AB mevzuatı gereği böyle bir plan yapılırken Türkiye'ye karşı olan yükümlülükler göz önünde bulundurularak en azından uyuşmazlık oluşturan alanlar planlamanın dışında tutulabilirdi.

Nitekim, Türk Dışişleri Bakanlığı aynı gün yaptığı resmi beyanatta, Yunanistan'ın AB mevzuatı çerçevesinde açıkladığı "Deniz Mekânsal Planı"nda yer alan bazı alanların Türkiye'nin hem Ege Denizi'nde hem de Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarını ihlal ettiğini vurgulamıştır. Bu nedenle de Yunanistan'ın tek taraflı eylem ve iddialarının Türkiye için hiçbir hukuki sonucu olmayacağı beyan edilmiştir.

İkinci olarak ise, Yunanistan'ın bu hamlesi Türkiye ile Yunanistan arasında daha önceden varılmış mutabakatlara da aykırılıklar teşkil etmektedir. Kıta sahanlığı sınırı uyuşmazlığının yaratacağı gerilimleri ortadan kaldırmak için iki ülke 11 Kasım 1976'da Bern Mutabakatı'nı imzalayarak ilişkileri gerecek ve güvensizliği artıracak eylemlerden kaçınmayı öngörmüşlerdi. Aralık 2023'te imzalanan Atina Bildirisi de aynı ruhu taşımaktadır. Yunanistan taraf olduğu ve eylemlerine dayanak olarak sıklıkla ifade ettiği 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi de aynı ruhu yansıtmaktadır. Yunanistan bu eylemleri ile bu mutabakat ve yaklaşımları ihlal etmekten pek de imtina etmediğini göstermiş olmaktadır.

Türkiye, Mavi Vatan'ın biyolojik ve çevresel zenginliklerinin muhafaza edilmesine önem atfeden Türkiye'nin, uluslararası hukuka uygun olarak, çevre denizlerinde koruma alanları ilan edilmesine yönelik çalışmaları uzun yıllardır devam eden bir süreçtir.

Türkiye ilan ettiği Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı ve Kuzey Ege Deniz Milli Parkı, Türkiye'nin 16 Nisan 2025 tarihinde ilan edilen ve deniz mekânsal planlama haritasına 2 Ağustos 2025 tarihinde "Deniz Koruma Alanı" olarak dercedilen ve hukuki statüleri 16 Ağustos 2026 tarihinde resmileşen iki deniz milli parkı niteliğine sahiptir. Bu ilanlarla Türkiye'nin Mavi Vatan'da koruduğu deniz alanları uluslararası hukuka uygun olarak genişlemekte ve Türkiye, çevre denizlerine giderek daha fazla sahip çıkmaktadır. Bunlar yapılırken seyrüsefer serbestisinin etkilenmemesi için gerekli önlemler alınmaktadır.

Kuzey Ege ve Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkları, sırasıyla Ege Denizi ve Akdeniz'deki Türk deniz yetki alanları sınırları içinde yer almakta, Türkiye'nin deniz yetki alanlarına dair hukuki pozisyonuyla da uyumlu bulunmaktadır.

İlaveten, her iki deniz milli parkının ilan edilmesi, Türkiye'nin çevre denizlerinde yalnızca Türk karasularında değil, uluslararası hukuka uygun olarak, karasularının ötesindeki deniz yetki alanlarında da deniz çevresinin korunması önceliğini yansıtmaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye'nin hem Ege Denizi'nde hem de Doğu Akdeniz'de ilan ettiği deniz koruma alanları bir yandan Türkiye'nin her iki deniz alanında deniz yetki alanlarına dair görüşlerini güçlendirirken diğer yandan da deniz çevresinin korunmasına da katkı sağlamış olmaktadır. Bütün bunlar esasen, Yunanistan'ın özellikle iki ülke arasındaki yumuşama döneminde Ege Denizi'nde ilan etmeye başladığı deniz parkları ve daha sonraki deniz mekânsal planlama haritası ile başlattığı sürece, Türkiye'nin karşılık vermek durumunda kaldığını da göstermektedir.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA