İnsanların tasarruflarını değerlendirmek istemeleri ekonomik hayatın doğal bir parçasıdır. Tasarrufların finansal sisteme girmesi, sermaye piyasalarının derinleşmesi ve birikimlerin üretken alanlara yönelmesi modern ekonomilerin işleyişi açısından önemlidir. Bir vatandaşın daha yüksek getiri elde etmek istemesi, birikimini enflasyona karşı korumaya çalışması veya farklı yatırım araçlarını değerlendirmesi kendi başına ahlaki bir problem değildir.
Problem yatırım davranışında değil, yatırım davranışının istismar edilmesindedir. Dolayısıyla burada kurulması gereken temel ayrım risk alan yatırımcı ile riski başkasına yükleyerek kazanç sağlayan kişinin arasındadır. İki grup birbiriyle aynı kategoride değildir. Bu ayrımın korunması tartışmanın da başlangıç noktasıdır.
Vatandaş parasını bankaya, fona, yatırım kuruluşuna veya başka bir finansal araca teslim ederken aslında bir güven ilişkisi kurmaktadır. Bu güvenin arkasında hukuki düzenlemeler, lisanslama, denetim, bağımsız gözetim, şeffaflık ve kamu otoritesinin düzenleyici kapasitesi bulunmaktadır. Bu nedenle finansal bir skandal ortaya çıktığında sorumluluk yalnızca doğrudan eylemi gerçekleştiren kişilerin tespitiyle sınırlı değildir. "Bu nasıl gerçekleşebildi?", "hangi kontrol mekanizmaları çalışmadı?", "hangi uyarılar zamanında görülmedi?", "hangi kurumsal zaafların giderilmesine ihtiyaç var?" sorularının da sorulması gerekir. Hakiki adaletin ölçüsü suçlamanın kime yöneldiği değil aynı hukuk ve hesap verme standardının herkes için uygulanıp uygulanmadığıdır.
Türkiye'de son dönemde bu tartışmalar devam ederken temel mesele kamusal alanda ve özel alanda güvenin nasıl korunacağı olmalıdır. Bu tarz süreçlerde ana sorular; hukuka aykırılıkların nasıl tespit edilip ortaya çıkarılacağı, hangi hukuki ölçütler çerçevesinde ve nasıl hesap sorulacağı, sorumluların nasıl cezalarla karşılaşacağı olması gerekir. Ancak muhalefetin tartışmayı belediyelerdeki yolsuzluk ve yozlaşmaları perdeleme vasıtasına dönüştürmeye çalışması mesuliyetten ve makuliyetten uzak bir tavırdır. Muhalefetteki bazı sözüm ona duyarlı siyasetçilerin bu süreci; hukuki, idari ve siyasi, hesap verme mekanizmalarını bozmak için vasıta kılmaya uğraşması ise ibretlik bir tavırdır…
Hatta bir adım ötesi bu olayı kullanarak ülkenin ekonomik ve siyasal istikrarını bozacak bilinçli ve sistematik bir kampanyaya çevirme hevesi kendi içinde başlı başına bir skandaldır…
Burada muhalefet veya iktidar fark etmeksizin siyasetin durması gereken yer bürokratik, ekonomik ve siyasal hayatın farklı alanlarında ortaya çıkan şaibelerin, usulsüzlüklerin, yolsuzluk iddialarının ve güven kaybının hukuk devleti içerisinde nasıl ele alınacağı olmalıdır. Daha da önemlisi ortaya çıkan her olayın yeni bir kurumsal öğrenme ve temizlenme imkânına dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğine yoğunlaşılmasıdır. Bu nedenle fon tartışmaları temiz siyaset, bürokrasi, toplum tasavvuru ve muhayyilesi açısından önemli bir başlangıç noktasıdır.
Adaleti korumak, geniş kitleleri suçlu ilan etmek değildir. Suç ile masumiyeti, risk ile istismarı, yatırım tercihi ile dolandırıcılığı, siyasi sorumluluk ile cezai sorumluluğu, idari hata ile kasıtlı yolsuzluğu birbirinden ayırabilecek kadar ciddi bir hukuk ve denetim düzeni kurabilmektir. Fon konusunda siyasal iktidarın takındığı tavır da tam bu yönde cereyan etmiş, finansal sistemin işlemesi, tahribatın büyümemesi, vatandaşın zararının ve riskinin minimize edilmesi, suiistimal noktalarının ortadan kaldırılması ve elbette suçluların her kim olursa olsun mutlaka cezalandırılması yolunda bir hareket planı ortaya konmuştur. Süreçte hukuk içinde gerçekleştirilen, kişiselleştirilmemiş, delile ve denetime dayalı, kimden ve hangi siyasi çevreden geldiğine bakılmaksızın hukuka aykırılığı ortaya çıkarmayı ve sorumluluğu belirlemeyi amaçlayan kurumsal temizlenme anlayışı hakimdir.
Finans piyasalarına yönelik soruşturmalarda iktidara yakın bazı isimlerin de zikredilmesine birileri el ovuştururken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tavizsiz tutumu fevkalade önemli olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla soruşturmanın ucunun kime varacağına, sonucun ne olacağına ilişkin hiçbir tereddüde mahal vermeden adımlar atılmaya devam etmektedir. İşte bu süreç sonucunda siyasetin, bürokrasinin ve ekonomik yapının temiz ve sağlıklı bir şekilde işlemesi için sorumlulardan hesap sorulmaktadır ve soruşturmalar devam etmektedir.
Bir kitlesel sorun ortaya çıktığında bu sorunun toplumsal açıdan asıl sonucu sorumluların hukuk çerçevesinde mutlaka cezalandırılmasını temin etmektir. Hatta bununla sınırlı kalmayıp benzer olayların yeniden ortaya çıkmasını önleyecek denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının kurulmasına imkan vermesi olmalıdır.
Bu yaklaşım bizi doğal olarak belediyelerdeki usulsüzlüklere de getiriyor. Belediyeler, vatandaşın gündelik hayatına en çok dokunan kamu kurumlarıdır. Yol, ulaşım, imar, sosyal yardım, temizlik, kültür, spor, çevre, altyapı, şehir planlaması ve çok sayıda başka hizmet doğrudan belediyelerin faaliyet alanındadır. Belediye bütçeleri ve belediyelere bağlı şirketler üzerinden yönetilen kaynaklar da kamu niteliği taşımaktadır. Bu nedenle belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluk veya usulsüzlük iddiaları herhangi bir siyasi tartışmanın sıradan malzemesi olarak görülemez. Bu nedenle muhalefetin güttüğü, "bizden olanın hatasını görmemek, karşı taraftakinin hatasını büyütmek" şeklinde işleyen bir siyasi refleksin bu ülkeye de millete de bir faydası yoktur.
Burada söz konusu olan kamu kaynağıdır. Kamu kaynağının kullanılması ise doğal olarak hesap verme sorumluluğunu doğurur. Bu nedenle belediyelerde denetim meselesi siyasi bir lüks değil, demokratik kamu yönetiminin zorunlu unsurudur. Dolayısıyla belediyelere yönelik soruşturmaları unutturmak ya da perdelemek için süreci sistematik bir kampanyaya dönüştürmek, finans piyasalarına olduğu kadar topluma ve ülkeye de zarar vermektedir. Bir usulsüzlük ortaya çıktığında yegane amaç sorumluların ortaya çıkarılması, suçluların cezalandırılması, mağduriyetlerin giderilmesi olmalıdır. Ondan sonra ise benzer sorunların tekrarlanmamasını sağlayacak tedbirlerin alınması ilk önceliktir