İki üstat, iki büyük ödül

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü neyzen Niyazi Sayın ve tamburi Necdet Yaşar'ın alması, kültür ve sanat dünyamız adına mutluluk verici, çok önemli bir olay

Ankara'da Sakarya Caddesi'nde bir iş hanının altında, küçükten de küçük bir plakçı dükkânı vardı. Demek 1970'lerin sonu filan olmalı. O tarihlerde henüz başka teknikler olmadığı için, yerini yavaş yavaş kasetlere bırakan plakları, bazıları kasete çeker, satardı. Aranan eski bir plağın bulunması çok zordu. Yavuz'un (kardeşim) hayatında müzik önemli bir yer tutardı. Bir şeyler çaldığı gibi gece gündüz müzik dinlerdi. Zevklerimiz tam uyuşmazdı. O daha çok pop müzik severdi. Ben ise o yıllarda aklımı Osmanlı ve klasik Batı müziğiyle bozmuştum. Yavuz, o kasetçilerden birisinin ses sanatçısı Mustafa Sağyaşar'ın ağabeyine ait olduğunu söylemişti. Sonra ben de uğramaya başladım. Bir gün bir plaktan söz etti. Saz Eserleri içeren o plaktan iki tane aldığını, birisini 'naylona sarıp kaldırdığını' diğerini her gün çalıp dinlediğini söyledi. Bana da bir kaset yaptı. Ondan sonra ben de aynı şekilde her gün Niyazi Sayın ve Necdet Yaşar'ın çaldığı o plağı dinlemeye başladım. Yıllar sonra Necdet Yaşar'ı çok farklı yollardan tanıdım. Kendisi hakkında düşündüklerimi yazdım. Daha kendisiyle hiç konuşmadan bende rint meşrep, hayatta elindeki işinden, sazından başka bir şey düşünmeyen, nesli tükenmiş birisi olduğu izlenimini uyandırmıştı. Tanıyınca bu yargımın doğruluğunu anladım. Niyazi Sayın üstadı ise hiç tanımadım. Ama yıllar yılıdır sazını dinliyorum.

YERİNİ BULAN ÖDÜL
Kültür Bakanlığı bu yıl çok yerinde bir karar alarak bu iki büyük ustaya 2009 Yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü verdi. Bundan daha isabetli bir karar alınamazdı. Gerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gerekse Bakan Ertuğrul Günay'ın ödül töreninde bu iki ustaya karşı sergilediği içtenlikli tavır, ödülün tesadüfi olmadığını, yerini bulduğunu ayrıca gösteriyordu. Hele iki ustanın yaptığı konuşma onların nasıl farklı bir dünyaya ait olduklarını açıkça belirtiyordu. Kaldı ki, Necdet Yaşar üstadın böyle bir törende, "Sazımızdan ve sanatımızdan başka bir şey düşünmedik, önümüze çıkan, bu işin onurunu taşımayacak her türden teklifi elimizin tersiyle ittik, buna inanın," demesi yürek burkucuydu, neyin ne olduğunu ve olmadığını gösteriyordu. Her iki büyük usta da kendi alanlarının burcu olmuş kişiler. Her ikisi de kısıtlı sese sahip sazlardan çok daha geniş, büyük sesler çıkarmak için, eskiden bugüne ulaşmış teknikleri yenileyip daha ileriye taşımak için dur durak bilmeden çalışmışlar. Çabaları sadece icracılıkla sınırlı kalmamış. Konservatuvarların ve koroların kurulmasında, öğrenci yetiştirmekte, yurt dışında eğitim vermekte ve daha birçok alanda sınırsız emek harcamış kişiler. Ben de bu çok saygı duyulacak ve nihayet devletin de bu saygıyı kadirşinas bir biçimde gösterdiği büyük çabayı nirengi noktası olarak alıp birkaç şey söylemek istiyorum.

GELENEK MODERNDİR
Kültür dünyasının bir konudaki tartışmasının sonu gelmez. Bu tartışma çağdaş sanatın ve kültürün mü yoksa geleneksel kültürlerin mi desteklenmesi gerektiğini sorgular. Zor bir konu olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye gibi kültürel bakımdan hafıza kayıpları yaşamış, kendisini yadsımış, büyük kültürel geçmişini yok saymış, ihmal etmiş bir toplumda geleneksel kültüre dönük yatırımın ve ilginin esikliği düşünülemez. Bu alanda harcanan çabanın muhafazakârlık olarak nitelendirilmesi yanlıştır. Çünkü gelenek dediğimiz şeyin kendisi modern bir kavramdır. Modern dönemlerin öncesinde gelenek diye bir şey yoktu ve olamazdı. İnsanlar kültürel yaşamlarını bildikleri gibi sürdürmekte ve geçmişle bağlarını koparmamaktaydılar. Daha sonra modernin tarif ve modern hayatın inşa edilmesiyle birlikte gelenek keşfedildi. Araştırıldı, tasnif edildi, kayda geçirildi. Bu bakımdan geleneğe dönük ilgi her şeyden önce modern bir tavırdır. Elbette Türkiye güçlü bir çağdaşlık çizgisi kurmuştur bugün ve onun yurt içinde, dışında desteklenmesi gerekir. Ama bir ülkenin geçmiş birikiminin sunulması, ona bir hayat ve güncellik kazandırılması da en az o kadar önemlidir. Osmanlı müziği bu bakımdan daha da hassas bir konudur. O müzik Batılı sistemden çok farklıdır. Notasından kendisini üretme ve geleceğe aktarma yöntemine (meşk) kadar tümüyle farklı özelliklere dayanır. Öncesini hiç bilmediğimiz ve hâlâ keşfedilmesi gereken bu alanda yapılacak çok önemli ve zaruri işler vardır. Eski yapıtların notaya geçirilmesi, eski plak ve bant kayıtlarının bugüne aktarılması başlı başına bir iştir. Sadece o kadar değil. Bugün hayatta olan Necdet Yaşar ve Niyazi Sayın gibi üstatların icraları bile daha sonraki kuşaklara aktarılmayı bekliyor. Hızla akıp giden zaman içinde bundan kısa bir süre sonra onlara erişmek de başlı başına bir soruna dönüşebilir. Kültür Bakanlığı'nın bu konuda ön alması ve öteden beri ısrarla söylediğim Ulusal Arşiv'in kurulması, Bakanlığın bu konuda diğer kurumlarla işbirliği içinde olması Milli Kütüphane'nin bu amaca dönük biçimde yeniden örgütlenmesi şarttır.

GELENEĞİN BÜYÜK AĞACI
Necdet Yaşar, Mesut Cemil'in öğrencisiydi. Mesut Cemil, efsanevi Tamburi Cemil Bey'in oğluydu. Onun tekniğini öğrenmişti. Tamburi Cemil'in icrası 3. Selim'e tambur çalmayı öğreten büyük besteci Tamburi İzak'a kadar çıkıyordu. Necdet Yaşar bu geleneği tevarüs etti. Aynı şekilde Niyazi Sayın'ın neyi Halil Dikmen'e oradan gene Tamburi Cemil Bey ekolünün sanat anlayışına uzanmaktadır. Sayın, klasik müzikte 'olmaz' denilen birçok şeyi başarmış bir nayidir. Şimdi bu üslupların, birikimlerin gelecek kuşaklara aktarılması gerekiyor. Nasıl Necdet Yaşar bu konularda üstüne düşeni yaptıysa şimdi ilgili kurumların da üstlerine düşeni yapması şarttır. Düşünün ki, bugün Cemil Bey'i merak eden birisinin onun kayıtlarına ulaşması bile zordur. Numan Ağa'nın veya Tabi Mustafa Efendi'nin yapıtlarını merak eden birisi nereden bulup onları dinleyecek? Bunların erişilir hale getirilmesi, Bakanlığın bu konudaki araştırmalar için fonlar, kaynaklar aktarması şarttır. Niyazi Sayın ve Necdet Yaşar üstatlara bu çok hak ettikleri ödülün verilmesi, bu konudaki duyarlılığı açık olan Bakanlığın ve Bakan Günay'ın bundan sonra yapacaklarının bir teminatıdır. Büyük üstatları da Bakanlığı da yürekten kutlarız.

Yazarın Önceki Yazıları
Tekel işçileri ve iktidar koalisyonu ( 05.02.2010 )
İç tehdidi tehdit etmek ( 03.02.2010 )
Ömer Uluç'un gizleri ( 01.02.2010 )
Emre Kongar ya da hocalığın otoritesi ( 31.01.2010 )
Baba ordu, çocuk aydın ( 29.01.2010 )
Neden darbe aradılar, ne değişti? ( 27.01.2010 )
Bir eylemcinin kültür adamı olarak portresi ( 25.01.2010 )
Gerçeklik, şiir, sıradanlık ve fotoğraf ( 24.01.2010 )
'Gayri sivil' rejim ve vesayet ( 22.01.2010 )
Genç subayların rahatsızlığı (!) ( 20.01.2010 )

kalan karakter 460

SEMİH2323 SEMİH2323 // ELAZIĞ

Gecikmiş Olmasına Rağmen Üstadlarımızı Ödüllendirmemiz Güzel.

Aynı Görüşte misiniz?
evet0
hayır0
cevapla 01.05.2010 20:24

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Güncel Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol