AHMET ÖRS2006'da birkaç gönüllünün bir köylünün bahçesinde yetiştirdiği kavılca buğdayından aldıkları bir avuç tohumdan çoğaltıp hayata döndürdükleri ve Kars'ta da hayat bulan kavılca bulguru, Hititlerin sofralarını da süslüyordu
İstanbul sıcaktan kavruladursun, ülkemizin en doğusuna, Kars'a bahar yeni yeni geliyor. Hâlâ yüksek tepelerde kar var. Eriyen karlarla birlikte hemen her gün öğleden sonra bastıran ani bahar yağmurlarının da desteğini alan Arpaçay Irmağı, derin kanyonların arasından baş döndürücü hızla akıyor. Denizden 1700 metre yükseklikte kurulu 7 bin yıllık tarihi Ani harabelerini dolaştık. Burada 1072'de yapılan Anadolu'nun ilk camisini, çok eski kiliseleri, sinagogu ve Zerdüştlerin ateş tapınağını gezdik. Ülkemizi Ermenistan'dan ayıran Arpaçay'a ulaştığımızda yol bitti; artık Türkiye'nin doğu sınırındaydık. Dağ güneşi altında saatlerce dolaşmış, susuzluktan dilimiz damağımıza yapışmış, kurtlar gibi acıkmıştık. Ani harabelerine birkaç yüz metre mesafede, Ocaklı Köyü'ndeki Emine Nine'nin bahçesinde bizi çok hoş bir sürpriz bekliyordu. Emine Nine yerel kırmızı buğday unundan hengel açmış, üzerine civar yaylalarda otlayan yerel ineklerin sütünden yapılmış mis gibi yoğurt dökmüştü. Aynı sütten ev yapımı tereyağında soğanı öldürüp, onu da tabakların üzerine bolca gezdirmişti. Hengel kıymasız mantının adı. Hamuru kare şeklinde iri parçalar halinde açılıyor. Emine Nine, çocukları ve torunlarıyla birlikte bize, ağaçların gölgesine kurulu sofralara tabak tabak hengel yetiştirdi. Hem kırmızı buğdaydan hem beyaz buğdaydan yoğrulmuşu, süzme yoğurtla ve daha sulu yoğurtlusu, sarımsaklı ve sadesi, özetle malzemesi sadece hamur, yoğurt ve biraz tereyağı olan çok basit ama bir ziyafet sofrasına yakışır lezzetteki yemeğin türlü versiyonları ikram edildi. Türkiye'nin en doğusunda tümüyle doğal, çaba göstermeksizin, yoksulluğun, olanaksızlıkların sonucu kendiliğinden organik olarak ortaya çıkmış buğday ve süt üretiminin en başarılı örneklerini Emine Nine'nin basit ama lezzetli sofrasında yedik. Hengelin üzerini örten, İstanbul'da marketlerin bizi mahkûm ettikleri sanayi ürünü yoğurtlardan çok farklıydı. Anadolu'ya özgü hafif ekşimsi, ama susuzluğu bıçak gibi kesen yerel yoğurttu bu. Kars ve çevresinde geçirdiğim dört gün boyunca kırmızı buğdaydan yapılmış daha birçok yemek, ekmek ve kete tattım. Dahası tümüyle yok oldu sanılırken, 2006'da birkaç gönüllünün, bir köylünün bahçesinde yetiştirdiği kavılca buğdayından aldıkları bir avuç tohumdan çoğaltıp hayata döndürdükleri kavılca bulgurunu keşfettim. Bu buğday Anadolu'nun gururu, ama aynı zamanda üvey evladı. Gururu, çünkü son yıllarda ağzının tadını bilenlerce yeniden keşfedilen Kastamonu'nun siyez buğdayı ile birlikte dünyanın tarıma alınmış en eski ikinci buğday çeşidi. Kavılca, soğuk Kars ortamına uyum sağlamış. Siyez'e göre daha sert, daha kalın kabuklu, kendine özgü hoş bir aromaya sahip.ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yemek kitaplarında ödülleri topladık
Geçen hafta Avrupa'da gerçekleştirilen Gourmand Dünya Yemek Kitabı Ödülleri'nde Türkiye fırtınası esti. Mutfak tarihinden yemek fotoğrafçılığına kadar farklı dallarda dağıtılan ödüller arasında Türkiye'den ilk kez bu kadar çok isim vardı
Şarap kulübüne gelirken parfüm sıkılmaz
İstanbul'da, Anadolu yakasının ilk şarap kulübü kuruldu. Şarap-yemek eğitimleri verilecek kulüpte üyelerden parfüm sıkmamaları ve ruj sürmemeleri isteniyor
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.