AHMET ÖRSSoprano Nellie Melba onuruna Fransız şef Auguste Escoffier tarafından 117 yıl önce yapılan peşmelba bugün hâlâ kuplar arasında tahtını koruyor. Türkiye'nin peşmelbayla yarışabilecek kupu ise Baylan Pastanesi'nin kup griyesi
19. yüzyıl Londrası, endüstri çağının önde gelen metropolüydü. Kraliçe Victoria döneminde kent, sömürgelerden akan gelirle büyük zenginliğe kavuşmuştu. 1889'da Thames Nehri yakınında Savoy adlı çok lüks bir otel açıldı. Tam 200 odası vardı ve çağın son buluşu elektrikle aydınlanıyordu. Daha da şaşırtıcı olan yanı, otelin 67 odası banyoluydu. Öteki en lüks otellerde banyo olsa olsa bir, iki odada bulunuyor, çoğu odada sadece lavabo yer alıyordu. Basının ve okurların kafası karışmıştı. Bu kadar banyonun gerekçesi neydi? Yoksa deniz yaratıkları mı kalacaktı otelde? Hayır. Dünyanın belli başlı zenginleri, soylu ve ünlüleri oteli ilk gününden itibaren doldurdu. Çağın en tanınmış otelcisi Cesar Ritz burayı yönetiyor, büyük Fransız şef Auguste Escoffier mutfakta mucizeler yaratıyordu. Daha hayattayken 'Aşçıların Kralı' olarak anılan Escoffier, Fransız mutfağını dünya çapında üne kavuşturmuştu. Ülkesinin yemek geleneklerinden uzaklaşmadan, sayısız yeni yemek tarifi oluşturuyordu. Onun yarattığı yemekler hafif, zengin aromalı ve lezzetliydi. Escoffier 63 yıl süreyle Avrupa'nın en iyi mutfaklarında çalıştı. Bu bir rekordu ve hepsinden önemlisi, daha ilk günden itibaren kendi buluşu olan yemeklerin, sosların, tatlıların tariflerini kayda geçirdi. Bu kadarla da kalmadı; lüks oteller ve dönemin transatlantiklerindeki kötü havalandırılan, karanlık ve yetersiz mutfakların yeniden düzenlenmesini sağladı. Mutfak ekibine hiyerarşik bir düzen getirdi, herkese belli bir alanda sorumluluk verdi. Böylelikle onun bir talimatıyla, sayıları 80'den fazla mutfak ekibi disiplin içinde çalışıyordu. Ancak büyük aşçı, yemek yapmanın bir sanat olduğunu da hiçbir zaman göz ardı etmedi. Escoffier aşçıların kralıysa, o günlerde operanın kraliçesi de Avustralyalı genç, güzel soprano Nellie Melba'ydı. O sahne aldığında, Avrupa'nın tüm operaları doluyordu. Londra'ya özel ilgisi vardı Melba'nın; 40 yıl süreyle Covent Garden operasında dinleyicilerini büyüledi. 1892'de Wagner'in Lohengrin operasını söyleyecekti. Bu temsil için Escoffier'ye en ön sıradan bir davetiye gönderdi. Ertesi akşam da bu müzik ziyafetinin altında kalmak istemeyen Escoffier, Melba'yı Savoy'a davet etti, onun onuruna yeni bir tatlı yaptı. Beyaz şeftalileri kısa süre haşlayıp kabuğunu soyduktan sonra buzlu suya atıp, üzerine pudra şekeri serpip soğukta bekletti. Sonra gümüş bir kadehin içini kremalı vanilya dondurması ile doldurup, şeftalileri yerleştirdikten sonra, üzerini şeker kattığı ahududu püresiyle kapladı. Bir akşam önce izlediği temsilin ilk perdesindeki kuğulardan esinlenerek, bu nefis tatlının üzerini buzdan iki melek kanadıyla süsledi. Kup tarzı dondurmaların klasiği peşmelba, yani 'Melba şeftalisi' işte böyle doğdu. Şef, zaman içinde dondurmada küçük rötuşlar yaptı ve şeftalinin etrafına az miktarda krema ekledi.ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.