Bazen fantezilerimize âşık oluruz

Dünyaca tanınmış 12 bilim adamına aşkın bilinmeyenlerini sorarak, söyleşiler arasında bir de roman kurgulayan Mira Şeniz Erten, aşk hakkındaki yanılgılarımızı ortaya çıkarıyor, okuyucuyu duvara çarpıyor.

'Romantik aşk' ve 'bağlanma' tümüyle ayrı beyin devreleriyle ilgili. Uzun süreli bir eşe yoğun bir bağlılık hissederken, başka birine de âşık olabiliyorsun. Ve hatta bir diğerine de seks dürtüsü duyabilirsin.

İlişki derinleştikçe kırılganlık da derinleşiyor; korku ve güvensizliklerimiz su yüzüne çıkmaya başlıyor. Artık onlardan ne kaçabiliyor ne de saklanabiliyoruz. İşte bu olunca, cinsellik de değişmeye başlıyor.

"Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiçbir zaman anlayamaz." Bu kitabı okurken, kendime bile açıklayamadığım pek çok şeyi fark ettim. Aşk üzerine kafa yormuş, araştırmalar yapmış bilim adamlarının söylediklerine sadece şaşırmadım, bazı yerlerinde şoke oldum. Mesela, bir erkeğe yapılacak en güzel komplimanın, ona; onun babanızdan ne kadar farklı olduğunu söylemek olduğunu biliyor muydunuz? Genç bir kadına âşık olan adamın, aslında annesine âşık olduğunu? Erkeklerin de çoklu orgazm yaşayabileceğini, her kadının bir maçoyu değil, maskülen bir erkek istediğini... Ve sevgilinin bizi tamamlamasını istememizin, bütünüyle kendimize karşı hissettiğimiz derin yetersizlik duygusundan kaynaklandığını? Gerisi Mira Şeniz Erten'in Göster Yüzünü Ey Aşk adlı kitabının sayfalarında ve bir kısmı da bu söyleşide....
- Kitabın adı neden Göster Yüzünü Ey Aşk?
- Çünkü aşk, tüm insanlığın ortak paydası olmasına rağmen halen gizemini koruyor. Ama bu kitapta alanına yıllarını vermiş insanlarla birlikte, aşkın bilinmeyenlerini ortaya çıkarıyor, üstündeki esrar perdelerini tek tek çekiyoruz. Aşkın o güzel yüzünü örten peçeleri açtığımız, aşkı soyduğumuz için kitabın adı Göster Yüzünü Ey Aşk.
- Aşkı soymak için röportaj yaptığınız filozofların, spritüel uzmanların, psikiyatrların arasında Irvin Yalom gibi çok ünlü isimler de var. Nasıl seçtiniz bu isimleri?
- Sadece doğru insanları saptamak, onları bulmak bile başlı başına bir işti. Doç. Dr. Helen Fisher'ı bulmak bir buçuk ayımı aldı. Tüm kitaplarını okudum. Fisher, Amerika'da çok tanınan, sürekli medyada yer alan, değerli bir hoca. Dört ay sonrası için evinde randevulaştık. Keza Prof. Robert Sternberg de öyle. O da 'mükemmel bir bilim insanı' olarak anılıyor.

Kimlerle görüştü?
Doç. Dr. Helen Fisher (biyolojik antropolog)
Prof. Dr. Robert Stenberg (psikolog)
Irvin Yalom (psikiyatrist)
Doç. Dr. Selim Eyüboğlu (akademisyen, sinema yazarı)
Prof. Dr. Zeynep Direk (felsefeci)
Swami Vivekananda Saraswati
Premartha ve Svarup (terapist)
Krishnananda Thomas Trobe (psikiyatrist) ve Amana Gitte Trobe (terapist)
Svagito R. Liebermeister (terapist)
Ali Canip Ongunlu (tasavvuf araştırmacısı)
Prof. Dr. Zeynep Sayın (Alman dili ve edebiyatı prof.)
Prof. Dr. Ahmet İnam (ODTÜ Felsefe Böl. Bşk.)

#Sayfa#

AŞK KONUSUNDA YAPTIĞIMIZ EN ÖNEMLİ HATA NEDİR?
- Aşk konusunda yaptığımız en önemli hata nedir?
- Prof. Dr. Robert Sternberg; 'Aşk adı verilen tek bir şey olduğunu düşünmemizdir,' dedi. Yani ben sevgilime 'Seni seviyorum,' dersem ve o da bana 'Seni seviyorum' derse, bunların aynı şey demek olduğunu düşünürüz. Ama aslında hiç de böyle olmayabilir. Bazen karşımızdakine değil, fantezilerimize âşık oluyoruz.
- Partnerimizi en iyi nasıl tanıyabiliriz?
- Prof. Sternberg'e göre, zaman içinde karşımızdakini daha yakından tanıdığımızı düşünsek de, aslında o sırada yaptığımız, kafamızda bir öykü yaratmak. Birini tanıdıkça kendi düşüncelerimizi, duygularımızı, en önemlisi geçmişin yükünü ona yansıtmaya başlıyoruz. Dolayısıyla zamanla bu öykünün gerçeklikle ilişkisi azalırken, hayalimizle ilişkisi artıyor. Yani karşımızda gördüğümüz, karşımızdaki kişi bile değil! Ona ait algımız...
- Neden günümüzde uzun ilişki kurmak gittikçe zorlaşıyor?
- Irvin Yalom; 'Aşkı bulmak' ile 'aşkı yaratmak' arasında bir fark olduğunu görmeliyiz,' dedi. Birini bulmak yerine, ilişkiyi kurmanın üzerine düşünmeliyiz. İlişkiyi kurmanın, geliştirmenin, derinleştirmenin yollarını... Statüler yıkıldıkça, bizim aslında ne kadar kırılgan ve yalnız olduğumuz ortaya çıkıyor. Önceden aşka; klişeler içinde, bir satranç oyunundaki hamleler gibi bakıyorduk. Ama bugün aslında hiç de öyle olmadığını, aradığımız insanı bulmanın ne kadar zor bir şey olduğunu anlıyoruz. Artık filmlerde eskisi gibi klişeler üzerinden kurmuyorlar aşkı. Fransız sosyolog ve filozof George Bataille'a göre, erotizmin ve aşkın temelinde arzu vardır. Ama kapitalizm, arzunun yerine isteği koyuyor. Kapitalist sistemde aşkı bularak kendimizden kaçmaya koşullandırıldık.
- İstek ile arzu arasında ne fark var?
- İstek; giderilir, doyurabilir duyumdur. Makarna yeme isteği gibi. Nesnesine kavuşunca, istek yatışıyor. Arzudaysa kendinde sevgilini, sevgilinde kendini görmeyi istiyorsun. Jean Jacques Rousseau; dişsiz, çirkin, cahil, ağzı kokan bir kadınla berabermiş. Rousseau, ona ancak okumayı öğretmiş, yazmayı bile öğretememiş. Kadın, onun hizmetçisiymiş. Ama yanında saraya götürür ve etrafındakilere: 'Benimle konuşacaksanız leydiler, eşime hürmet edin,' dermiş. Arzunun kime yöneleceği ve kimde o açılımı bulacağı hiç belli değil.
- Âşık olayım, ama acı çekmeyelim,' istiyoruz. Bu bir çelişki değil mi?
- Modern hayatta güvenlik arıyoruz. Karşılıklı bir sözleşme gerçekleştiriyoruz: Karşımdakinin maddi durumu, sosyal seviyesi, geleceği var mı? Kadın ve erkek, bu tür güvenlikler içinde gerçekleştirdikleri beraberliklerde, ancak fırtınalı bir havada, patikadan bir tepeye tırmanıyorlar. Patika daha evvel yürünmüş. Orada bir sürpriz yok. Dolayısıyla da güvenli. Ama fırtına, hayatın özünü oluşturuyor. Ve ne zaman insan yolunu kaybediyor, o zaman arzu ortaya çıkıyor. O zaman, hayat tehlikesini de gösteriyor, sürprizini de...
- Çözüm?
- Bataille'a göre çözüm, tehlikenin olduğu yerdedir. Çünkü tehlikeyi göze almayan, risk taşımayan kişi, hiçbir durumu değiştirmeye ilişkin bir hamle yapamadığı için, hiçbir arzuyu gerçekleştirme şansı olamaz.

#Sayfa#

İNSANLIK BU KADARMI YARALI!
- Bu kitabı yazma fikri nasıl doğdu?
- 97 senesiydi. Bilgisayar mühendisiyim, silikon vadisindeyim. Stanford Üniversitesi'nin kitapçısında bir kitap gördüm: Aşkın Psikolojisi, Prof. Robert Sternberg. Kafam da dumanlı, orada birine âşığım, bir an 'Aaa, aşkın bir psikolojisi mi varmış?' diye düşündüm. İçinde akademisyenlerin aşk üstüne araştırmaları vardı. Bana biraz ağır geldi. Kendi kendime, 'Ben bir gün bir kitap yazacağım. İçinde uzmanların aşk üstüne araştırmaları olacak. Ama bildiklerini çok basit bir şekilde, söyleşi yaparak anlatacaklar,' dedim. Aslında o zaman hayatımda ne yazı var, ne söyleşi! Kendimi ifade etme ihtiyacım bile yok. Derken aniden ailemin yanına dönmem gerekti, Mersin'e. Bir anda kendimi yaşamın öbür ucunda buldum: Çiftçilik yapıyorum, yanımda en fazla ilkokul mezunları çalışıyor ve kendimi bir türlü anlatamıyorum, onları da anlamıyorum! Bu, hayatımdaki kırılma noktalarından biriydi. Birkaç yıl sonra İstanbul'a dönüp, ikisi arasında bir hayat kurdum. Sonra 2005'te çok değerli, Amerika'da kürsüler kurmuş bir bilim insanıyla tanıştım. O kişi beni yazıya başlatan, rahmetli Prof. İsmet Karacan'dır. Bir gazetede yazmaya başladım. O sıralarda aşramlarla ilgili haberler çıktı. 'İnsanlar oraya niye gidiyor?' diye merak ettim. 'Ateş püsküren bir şey yazacağım,' derken, bir his 'Orada ne olduğunu görmeden yazman doğru değil,' dedi. Kalktım, Hindistan'a, Puna'daki bu aşrama gittim. İkinci günümde, sabah 06.00, herkes kalkmış meditasyona gidiyor. Her şey normal başladı. Gözün kapalı. Sonra meditasyonun ikinci fazında bir kıyamet koptu! Korkuyla zıplayarak gözlerimi açmışım! Hatırladıkça hâlâ tüylerim diken diken oluyor. Binden fazla kişi; acı içinde ağlıyor, resmen kendini parçalıyor, böğürüyor... İnsanlık bu kadar mı yaralıydı? Ben bunu daha önce nasıl görememiştim? Oraya beraber gittiğim 'mükemmel imaj'a sahip insanlar, çaresiz birer çocuktan farksızdılar. Ve o an, acılarımızın, eşiklerimizin, mutsuzluklarımızın ne kadar ortak olduğunu, hepimizin aslında ne kadar yaralı olduğunu fark ettim ve 'Maskelerimizin arkasını yazmalıyım,' dedim.

#Sayfa#

25 YIL SONRA BİLE ÂŞIK KALABİLEN ÇİFTLER VAR
- Tam olarak nedir aşk? His mi?
-
Hayır. Aşk, esas olarak bir güdü. Helen Fisher, 'Eşleşme ve üreme için üç beyin sistemi evrimleştirmişiz: İlki seks güdüsü, ikincisi romantik aşk, sonuncusu da bağlılık,' diyor. Bu üç sistem her zaman birbirine o kadar da bağlı değil. Romantik aşk ve bağlanma, tümüyle ayrı beyin devreleri ve sinir taşıyıcılarıyla ilgili. Yani uzun süreli bir eşe yoğun bir bağlılık hissederken, diğer tarafta başka birine de âşık olabiliyorsun. Ve hatta bu ikisi dışında birine de seks dürtüsü duyabilirsin. Yani aynı anda birden çok kişiyi sevebiliriz! Kara sevda yaşayanlar birine değil, uyuşturucuların getirdiğine benzer bir yükselişe tutkun. Kara sevdanın dozunu bir noktadan sonra artıramıyorsun. 8 ila 14 ay arasında sürüyor. Ama Helen Fisher, beni çok mutlu eden bir şey söyledi: Çalışmaları sırasında uzun yıllar âşık kalabilen çiftlere rastlamış. Ve 25 yıl sonra bile âşık kalan insanlar var

SEKS NEDEN BİTER?
- Seks neden biter?
- Psikiyatrist Thomas Trobe 'Aşkı, seksi ve evliliği tek bir kişide bulmak, kesinlikle bir mit değildir,' diyor. Sadece kendimizi iyice anlamamız gerekiyor. Uzun zamandır beraber olduğunuz biriyle gerçekten derine indiğinizde, iki taraf da birbiri için ne kadar özel olduğunu hissediyor. Ve hayatınızda böyle biri olduğu zaman, bir başkasıyla seks yapmayı, evde hayal edebileceğiniz en gurme yemek varken hamburger yemeye benzetiyorlar.
- Peki ya zaman geçtikçe başka arayışlara giren çiftlerde neler değişiyor?
- İlişkide zamanla olaylar değişiyor. İlişki derinleştikçe kırılganlık da derinleşiyor, korku ve güvensizliklerimiz su yüzüne çıkıyor. Artık onlardan ne kaçabiliyor ne de saklanabiliyoruz. İşte bu olunca, cinsellik de değişmeye başlıyor. Eğer karşımızdakine daha açık olmaya karar verirsek, bu sorun, ilişkiyi ve yakınlığı derinleştirmek için kullanacağımız bir fırsata dönüşüyor. Ama bu bir meydan okuma. Çünkü hem seksin etrafındaki korku ve utançlarımızı fark etmek ve paylaşmak hem de heyecana olan bağımlılığımızdan vazgeçebilmemiz gerek. Onun yerine karşımızdakini suçlamak, daha kolay. Oysa aslında iki taraf da eşit düzeyde yaralı.










Yazarın Önceki Yazıları
Sadece pozitif insanlarla görüşüyorum ( 05.02.2012 )
Şöhret de neymiş biz eğleniyoruz ( 21.01.2012 )
Nâzım'ın egosu yoktu ( 14.01.2012 )
Ve Kadir Topbaş pilates yaptı! ( 08.01.2012 )
Benim için hiç kimse 'O çocuğu ben var ettim' diyemeyecek ( 25.12.2011 )
Eğlenen işletmeci yok olmaya mahkumdur ( 24.12.2011 )
O aslında aşçı olmak istiyor ( 17.12.2011 )
Kardeşim tek güvendiğim kişidir, dış gözümdür ( 10.12.2011 )
İskender Bey'in şöhretiyle sınanıyorum ( 04.12.2011 )
Ben varııım! ( 26.11.2011 )

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Pazar Sabah Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol