5 günlük hava durumu
24 Şubat 2013 Pazar
Öfkeli Orhan'ın gizemli Ulaş'ı

Öfkeli Orhan'ın gizemli Ulaş'ı

atv'de yayınlanan Karadayı dizisinde Mahir Kara'nın kardeşi Orhan olarak karşımıza çıkan Ulaş Tuna Astepe, performansıyla dikkatleri bir anda üzerine çekti. Astepe, ilk söyleşiyle karşınızda

Önce foto-muhabir arkadaşım Cenk Ertekin uyardı: "Sonat, Karadayı'ya yeni bir oyuncu girdi, Kenan İmirzalıoğlu'nun canlandırdığı Mahir Kara'nın kardeşini oynuyor, müthiş bir oyuncu, eşsiz bir karakter bence." Bir gün sonra genel yayın yönetmenim Elçin Yahşi: "Karadayı'ya yeni giren çocukla mutlaka röportaj yapalım." Son olarak da yine bizim ekten Fisun Yalçınkaya: "Dün !f İstanbul'da Zayiat isimli bir film izledim, başroldeki çocuk müthişti." Bilin bakalım bu üç ismin oyunculuğuna hayran kaldığı isim kimdi? Ulaş Tuna Astepe.... İster Karadayı'da Orhan Kara olarak izleyin, ister Krek'te Babamın Cesetleri oyununda doktor rolünde, ister Zayiat'ta bunalımlı Mete olarak, sonuçta Ulaş Tuna Astepe ile ilgili varacağınız sonuç onun ne kadar iyi bir oyuncu olduğu. Hal böyle olunca, onunla konuşmak şart oldu. 1988 doğumlu Astepe'nin tek başına verdiği ilk röportajı yapıyor olmak, hiçbir şey bilmediğiniz birini yeni tanımak hissi yarattığı için, ben çok keyif aldım. Her ne kadar o "Ben bu işi beceremem, çok kapalı bir tipimdir," dese de kendini çok iyi ifade eden, bugüne kadar söyleşi yaptığım birçok isimden çok daha iyi konuşan biri. Bu nedenle sorularımı kendime saklayarak kendi cümleleriyle, Ulaş Tuna Astepe'yi tanımanızı istedim. Buyrun...

DEPREME 11 YAŞIMDAYKEN YAKALANDIM
"İzmit'te doğup büyüdüm. Orta halli bir aile... Benden yedi yaş büyük bir abim var. Önce babamı kaybettik, o zamanlar ben lisedeydim, annemizi kaybedeli birkaç yıl oluyor. Babamı erken kaybetmek sanırım ailemle daha sıkı olmamı sağladı. Ağabeyimi çok severim, zaten ikimiz kaldık bu hayatta. O yüzden birbirimize iyi bakarız, birbirimizi severiz. İzmitli olunca deprem de hayatımın bir dönemine rastladı elbette. 17 Ağustos Depremi'ni yaşadığımda 11 yaşımdaydım. Ama o yaş bile ölü insan kokusunu alabileceğim bir yaştı. O nedenle deprem beni etkileyen şeylerden biridir. Bölgedeki herkes kadar deprem travması yaşadım, herkes gibi birilerini kaybettim, mesela ertesi gün maç yapacağım arkadaşlarım öldüler. Aileden kimseye bir şey olmadı ama birçok tanıdık depremden etkilendi. Hâlâ bende deprem fobisi var; biri sinemada sıkılır bacağını sallar ya, ben deprem refleksi gösteririm. Bu tür büyük olayları atlattığımızı sanıyoruz, günlük hayatımıza dönüyoruz ama etkisi mutlaka kalıyor."

AĞABEYİM BABAMIN YERİNİ DOLDURDU
"Dizideki karakterin aksine benim ağabeyimle aram çok iyidir. Ağabeyim, İstanbul'a Kadıköy Anadolu Lisesi'ne yatılı okumaya gittiğinde, ona çok özenirdim. Hafta sonları, İzmit'e eve gelişi bir olaydı. Ona hep bir hayranlığım vardı. Onun gibi olmak isterdim. O yıllarda ağabeyimi hafta başında İstanbul'a uğurladığım zamanlarda, geride kalmanın ne kadar zor olduğunu düşünürdüm. Bir çeşit hırsın içinde buldum kendimi, tuvaletlerde bile test çözüyordum, 'Onun gibi olacağım, ben de gideceğim İstanbul'a,' diyordum. İstanbul Erkek Lisesi'ni kazandım ve İstanbul'a yatılı öğrenci olarak geldim. Ağabeyim şimdi mühendis, hayat onu o noktaya getirdi. Babamızı çok küçükken kaybedince birinin baba olması gerekti, bu sorumluluğu ağabeyim üstlendi. Babamı kaybettikten sonra hem ekonomik hem de manevi bir boşluk oluştu. Bunu ağabeyim doldurdu. Tam olarak İstanbul Erkekli olma durumunu yaşadım. Karadayı'daki adliye sahneleri orada çekiliyor. Sanki evimde çekiliyormuş gibi hissediyorum. Çünkü lise yıllarımda güvenlik, çalışanlar hepsi ailemdi. Ergenliğe denk geldiği için mi bilmiyorum ama her şeyimi o okul belirledi. Liseden kopamamış tipler vardır ya galiba onlandanım. Bu sıkıcı bir şey, bir tür cemaat algısı oluşuyor, ama bu durumu normal buluyorum. Çünkü biz küçük yaşta ailesinden ayrılıp bu okula gelmiş ve zaman zaman toplanıp odalarda ailemizi özlediğimiz için ağlayan tiplerdik. Ortak bir özlemi paylaşıyorduk ve o, ergenlikle birlikte bir şeye dönüşüyor. Dostluk denen şeyi ellerinle yapıyorsun."

ŞİMDİ KARADAYI'DA OYNUYORUM DİYE FUTBOLCU MUAMELESİ GÖRÜYORUM
"Sekiz yaşımdayım, Yeşilay Haftası için alkol yüzünden ölmüş bir adamı oynamıştım. Elimdeki tirat 'Ben mi? Ben bir ölüyüm,' diye başlıyordu. İlk oyunculuk tecrübem odur. Sonra lisede bir kısa film çekmiştik. Kendi okul festivalimizde ödül almıştık. Lisedeyken, Almanca dersine 'Tiyatro oyunu için oyunculara ihtiyaç var,' diyerek biri girdi. Ben o durumu Almanca dersinden kaçış gibi hissettim. Orada tiyatro yapmaya başladık. O tiyatro salonunu çok sevdim, sıcaktı, hocalar yoktu, orada hep oyunlar oynuyorduk. Beni konservatuar okumaya iten neydi, bilmiyorum, bir isyan şekli de olabilir konservatuar. Çünkü ailenin, okulun, herkesin senden beklediği başka bir şey; mühendis olmamı istiyorlardı muhtemelen. Yani konservatuar okumam çok gereksiz bir hareket olacaktı. Ama konservatuarı kazandığımda kaygı verici tepkiler de almadım, fakat çok büyük bir buruklukla mücadele etmem gerekti. Mahalledeki bakkala 'Konservatuarı kazandım,' dediğimde, benim için üzülmüştü. Şimdi 'Dizide oynuyorum,' dediğim zaman 'Ooooo,' diye tepkiler alıyorum, sanki futbolcu olmuşum gibi."

ZAYİAT KISA FİLM OLACAKTI BİRAZ UZADI
"Bizim kuşağın sevdiğim yönü 'kuşkulu' olması. Zayiat filmindeki Mete de öyle ve herhangi bir problemi çözmek adına içinde bir güç bulamayan bir çocuk. Benim hayatla mücadelem o kadar pasif değil. Ama Mete, çok da yakın çevremden bir çocuk aslında. O filmi çekenlerle arkadaş olduk. Ev arkadaşım, 'Bizim çocuklar kısa film çekiyorlarmış, oynar mısın?' dedi. Ben kısa filmlerde oynuyorum, en kötüsünde bile oynuyorum. Çünkü kısa film çok zevkli bir şey, taze bir şey. Oynamak insana bir şey kaybettirmiyor. Büyük işlerde çok seçici olmak gerekiyor. O çocukların kısa filminde oynamaya başladım ama film kısa değil, uzun oldu. Umarım sinema yapmaya devam ederler."

HERKESİN MALI HALİNE GELMEK EN KORKTUĞUM ŞEY
"Popüler deyince, aklıma süpermarkette satılan kitaplar geliyor, ki hiç süpermarketten kitap almadım. Sokakta insanların beni tanıması, kızların bana hayran olması, anonimleşmek ve herkesin malı haline gelmek çok korktuğum bir şey. Bu işe girerken bu tip motivasyonlarla girmedim. Bundan kendimi nasıl koruyacağımı bilmiyorum. Bununla ilgili bir planım yok, bildiğim bir şey de değil. Daha önceden tiyatrodayken, ünlü olma haline farklı refleksler geliştirenler oldu, kimi hiç umursamıyor, kimi bunu dert ediniyor, kimisinin hoşuna gidiyor. Herkes konfor alanını yaratıyor bir şekilde, ben de zamanla bunu yaratırım. Ahmet Güntan'ın Beyaz Peugeot diye bir şiiri var; 'Hayatın nasıl olduğu değil, kimlerle olduğu önemli,' der. Ben patlama yapma derdinde değilim, aklımda arkadaş isimleri var."

BİZİM NESİL İSTİKRARA AÇ DEĞİL!
"Neye açsa insan, o oluyor. Benim anne-babamın kuşağı ekonomik istikrara açtı. Memur olmak, düzenli iş sahibi olmak çok önemli şeylerdi. Bize hep bunu empoze etmeye çalıştılar. Ama biz öyle bir açlık görmedik. Öyle bir açlık olmayınca insanda, maddi değil, manevi bir uğraşın içinde olabiliyor. Bizim nesil aşka inanıyor. Aşka inanmadığını söyleyeni de bir gün çarpacak o duygu. 'Aşkı arıyor muyuz?' bu bir soru olabilir. Bizden önceki nesiller için olduğu kadar, kıymetli değil o duygu galiba ama bunu söylerken genelleme yapıyorum. Telefonumuz var, içinde interneti. İstediğim her şeye, her bilgiye hemen ulaşabiliyorum. Ama internetten aldığım tüm bilgilerin işlevsiz ve sabun köpüğü olduğunu düşünüyorum. Birine dair fikir geliştirirken interneti kullanmıyorum. Gene yüz yüze, ele ele tanımak daha iyi."

ORHAN, SEVGİSİZ BÜYÜMÜŞ
"Hayatı şekillendirirken öfke çok kuvvetli bir motivasyon ama sevgi ondan daha kuvvetli. Ama öfke daha terörize ve fark edilir. O kapıdan girdiğinde, hemen dönüp bakabileceğiniz bir enerji. Karadayı'daki Orhan'da yaralı bir çocuk ve istemeden yatılı okula gönderilmiş. Hemen arkasından askerlik gelmiş. Uzun yıllar sevgisiz büyümek zorunda kalmış ve hırpanileşmiş. Öfkesi bu yüzden. Bunun sorumlusu olarak da ağabeyini seçmiş. Kahraman, herkesin sevdiği birine öfkeli olunca biri, onun tüm çevresine ve onu sevenlere öfke duyuyormuş gibi algılanıyor. Dizide, 'Şimdi öyle bakayım da çok dikkat çeksin,' diye yapmıyorum. Öyle bir o."

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Pazar Sabah Haberleri

Kocama 'Paşasın, ağasın' demedim, eleştirdim
Toplumun sesi olmak için çalışıyoruz
Google'ın 'Harikalar Diyarı'nda bir gün
Gönülçelen bir şölen
Olamazsın dedikleri her şey oldu
10 adımda Oscar Amca
İlişki terapisini sahneye taşıyacak
Orijinal, bağımsız, zeki ve insancıl: Kovalar
"Şoförsüz araç devrimine hazır mısın?"
Yarım saat önce tanıştığım birini otel odasında çıplak çektim
'Devlet' versus 'ferdi'
Su üzerinde dans etmek kolay mı?
Haftanın rehberi
Çocuklara özgüven aşılayayım derken...
Canı sıkılan çocuklara!
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol