Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Fransa'da 'Ergenekon'...

Fransa'ya bakarak Türkiye'yi düşünmek mi, yoksa Türkiye'ye bakarak Fransa'yı değerlendirmek mi daha doğru, karar vermek güç. Yüzyıllardır modernleşmesini "taklit" ettiğimiz bir ülke, bugünlerde hem de bizimkine benzer sıkıntıların ortasında çalkalanıyor.
Niye böyle oldu, Fransa neden bu çıkmaza itildi, sorusunun cevabını bir çırpıda vermek çok zor. Ama ortada herkesin sığındığı bir kolay cevap var: Fransa çağ dışında kaldı. Bu toplumun hâlâ bilimde, kültürde elde ettiği başarıları görünce bu iddiaya inanmak zorsa da insanlarıyla konuşunca bir özgüven eksiğinin kurşun gibi üstlerine çöktüğünü görüyorsunuz.
Sözünü ettiğim kırılganlığın habercisi 2007'de yayınlanan Time dergisiydi. "Fransız kültürünün ölümü" başlığıyla çıkınca dergi, kıyamet kopmuştu. Ama söylenenler doğruydu. Hâlâ dünyada en çok romanın yayınlandığı ülke olsa da Fransa büyük felsefecilerini yitirmiş, düşünce dünyasında öncü olma vasfını elinden kaçırmıştı. Bilimde de öyle. Fransızlar buna çok içerlediler. Kendi kültürlerini çılgınca bir tutkuyla savunmaya devam ettiler ama bu yıl Kanal 24 diye yeni bir uluslararası televizyon kurup İngilizce yayın yapmaktan da kaçınamadılar.
Ardından çok da inanmak istemediğim, bana hegemonya arayışındaki bir yaklaşımın propaganda kokan vurgusu olarak görünen iddia geldi. Fransa liberal ekonominin koşullarına uyum sağlayamamış, hâlâ devletçi, sosyal güvenlik sistemi ağırlıklı bir modelle devam ediyordu da onun için çözülmekteydi.
Şu mahut liberal ekonomi söylemi diye burun kıvırdım ama Fransızlar tam da bunu söyleyen ve ülkenin Thatcher'ı olmak istediğini belirten Sarkozy'yi iş başına getirip beni yanılttılar. Zavallı, kompleksli Sarkozy gerçekten de sosyal güvenlik sistemini baştan başa yenilemek, çalışma saatlerini biraz artırmak istedi ama o kadar budalaca şeyler yapıp itibarını öylesine kaybetti ki, artık saltanatını kurtarmanın telaşı içinde. Onun yolunu da Libya'ya saldırmakta bulup bir kere daha yanıldı. Nouvel Observateur, geçen hafta, "daha şimdiden yitirdi mi?" kapağıyla çıktı.
Fakat ortada çeki taşı gibi bir gerçek var. Fransa geriliyor. Eğitim sistemini yenileyemiyor. Gençlerle başı dertte. Gene geçen hafta henüz başkanlık adayını bulamamış Sosyalist Parti seçim beyannamesini kamuoyuna sundu. Gençlerin % 25'inin yoksulluk içinde yaşadığını ve işsizlerin % 25'ini gençlerin oluşturduğunu belirtti. 2010'un 3. çeyreğinde Fransa'da 2.6 milyon işsiz var. Sosyalistler iktidara gelirlerse bir Kamu Yatırım Bankası kuracaklarını söylüyorlar. İnsanın "vah vah vah" diyeceği geliyor.
Buradan varılacak yer belli: Fransa'nın sorunu sosyalizmle ilişkili. Eski sosyalizm öldü. Ama yenisi henüz biçimlenmedi. Fransa bu çıkmazda bunalıyor. Sosyalist bir gelenekten gelip kendisine liberalizm aşısı yapmak isteyen bir toplum şimdi ona karşı geliştirdiği alerjiyi aşmanın yolunu arıyor. İlginç bir kavşak. Çünkü, sosyalizm - liberalizm arasındaki köprüyü Fransa özgürlük ve demokrasi kavramlarını yeniden tanımlayarak geçmeye çalışıyor. Bu garip denklemin belkemiği de laiklik ve yurttaşlık.
Bu hafta iktidar partisi laikliği ve devletin laiklikle ilişkisini yeniden tanımlamayı öngören bir panel yapmaya çalışınca bütün dinsel cemaatlerden tepki aldı. Sarkozy, "vatandaşlık açık yüzle yaşanır" deyip, burkayı, başörtüsünü yasaklamaya uğraşıyor, tıpkı bizdeki önermelerle, "devlet kurumlarında olmaz" falan diyerek. Avrupa'daki en yoğun Müslüman nüfusa sahip ülke olan Fransa böylece işi alttan alta göçmenlik, yurttaşlık meselelerine getiriyor.
Sonuç veya özet şu: bizi bugüne kadar getiren burjuva demokrasisi bugünkü oluşumları, gerek demografik, gerek ekonomik, gerekse sosyal bir zeminde daha fazla taşıyamıyor. Sanılıyordu ki, demokrasi kendini yenileyebilir. Kendi haline, kendi dinamiklerine bırakılırsa, o mekanizmanın işleyeceği doğru/landı; fakat egemen sınıfın müdahalesi olduğunda demokrasi tıkanıyor.
Ekonomik bakımdan krizlerle sarsılıp zayıflayan bir burjuvazi, üstüne gelen "tehlikeden" korunmak için çareyi demokrasiyi ve özgürlükleri kısıtlamada, onu talep etmekte buluyor. Fransa da bir tür Ergenekon yaşıyor, anlayacağınız.
İlginç değil mi, başta sorduğum soru.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA