Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

Brüksel-Münih

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy dün "Le Monde" gazetesine verdiği demeçte, "Bir başka Avrupa'nın doğmakta olduğunu" bildirdi, "Angela Merkel'in Euro krizine kendi çözümünü dayattığını söyleyenlere ne diyeceksiniz" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Fransa-Almanya ekseninden yakınanlara soruyorum; alternatif strateji olarak ne öneriyorlar? Yalnız kalmamızı mı? Fransa'nın tek başına fikirlerini daha iyi kabul ettirebileceğini kim düşünebilir? Tabii, başka bir ittifak akıllarından geçmiyorsa... Evet, Brüksel zirvesi Fransız-Alman uzlaşmasının ürünü ve krizin başından beri iki ülke olarak hep bizi birbirimize yaklaştıran adımlar attık."
Sonra biraz durdu Sarkozy ve dilinin altındaki "Sendrom"u çıkarıverdi:

"Bazıları bunu 'Teslimiyet' diye yorumluyorlar. Bu savaşçı ifadeler geçmişin milliyetçiliğini yeniden filizlendiriyor..."

***
Sarkozy'nin kastettiği, "Münih sendromu". 30 Eylül 1938'de tüm Avrupa'nın Hitler'in önünde diz çöktüğü trajik anlaşma.
İtalya'nın Duçe'si Benito Mussolini, İngiltere Başbakanı Arthur Nevill Chamberlain ve Fransa Başbakanı Edouard Daladier, o 30 Eylül 1938 günü Münih'te Adolf Hitler'e Çekoslovakya'nın neredeyse yarısını teslim ettiler. Avrupa'yı yıkıcı bir savaştan korumak adına.
Chamberlain, Londra'ya dönüşünde onbinlerce kişi tarafından "Kahraman" olarak karşılanmış, havaalanı ile Buckingham Sarayı arasındaki 15 kilometrelik yolu 1.5 saatte aşabilmiş, daha sonra "Downing Street 10"in balkonundan halka şöyle seslenmişti: "Münih'ten onurlu bir barışla dönüyorum. Bunun çağımızın barış anlaşması olduğuna inanıyorum. Haydi şimdi evinize gidin ve huzur içinde uyuyun..."
Yaklaşık 1.5 yıl sonra Chamberlain'in yerine başbakanlığa getirilecek olan Sir Winston Churchill ise Münih Anlaşması'nı şöyle yorumlayacaktı: "Savaş ile onursuzluk arasında bir tercih yapacaktık.
Onursuzluğu seçtik ama savaşı da önleyemedik."
Gerisi malum... Hitler orduları Avusturya'yı ilhak, Çekoslovakya'nın yarısını işgal ettikten bir yıl kadar sonra, 1 Eylül 1939'da Polonya'ya girdi ve...
***

İkinci Dünya Savaşı boyunca Alman bombardımanına İngiltere tek başına göğüs gerdi. Çünkü tüm Avrupa, Hitler'in işgali altındaydı.
Hiçbir Avrupalı, İngiltere için kanını dökmedi; çünkü tüm ordular dağıtılmıştı. Ama yüzbinlerce İngiliz genci Avrupa'yı kurtarmak için hayatını verdi.
***

Bütün bunları, İngiltere Başbakanı David Cameron'un Brüksel'den Londra'ya Nevill Chamberlain benzeri bir anlaşmayla değil, Winston Churchill gibi bir direnişle dönmesi nedeniyle yazıyorum.
İngiltere tek başına kalmaya alışık.
İngilizler tek başlarına kendilerini korumakta çok ama çok tecrübe sahibi.
O yüzden Sarkozy, "Teslimiyetçilik" yorumlarını duydukça tüyleri diken diken oluyor.
Ve bakmayın siz "İngiltere izole oldu" yorumlarına; Merkel'in ve piyasaların dayattığı çözümü reddeden Cameron'u, halkının üçte ikisi kahraman olarak görüyor. Tıpkı 80 yıl önceki selefi Churchill gibi...
Hem sonra Brüksel, Münih'e pek de uzak sayılmaz; değil mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA