Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

Ma moitie

Eşim, karım, kadınım, hayat arkadaşım... Bir yastığı ve bir yaşamı paylaştığımız en kutsal canlı için Türkçe'deki sözcüklerin belli başlıları bunlar.
Ama bana göre hiçbiri Fransızca'daki "Ma moitie" (Sondaki "E"nin üstünde "Accent aigu" denilen sağa doğru kesme işareti var) sözcüğünün gücüne, erdemine ve büyüsüne sahip değil.
"Yarım" demek "Ma moitie". Yani bedenimin, ruhumun, aklımın, hayatımın yarısı.

Selami Şahin'indi değil mi, "Ma moitie"yi anlatan o muhteşem şarkı ve sözleri: "Sen yoksan her şey eksik / Sen varsan her şey tamam..."
Rahmetli Tanju Okan da "Kadınım"da "Yarı"nın yokluğunun nasıl yaşamın anlamını da yok ettiğini ne kadar güzel anlatıyordu: "Eşyalar toplanmış seninle birlikte / Anılar saçılmış odaya, her yere / Sevdiğim o koku yok artık bu evde..."

***
Bu duygu patlamasını Cannes Film Festivali'nde gösterilen bir filmle ilgili okuduğum haber ve eleştiri tetikledi. Filmin adı son derece basit: "Aşk".
***

Bazı filmler benim yaşamımı ve kişiliğimi derinden etkiledi.
Örneğin, "Les Choses de la Vie" (Bizde "Hayat Bağları" adıyla gösterildi) beni sarsan filmlerin herhalde ilk beşinde yer alır. 1969'da çekildi. Claude Sautet'nin yönettiği Michel Piccoli ile Romy Schneider'in başrollerini paylaştıkları film aslında herkesin başına gelebilecek bir olayı konu alıyordu: 40'lı yaşlarda olan mimar Pierre arabasıyla giderken bir trafik kazası geçiriyor. Araçtan savruluyor. Çok ağır yaralı. Yaşamının belki de son dakikaları. Ama bilinci açık. Geçmişi gözünün önünden geçmeye başlıyor. Birlikte yaşadığı ama artık ayrılmak istediği kadın, Helene... Boşandığı karısı Catherine ve oğlu... Ve de o son dakikalarda yeniden keşfettiği aşk...
***

Alın size kutsal filmlerimden biri daha: "Un homme et Une Femme". Türkçesi: "Bir Erkek ve Bir Kadın". Ama bizde filmin adı terse çevrilerek gösterildi: "Bir Kadın ve Bir Erkek".
1966 tarihli filmi Claude Lelouch yönetti. Başrollerinde Anouk Aimee ile Jean-Louis Trintignant oynuyordu.
Onun da konusu son derece basitti: İkisi de dul olan bir erkek ve bir kadın çocuklarını okula götürüp getirirken tanışıyorlar, yakınlaşıyorlar ve sonra tutkulu bir aşk doğuyor aralarında...
***

İşte o filmin erkek kahramanı Jean-Louis Trintignant (1956'da başlayan beyaz perde macerasında 118 filmde, 9 televizyon dizisinde ve 39 tiyatro oyununda rol aldı), neredeyse 9 yıldır dünyadan elini eteğini çekmişti. Kızı Marie Trintignant'ın feci ölümünden sonra. Aktris olan Marie birlikte yaşadığı rock şarkıcısı Bertrand Cantat tarafından dövülerek öldürülmüştü. 26 Temmuz 2003 gecesi.
Jean-Louis Trintignant bugün 82 yaşında. Ve sırf bu film için acısını ve yasını içine gömüp sinemaya dönmeyi kabul etti. Bu film? Yukarda sözünü ettiğim "Aşk". Y
önetmen: Michael Haneke. Başrolde Jean-Louis Trintignant ve Isabelle Huppert.
Konusu basit ama insanın içine işliyor, en derinliklere itilmiş duygulara olta atıyor: Georges ve Anne, 80'li yaşlarda bir çift. İkisi de kültürlü. İkisi de emekli müzik öğretmeni. Onlar gibi müzisyen olan kızları evlenip kendi yuvasını kurmuş. İki yaşlı asla yaşlanmayan, yıllanmayan aşklarıyla baş başalar. Bir gün Anne küçük bir beyin kanaması geçirip hastaneye kaldırılıyor. Tedaviden sonra eve döndüğünde vücudunun yarısı tutmuyor. Felç. Ve aşkları için müthiş bir sınav başlıyor.
Bir yandan Anne'ın sürekli özen ve yardım gerektiren günlük yaşamının Georges'un yorgun bedenine getirdiği ağır yük. Bir yandan da koca bir ömrü paylaştığı ve sınırsız bir aşkla bağlı olduğu "Ma Moitie"yi kaybetme korkusu.
***

Cannes'da iki saat boyunca gözyaşlarıyla ve kötü bir sonla bitecek korkusuyla izlendi film. Ve salonun ışıkları aydınlandığında hıçkırıklara gök gürültüsünü andıran alkışlar karıştı. Ne diyor Selami Şahin: "Sen yoksan her şey eksik / Sen varsan her şey tamam..."
Ne diyordu Tanju Baba: "Eşyalar toplanmış seninle birlikte / Anılar saçılmış odaya, her yere / Sevdiğim o koku yok artık bu evde..."
"Aşk", yani Jean-Louis Trintignant ve Isabelle Huppert'in oynadıkları film, o dizeler işte.
Türkiye'de gösterime girince mutlaka izleyeceğim. Ve herhalde çok ağlayacağım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA