Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ÖMER TAŞPINAR

Suriye'nin dostları ve açmazları

İSTANBUL

Türk dış politikası son haftalarda bütünüyle Suriye'ye endekslenmiş durumda. Dün İstanbul'da gerçekleşen "Suriye'nin Dostları" toplantısı sayesinde Türkiye çok istediği bir zirveye ev sahipliği yaptı. Bu toplantıda ABD'nin Dışişleri Bakanı seviyesinde, bizzat Hillary Clinton tarafından temsil edilmesi sembolizm açısından önemliydi. Geçen haftaya damgasını vuran Obama ve Erdoğan'ın Seul görüşmesi ve sonrasında Başbakan Erdoğan'ın İran'da yaptığı kritik görüşmeler de gene Suriye ağırlıklı gerçekleşti. Öyle gözüküyor ki, İran ile P5 artı 1 grubu ile İstanbul'da bu ay yapılacak nükleer dosya toplantısında bile bir Suriye boyutu olabilir.
Peki, bütün bu yoğun trafik sonrasında Suriye krizinde gelinen son nokta nedir? Ortaya çıkan manzara maalesef hiç tatmin edici değil. Bilindiği üzere, masada Annan Planı olarak bilinen, BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'in de onayını almış bir diplomatik süreç söz konusu. Bu süreç Suriye'de rejim ve direniş arasında haksız bir simetri ve paralellik kuruyor. Annan planı ezen ve ezileni eş tutarak, her iki tarafın da silahları bırakmasını ve bir ateşkes sağlanmasını öngörüyor. Ateşkes sonrasındaysa insani yardım ve kademeli olarak bir siyasi diyalog ve demokratikleşme takvimi söz konusu. Esad rejimi her ne kadar bu diplomatik süreci kabul etmiş görünse de bildiğini okumaya devam ediyor. Suriye ordusu ortada bir anlaşma yokmuşçasına, direniş hareketini ve muhalifleri son derece kanlı bir şekilde ezmeye devam ediyor. Ölü sayısı rutin şekilde her gün 50 ve 100 arasında artıyor. Sonuç olarak Annan planı kâğıt üzerinde kalmış durumda. İşin aslına bakılırsa, bu "diplomasi" süreci Şam'a zaman kazandırmak dışında bir işe yaramıyor. Gücünü ve ümidini kaybetmiş Suriyeli muhalifler ve direnişçiler ise her gün daha fazla kan kaybediyorlar.
Bu olumsuz manzara karşısında uluslararası toplum ciddi çaresizlik içinde. Sayıları sınırlı olan belli başlı aktörlerin eli kolu bağlı durumda. Türkiye, ABD, Arap Ligi, NATO ve AB askeri yönteme başvurmak konusunda son derece temkinli davranıyorlar. Suriye'nin neden Libya kadar basit olmadığı konusunda haklı analizler yapıyorlar. Bu nedenle askeri yöntem yerine halen diplomasi ve ekonomik yaptırımlara bel bağlamış durumdalar. Peki diplomasiye alternatif askeri yöntem dediğimiz şey nedir? Diplomatik çabaların odağındaki Annan sürecinin alternatifi muhalefeti silahlandırmaya başlamak. Amerika ve Türkiye diplomasinin somut bir sonuç yaratamadığının farkındalar. Ama muhalefeti silahlandırmak veya tampon bölge kurmak ya da yardım koridorları açmak gibi askeri stratejiler Suriye Ulusal Konseyi'nin yoğun lobisine rağmen tercih edilmiyor. Bu tür askeri stratejiler Türkiye ve ABD'yi sadece Suriye ordusu ile değil aynı zamanda İran ile de karşı karşıya getirecektir. Seçim yılında olan Obama bu tür bir politikayı petrol fiyatları korkusuyla izlemek istemiyor. Türkiye ise Suriye ve İran'a PKK konusunda yeni kozlar sunmak istemiyor. Bu kısır döngü nedeniyle Suriye'de rejim kısa vadede kolay kolay yıkılmayacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA