Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Alaturka'nın güzel günleri..

Mekân harika.. İstanbul Boğazı hem de nasıl boydan boya karşında.. Bu yana bakıyorsun, tarihi yarımada.. Tarihin o benzersiz silueti.. Öte yana bakıyorsun.. Boğaz'da bir çağdaş gerdanlık.. Köprü.. Bugün.. Dünden bugüne bin yıllık panoramaya bakıyorsunuz.
Masa donanmış, mezeler enfes..
Nurdan Torun geldi sahneye.. Bir muhteşem alaturka.. Nasıl özlemişiz.. Öcal ağbim "Daha önce niye getirmedin bizi buraya" dedi..
"Valla yeni duydum" dedim.. "Ben her hafta İzmir'den gelirim" dedi.. Öyle keyiflenmişiz..
Sonra..
Sonuna soğan doğra.. Program bitmeden, hatta ayıpların en büyüğünü yaparak, sanatçı şarkı söylerken, şarkısını bitirmesini beklemeden faça masadan fırladık kalktık ve arkamıza bakmadan kaçtık..
Çünkü o enfes alaturkayı kenara itti Nurdan.. Efendim müşteri öyle istiyormuş, bir çastra çastra fantezi müzik midir, özgün müzik midir, arabesk midir, alaturkacı söylerse alaturka, türkücü söylerse türkü, popçu söylerse pop diye yutturulan o çastra çastra tempolu felaket başladı ki, dayanmak mümkün değil..
Yozlaşmanın adı "Millet öyle istiyor" oldu. Artık Anadolu'nun türküsü de yok, İstanbul'un şarkısı da..
Onu yazarken geçen gün, Nurdan Torun yerine Tülin Korman yazmışım, hafızam oynamış benimle gene.. Lanet bilgi sayar olsa, aç kapa resetle.. Ama değil. Kapandı mı, bir daha açılmaz..
Tülin Korman'ı hatırladım okurken.. Ankara Göl Gazinosu günlerini..
Yerel gazetede üç otuz paraya çalışıyoruz. Maaşı da bazen üç ayda bir falan alıyoruz.. Öylesi.. Ama ben cebimde para olmazsa sokağa çıkmam. Bu yüzden fevkalade dikkatli yaşıyorum. Buraya dikkat.. Cebimde her hal ve şartta para olduğunu herkes bilir..
Kilisli, hem de akrabamız Mustafa Salihoğlu geldi bir gün.. Akşam Tülin Korman başlıyormuş Göl'de.. O da o zaman Tülin'in fena halde hayranı.. 15 kişilik en faça masayı ayırtmış.. Kıza şov yapacak. Bizi davet ediyor..
Gittik. 15 gazeteci.. Mustafa en başta.. Rakılar, şaraplar geliyor, şampanyalar gidiyor.. Masada kuş sütü eksik. Mustafa durmadan garsonu çağırıp sipariş veriyor..
"Yapma.. Yeter.." Yeter mi?. Dostlarıyız, ağırlıyor.. Tülin şarkıyı bitiriyor. Mustafa amigo.. "Alkışlayın.." Eee. Adam o kadar masraf ediyor, uyacağız tabii.. Hür ya alkış başlıyor.. Mustafa işaret ediyor.. "Yeter kesin.." Anında sus pus oluyoruz. Maç seyircisi gibi.. Neyse gece bitti.. Garson hesabı getirdi ortaya koydu.. Mustafa "Pamuk eller cebe çocuklar" dedi.. "Benim hiç param yok.."
Geri kalanlar "Bende de yok" demek için sıraya girdi. Baktım, herkes bana bakıyor. Ankara matbuatının itibarı bizim cüzdanda.. Çıkardım, bir maaşımdan fazlasını ödedim..
Aradan 15 gün geçti.. Gazetede oturuyorum. Mustafa odama geldi..
"Sana nasıl mahcup oldum. O günden beri yüzüne bakamıyorum. Bugün beni affedeceğin gün. Bana bu fırsatı ver. Akşam Tülin'in veda galası.. Misafirim ol, ne olur.."
"Allah göstermesin" falan dedim.. Ağzımdan girdi, burnumdan çıktı.. Yalvardı, yakardı.. "Tamam" dedim sonunda..
Akşam gittim ki Göl'e gene ayni 15 kişilik masa.. Ayni dostlar.. Ayni müthiş ikramın başında Mustafa gene.. Şampanyalar patlıyor.. Sahneye deste deste güller atılıyor.. "Alkışla.. Kes.." komutları aynen..
Kan ter içinde geceyi bitirdik. Garson hesabı getirdi. Mustafa baktı, inceledi, itiraz etmedi. "Şişirme yok" dedi ve masaya koydu.. "Bende para yok çocuklar.."
Bilin bakalım, o gece de hesabın tümünü kim ödedi?.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA