X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER “Afrika’da Yeni Osmanlı Rüzgarı” Konulu Konferans
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

“Afrika’da Yeni Osmanlı Rüzgarı” Konulu Konferans

  • Giriş Tarihi: 15.4.2015 10:28 Güncelleme Tarihi: 15.4.2015 11:31
ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ HOCA AHMET YESEVİ TOPLULUĞU TARAFINDAN VEHBİ KOÇ KONFERANS SALONU’NDA “AFRİKA’DA YENİ OSMANLI RÜZGARI” KONULU KONFERANS DÜZENLENDİ.
“Afrika’da Yeni Osmanlı Rüzgarı” Konulu Konferans

Üniversitesi Hoca Ahmet Yesevi topluluğu tarafından Vehbi Koç Konferans Salonu’nda “Afrika’da Yeni Osmanlı Rüzgarı” konulu konferans düzenlendi.
Tunuslu Gazeteci Yazar Dr. Muhammed Adil, son dönemde Afrika’da gerçekten bir Osmanlı rüzgarı olduğunu söyleyerek, Osmanlı’nın bir ırk olmadığını, Osmanlı’nın bir medeniyet, bir kültür olduğunu vurguladı. Kendisinin de bir Osmanlı vatandaşı olarak irtihal ettiğini kaydeden Dr. Adil, Osmanlı’nın ortak bir miras olduğunu ifade etti.
Türk üniversiteler ile Arap üniversitelerinin kardeş üniversite projesi oluşturması gerektiğini belirten Dr. Adil, şunları söyledi:
“Son dönemde gerçekten bir Osmanlı rüzgarı var. Hem Türkiye’de hem Arap dünyasında, İslam dünyasında. Özelikle Afrika Dünyası’nda. Önce ben Tunuslu olduğum için Tunus’tan başlamak istiyorum. Çünkü Türk kardeşlerimiz Osmanlı’dan bahsettikleri zaman sanki Osmanlı bir ırk meselesidir. Bu yanlıştır. Osmanlı bir kültürdür, bir medeniyettir. Irk değildir sadece Türklere mahsus değildir. Bu sadece sizin mirasınız değildir. Bu ortak bir mirastır. Ben de bir Osmanlı vatandaşı olarak irtihal ediyorum. Bunu söylemek bir söz değil bunu tarih anlatıyor. Tarih, bunu nasıl anlatıyor? Tunuslu olarak sizin için Osmanlı Devleti 1920’lerde bitti veya bitirildi. Bizim için Tunuslular olarak Osmanlı Devleti o tarihte bitmedi. Bunu çok iyi bilmenizi istiyorum. Osmanlı devleti biz,m için Tunus Vilayeti olarak 19 Mart 1956 tarihinde bitti. Lütfen unutmayın bu tarihi. 19 Mart 1956’ya kadar sembolik olarak başkentimiz İstanbul ve bayrağımız Osmanlı bayrağı idi. O dönemde İstanbul’un Türkiye’nin halini bizden daha iyi bilirsiniz. Bu nedenle diyorum Osmanlı bir medeniyettir, Osmanlı ırk değildir Osmanlı Türklere mahsus bir şey değildir. Bunu lütfen iyi anlamamız gerekiyor. Bunu iyi anlamamız, kendimizi ikna etmemiz gerekiyor. 19 Mart 1956’ya kadar beyliğimizde, beylik sistemi de devam ediyor. Milli Mücadeleyi destekliyor ve 20 Mart 1956’da Cumhuriyet dönemi başlıyor. Yine de Türkiye’ye, Osmanlı’ya hayranlık devam ediyor ve o nedenle ikinci laik cumhuriyeti kuranlar yine Tunuslular. Bu tesadüf değil aslında. O nedenle bayrağımız, Türkiye ile Tunus bayrağını yan yana koyun hiçbir fark göremeyeceksiniz. Çünkü son 1956’ya kadar da onu kullanıyoruz. Bırakmak istemiyoruz. O zaman sadece az biraz beyaz koyduk o yolda devam ettik. Çünkü maalesef Türk-Arap ilişkileri konusunda hep ön planda menfi konular geliyor. Güzel örnekleri anlatmıyoruz. Bu güzel örnekleri aslında nesillerimize, dostlarımıza, kardeşlerimize iyi anlatmamız gerekiyor. Öyle düşünüyorum. Aynı zamanda komşumuz Cezayir’de beylik sistemi son ana kadar devam etti. En önemli Osmanlı kültürü Osmanlı medeniyeti, siyaseti bir kenara bırakalım, Afrika’da, Kuzey Afrika’da halen yerleşik izlerini görebiliriz. Bu izleri sadece camilerde, hamamlarda veya eserlerde değil kültürde görebilirsiniz. Şu anda Tunus’ta eğitim müfredatlarımız halen bugün Osmanlı tarihi, Osmanlı Medeniyeti inanın Türkiye’den daha fazla detaylı okuyoruz. Bu bir gerçektir. Ben lisedeyken okuyordum Osmanlı tarihini, liseden sonra fark ettim. Bu paşalar Türk’tür. Bunları bir Tunuslu olarak okuyorum. Bir milli kahraman olarak okuyorum. O nedenle bu sevgi hazinesi ne kadar önemli, nasıl iyi istifade etmemiz gerekiyor. Bu çok önemli bir yatırım. Gelecek kardeşliğimiz için. Bunları Tunus için örnek veriyorum ama aslında Cezayir farklı değil, Libya farklı değil, hatta Çad, Mali o taraflarda da aslında paşalar göndermedi ama medeniyetini gönderdi, kültürünü gönderdi. O nedenle bu sevgi bağları halen devam ediyor. Şimdi bu birinci nokta, ikinci nokta ise Osmanlı medeniyetinden bahsederken ortak bir kültür, özellikle son önemli savaşlar, Kırım savaşı, Çanakkale savaşı görüyorum. Bazen TRT’de veya televizyonda bu savaşlarda hep Türkler ön planda. Savaşı sadece Türkler yapmadı, orada Tunuslu şehitlerimiz, Afrikalı şehitlerimiz, Hintli şehitlerimiz var. Bunlar da Osmanlı ordusu olarak gitti oraya savaştı. Osmanlı bir medeniyettir. Birkaç örnekte verebilirim. Kastamonu’da Tunuslular köyü var. Bu Tunuslu köyü nereden geldi. Bunlar Kırım’a giden mücahitler, savaştan sonra dönenler oraya yerleşti. Halen Tunuslular Köyü mevcuttur. Adana’da Moritanyalılar Köyü de var. Ona benzer çok var. Diyorum ki bu güzel örnekleri özellikle tarihçi kardeşlerimiz yeniden iyi okumamız gerekiyor. Yeniden bunları ön plana çıkarmamız gerekiyor. Hep arkadan vurdular diyorlar, aslında biz de bilmiyoruz kim arkadan vurdu. Bunu da temizlememiz gerekiyor. Eğer yeni Osmanlı olmak istiyorsak bence eğitimden başlamamız gerekiyor. Eğitim müfredatlarını da temizleme operasyonu yapmamız gerekiyor. Ben öyle düşünüyorum. İki taraflı da olması gerekiyor. Araplara veya Afrikalılara veya Hintlilere veya farklı milletlere anlatmamız gerekiyor. Bu kötü sözleri siyasetçiler mi silecek? Hayır, biz, siz, sizinle, hocalarımızla yapmamız gerekiyor. Bu konuyla bağlantılı özellikle hocalara söylüyorum. Lütfen bir Arap üniversitelerini ziyaret edin. Osmanlı ve Türkiye tarihi ile ilgili mevcut kitaplara bir bakın. Zaten çok fazla değil. Mevcut çoğunluk tercüme Fransızcadan, İngilizceden. Türkçeden bir tercüme kitap belki bir iki tanedir. Demek sizin tarihinizi anlatmak için o görevi Fransızlara, İngilizlere Amerikanlara, farklı milletlere bu görevi verdiniz. Bir Fransız bana Osmanlı tarihini, Türkiye tarihini nasıl anlatacak? Bu bir gerçektir. Bu kitapları biz okuyoruz. Ben diyorum ki sizinle, hocalarımızla ortak bir çalışalım. O konuyla ilgili artık daha fazla tercüme yapalım. Türkiye’nin edebiyatını, tarihini, sanatını, önemli şahsiyetlerini, yeni tarih eski tarih hepsini bir anlatalım. Tercüme de yapalım Türkçeden Arapça ’ya, Arapçadan Türkçeye. Artık aramızda başka diller olmasın."
Şimdi birkaç öneri yapmak isterim bu konuyla ilgili, sağ olsun rektör hocamızla bugün görüştük ve iki önemli konu konuştuk. Birincisi bir kardeş üniversite projesi ile yola çıkalım. Sadece Adıyaman Üniversitesi ile Tunus’taki bir üniversite değil belki oradan başlamak mantıklı ama başka Arap ülkelerinden, Afrika ülkelerinden kardeş üniversite ilan edelim. Kardeş üniversite ile hocalarımız arasında bir diyalog, bir ortak akılda olması gerekiyor. Öğrencilerimiz hatta benim önerim ilk adım olarak Adıyaman Üniversitesi Arap Dünyasında Türkçe bölümü açması, hocaların buradan gitmesi gerekir. Arap üniversiteleri buraya Arapça dili ve edebiyatı bölümü açması gerekir. Hocalarını göndermesi ve yönetmesi gerekir. Böyle bir işbirliği gerekiyor. Bu Osmanlı rüzgarı Avrupa’da daha çok siyasi anlamı ile ön plana çıkıyor. Sanki yeni bir Osmanlı devleti kuracağız veya kurmaya çalışıyoruz. Aslında benim anladığım kadarıyla bu yeni Osmanlı rüzgârı böyle bir hedef hayaldir. Mümkün de değildir. Osmanlı Devleti bir tarihtir ama Osmanlı kültüründen, medeniyetinden bir güç alarak ilham alarak yeni bir dünya kurmamız gerekiyor. Yeni bir medeniyet, yeni bir tarih yazmamız gerekiyor. Ben böyle okuyor ben böyle anlıyorum. Bu bir hayal değildir. Diyorum biraz böyle hayal edelim. Ben Dünya’da Osmanlı pasaportu ile dolaşmak, Osmanlı vatandaşı olarak Dünya’yı dolaşmak istiyorum. Ne kadar güzel bir şey. Osmanlı vatandaşı olarak Moritanya’da, Tunus’ta oldu, Türk’te oldu. Böyle bir Osmanlı pasaportu hayal edin. O zaman Avrupa Birliği arkasında koşmaya devam edecek miyiz? Kıblemizi bırakarak Washington’a dönerek devam edebilecek miyiz? Bence olmaması gerekiyor. Böyle hayallerimizin de olması gerekiyor. Bu Osmanlı rüzgarının ilhamına çok ihtiyacımız var. İnanın Arap entelektüelleri, Afrika entelektüelleri arasında Türk kardeşlerimizden çok beklentiler var. Biz hep bekliyoruz. Ben sorduğumda hocalara, öğrencilere birkaç Arap ülkesine Afrika ülkesine gitmiş ama Avrupa’ya kapılar açık. Tatil için İspanya’ya gidiyor ancak Osmanlı vilayeti Tunus’a gitmez. Hem de vizesiz. Neden gitmiyorsunuz kardeşim? Bunlar bir tercih olması gerekiyor. Ben böyle düşünüyorum. Bir Fas’a gidin, bir Tunus’a gidin, dünyamız, medeniyetimiz tercihimiz olması gerekiyor” dedi.
Tunuslu Gazeteci Yazar Dr. Muhammed Adil konuşmasının ardından katılımcıların sorularını cevapladı. Konferansın sonunda ise Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Talha Gönüllü Tunuslu Gazeteci Yazar Dr. Muhammed Adil’e teşekkür ederek çiçek takdim etti.
Konferansa Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Seyit Temir, İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hacı Duran, akademik ve idari personel ve öğrenciler katıldı.