X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Akdeniz'de onuncu yıl
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Akdeniz'de onuncu yıl

  • Giriş Tarihi: 2.3.2013

SABAH Akdeniz 10. yılına girdi. Son 9 yıl içinde sizler için Antalya üzerine 514 araştırma yazısı yayınlamışım

Geçen 19 Şubat günü gazeteniz Sabah Akdeniz 10. yılına girdi. Ben de Sabah Akdeniz'deki "Antalya'da Zaman" köşemde siz sevgili okuyucularımla birlikte oldum. Arşivimi şöyle bir karıştırınca, son dokuz yıl içinde bu köşemde sizler için Antalya kenti üzerine tam 514 araştırma yazısı yazmışım. Bunlar arasında birkaç gün süren çok sayıda dizi yazılarım da yer almış. Gerek arşivimdeki belgelerden yola çıkarak, gerekse yaptığım araştırmalar ile bulduğum eski kent öykülerini 9 yıl boyunca siz değerli okuyucularımla paylaştım. Beni en çok yüreklendiren, bana yazma zevki ve gücü veren siz sevgili okuyucularım oldunuz. Antalya caddelerinde yürürken okuyucularımın "merhaba" yerine "Hüseyin Bey, yazılarınıza bayılıyorum" şeklinde beni selamlamaları, bana bugüne kadar Antalya'nın birçok kuruluşundan aldığım ödüllerden daha fazla mutluluk veriyor. Yazma isteğimi güçlendiriyor.

ANLAŞILIR OLMAK

Bu tür yazı yazmak, tabii ki okunduğu kadar kolay olmuyor. Her hafta sonu yaklaştığında, bu hafta okuyucularıma ne yazayım diye, uzun uzun düşünmem gerekiyor. Güncel konu olsa, iş çok daha kolay olurdu. O konu hakkında, bir şekilde düşüncelerinizi yazarsınız, olup biter. Fakat geçmişe yönelik bir yazı yazarsanız, o zaman durum değişir. Elinizdeki belgeleri, birçok belge ile karşılaştırırsınız. Nasıl yazsam da okuyucunun ilgisini çeksin, diye düşünürsünüz. Çünkü bu tür yazıların etkisini, okunurluğunu sağlayan ana etkenlerden biri de kullanılan dildir. Bir yazıda anlatılan olaylar ne kadar ilginç olursa olsun, dilin anlatım olanaklarıyla biçimlendirilmezse okunurluluğunu yitirir. Bu türde yazı yazan bir yazarın, gelişmiş, halka dönük bir yazı üslubu geliştirmesi de gerekir. Ben bu yönde kendimi, eskiden masal anlatan meddahlara benzetiyorum. Her kesimden insanın anlayacağı günlük konuşma dili ile yazıyorum. Adeta okuyucu karşımda oturmuş da ben ona olayları anlatıyorum gibi. Yazdığım kitaplarda da aynı dili kullanıyorum. Okuyucularım bana, "yazdıklarımın kolay okunup anlaşıldığını ve yazılarımı zevkle okuduklarını" söylediğine göre; doğru yolda olduğumu düşünüyorum.

TARAFSIZ YAZMAK
Öte yandan benim gibi bir araştırmacı, yazarken tarafsız olmak zorunda. Kendi yaşadıklarını içtenlikle, yansız ve tarihçiyi asla yanıltmayacak bir tarafsızlık ve dikkat içinde anlatmalıdır. Araştırmacı yazarken tanıtmak istediği kişi veya objeyi yaşadıklarını, gördüklerini büyük bir tarafsızlıkla yazmalıdır. Kendisi burada yalnızca bir aktaran konumunda olmalıdır. Son yıllarda tarih araştırmacılığı Antalya'da moda oldu. Bazı yazılara rastlıyorum. İncelemeden, yan bilgi ve belgelerle desteklenmeden, alelacele yazılan bu yazılarda büyük hatalara ve kişisel hissi düşüncelere rastlıyorum. Aslında bu tür yazılar içtenlik ve gerçeklik üzerine bina edilir. Bunlardan yoksun olanlar okunurluk da kazanamaz, ömürleri de kısa olur. Bu tür yazı yazmak doğruluk, yüreklilik ve alçakgönüllülük gerektirir. İçtenlikten sapmamak, gerçeğe sıkı sıkıya bağlı kalmak güç bir iştir. Yazarın kendi hislerini, kişiye özel siyasi düşüncelerini bir tarafa bırakması gerekir. Bu gibi erdemler o yazara olan güveni ve okunurluğunu sürekli tutar.

'SİVİL TARİHÇİ' SIFATI
Bu gerçekçi niteliğiyle benim gibi araştırmacılar, bu noktada tarihçiye yaklaşır. Bazı noktalarda ise tarihçiden ayrılarak, çevreyi kendi görüş açısına göre betimler. Bazen bir öykücü gibi olayları okuyucunun gözünde, canlandırma çabası içine girer. Ancak, tüm bunları yaparken bile tarihe iyi ve doğru bir kaynak olma işlevini de yerine getirmek zorundadır. Yazarken ben bu yöntemi uyguluyorum. Antalyalılar belki de bu nedenle bana "Kent Tarihçisi", "Sivil Tarihçi" sıfatını uygun gördü. Ben de bu görevi, hem kitaplarımda, Sabah Akdeniz ekindeki "Antalya'da Zaman" köşemde dokuz yıldır gereğince yerine getirdiğime inanıyorum.

TARİH YAZMAK ÇOK ÖNEMLİ
Türkiye'de bilimsel tarih yazımı başlamadan önceleri, tarih anlatımı "vakayiname" adı verilen, yani bir olayı anlatan kitapçıklar veya cüzler şeklindeydi. Bu tarih yazıları, olayın geçtiği yere ve çoğu zaman da yıla atıfta bulunmadan, hatta bu konudaki belgeleri arayıp karşılaştırmak gibi tarihin başvuracağı yollara hiç bakmaksızın görgü ve duygu araçlarını değerlendiren bir tarihçilikti. Vakayinameciler, fetihname yazarları, gazavatnameciler, vakanüvisler adı verilen kişiler bu tür tarihçilikte kendi yaşamlarını ya da başkalarının izlenimlerini yazıyorlardı. Bunlara seyahatnameler de eklenebilir. Bu tür tarih yazıları ve gezginlerin yazdıkları bizlere faydalı oldular. Örneğin 1332 yılında Antalya ve Alanya'ya gelen Arap seyyahı İbn-i Batuta, Seyahatnamesi'nde o günkü Antalya'daki Ahilerden, söz etmeseydi, Antalya Ahilik Teşkilatı'nın o zamanki Anadolu yaşamında, önemli bir yeri olduğunu belki de bugün bilemeyecektik. SABAH Akdeniz'de sizlerle olan dokuz yıllık beraberliğimizin yıldönümünde; daha nice yıllara dileği ile 10. yıla "MERHABA" diyorum.

BİR ANMA
16 Şubat 2013 günü Antalya Sevdalısı Tarık (Akıltopu) Amcamızın aramızdan ayrılışının dokuzuncu yıldönümü idi. O'nu bir şiiri ve özlemle anıyorum.

EY DÜNYA
İyi de anlaşmıştık, Seninle ey dünya. Oyunbozanlık Yapacak ne vardı? Her şeye, Hoş bakıyorduk, Sabah kalkıp, Akşam yatıyorduk Bu anlaşmayı, Bozacak ne vardı? Kimin tavuğuna Kış dedik? Kimin aşına Göz diktik? Yaşayıp gidiyorduk, Kendi halimizde, Beni sırtından, Atacak ne vardı?
Tarık Akıltopu

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.