X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hasan SUBAŞI: Siyaset mi savaş mı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hasan SUBAŞI: Siyaset mi savaş mı?

  • Giriş Tarihi: 19.3.2013

İsa Çelik'in daveti üzerine Akdeniz TV'de hukuk ve politika adlı söyleşiye katılmıştım. Benim 1997 yılında yazdığım iki yazıyı gündeme getirdi… O yıllarda yazdığım yazıları 1998'de bir kitapta toplamıştım. İkisini okudu. Birisi; "MERKEZ PARTİLER KÜÇÜLMEYE MAHKUM MU? "diğeri " GÖLGEDE DEMOKRASİ YEŞERMEZ " başlıklı olanları… İkinci yazı, daha önceleri de sözünü ettiğim gibi, 28 Şubat öncesi tankların Sincan'da yürütülmesinin ertesinde yazmıştım. Tanklarla halka gözdağı vermenin, o sürecin en vahim hatası olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Gölgede demokrasi yeşermez başlığı, askeri vesayeti kastediyor ve bir darbenin yaklaştığını, neredeyse bunun bir beklenti haline geldiğini ileri sürüyordum. O günlerde bir ulusal gazetede yayınlanmış belki de tek eleştirel yazı idi.
Programı yapan Av.
İsa Çelik çok dikkatli, son yıllarda yazdıklarımı da incelemiş, ilginç sorular soruyordu! Merkez partiler küçülmeye mahkum mu? Evet diye cevaplamış ve yazıya devam etmişim. 13.01.1997 tarihinde yazdığım yazımda o günkü siyasetin bir değerlendirmesini yapmıştım. 1999 seçimlerinde CHP, 2004 seçimlerinde de DYP baraj altında kaldılar. Gerçekten küçülmüşlerdi! CHP tekrar oy oranını arttırdı ama yeni politikalar ürettiği için değil, Ak Parti iktidarının, halkın azımsanmayacak bir kesiminde yarattığı endişe nedeniyle arttırdı!
Ocak 1997 tarihli bu yazımdan iki paragrafın aynısını buraya taşıyorum; "… politika üretmesi gereken partiler politika üretmek yerine ulusal değerlerimizi parçalayıp kendi malı gibi siyasetin amansız tartışma ortamına sürmektedir.
Din-Atatürk-Ulusunu sevmek-Devletini yüceltmek gibi kavramlar bizim müşterek değerlerimizdir. Ama bu değerler siyasi tezgaha farklı grup ya da partilerin ipoteğinde sürülürse siyasi partiler program ve üretim kısırlığını bu tartışmalarla örterler. Ama bununla kalmaz bu gün olduğu gibi toplumun ahengi giderek bozulmaya başlar hatta giderek siyaset etnik kökene ve inancın her türüne göre bölünüp parçalanmaya ve giderek toplumun çatışmalarına neden olur." Aynı yazıdan diğer paragraf;"
Başkanlık sistemi arayışı ve yeni sistem arayışları bu günün sorunu değildir. Çünkü mevcut sistemi doğru işletmek için çabamız yokken, yeni sistem arayışı zaman kaybıdır. Ülkemizde sorun icranın ya da liderlerin güçsüzlüğü değil aksine haklılığa dayanmadan birçok gücün lider kadrosunda toplanma eğiliminden oluşmaktadır."
Yukarıdaki satırlar, 1997 yılının Ocak ve Şubat ayları başında yazılanlar… Bu günlerde de aynı şeyleri tartışıyoruz değil mi? TV'de İsa Çelik 'Arada Yazdıklarım' adlı kitabımdan bazı cümleleri okuyor bir taraftan da yıllar sonra ne yazarsınız acaba diye soruyordu, "artık aynı sorunları on yıllarca taşıyıp durmayalım… Bizim nesil bu sorunları çözsün de çocuklarımıza devretmeyelim. Yoksa bir nesil çok mahcup oluruz" demiştim.
Yazının başlığına dönersek siyaset dilinin neden sert ve acımasız söylemlerle seyrettiğini daha iyi anlarız! Salı grup toplantıları bile neredeyse savaş gerilimi! Çünkü yıllardır inancım değişmedi tüm ortak değerlerimizi siyasetin amansız arenasına sürüyoruz. Bu siyaset üretmek değildir. Kimi partilerin daha milliyetçi, kimisinin daha muhafazakar kimisinin daha Atatürkçü ya da cumhuriyetçi kimisinin de daha demokrasiyi ön planda tutan duruş ve görünüm içinde olması doğaldır. Ama genelde siyasi proje ve söylem bu ortak değerler üzerine kurgulanırsa toplum yıpranmaya, ayrışmalar derinleşmeye başlar… Dil de keskinleşir. Bu değerleri siyasete sürenler, rakibini bu değerlerin karşısında görmeye başlar hep yaşadıklarımız bunun sonucudur. Kimilerinin kah Atatürk düşmanı, kimilerinin inançsız, kimilerinin vatan sevgisinden nasiplenmemiş görülmesi bundandır! Yazık oluyor topluma. O günlerde yazdığım gibi neredeyse etnik köken inanç ve düşüncelere göre parça parça bir toplum olduk. Oysa saydığım değerler toplumun neredeyse tamamına yakınının ortak değerleridir. Aksi düşüncede olanlar azınlıktadır. O da demokratik hoşgörü gelişirse tebessümle karşılanır… Şiddet yoksa!