X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hızla değişen Antalya
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hızla değişen Antalya

  • Giriş Tarihi: 10.3.2014

'Antalya'nın Mor Üzümü' türküsü artık işitilmiyor. Kırmızı toprakta yetiştirilmiş, eskiden büyük bir iştahla yenilen ıspanak ve domatesin tadını bulmak da artık bugün zorlaşıyor

Antalya hızla, biraz da radikalce değişiyor ve modernleşiyor. Antalyalının yaşam şekli değişiyor. 'Antalya'ya özgü' dediğimiz yaşantılar, alışkanlıklar, anlatılar tarih oluyor. Karaalioğlu Parkı, artık tanıyamayacağımız bir şekle dönüşmüş; eski Antalyalıların anılarının izleri, adeta yerlerinden koparılmış. 'Antalya'nın Mor Üzümü' türküsü artık işitilmiyor. Kırmızı toprakta yetiştirilmiş, eskiden büyük bir iştahla yenilen ıspanak ve domatesin tadını bulmak da bugün zorlaşıyor. Üstelik bunlar uzun zaman kesitlerinde de olmuyor... Her şey, insan ömrünün bir mevsimine sığan, yani yirmi, yirmi beş yıllık sürelerde değişiyor. Antalya özelliklerini yitiriyor; daha dünün geleneksel yaşam şekli, bugün unutulmuşluk içine itiliyor. Amacım, bu satırlarla nostalji bezirgânlığı yapmak değil. 'Altın Çağ' denilen bu 21. yüzyılın başında değişimin kaçınılmazlığını ve değerini biliyorum. Fakat yitip gidenin lezzetini de biliyorum ve yitip gitme biçiminin tatsızlığını da. İşte bugün bir seçim arifesinde, Antalya'nın yitip giden lezzetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

YALNIZ BİR KENTTİ

Benim çocukluğum; umudun, hayallerin bol olduğu bir çağa rastlıyor. İlkokul sıralarından başlayarak, hep Antalya'nın o el değmemiş güzelliğine rağmen dünyada tanınmayışına üzülmüşümdür. O zamanlar 'turizm'in anlamını bile bilip bilmediğimi anımsamıyorum; tek bildiğim Antalya'nın bu göz kamaştırıcı güzelliği içinde kendimi yitirmek istediğimdi. Bunu henüz ilkokul sıralarında iken Antalya için övgü dolu şiirler ve daha sonraları da Antalya'yı tanıtıcı ve Antalya tarihini araştıran birçok kitap yazarak düşlerimi gerçekleştirmeye çalıştım. Benim çocukluğumdaki Antalya, tüm doğal güzelliklerine karşın çok yalnız bırakılmış bir kentti. Okuldaki yıllarımı hatırlıyorum da coğrafya kitabımızda boş yere Antalya ile ilgili bir bölüm arar dururdum. Kitaplarda Antalya, tek bir cümle ile geçiştirilirdi. "Türkiye'nin güneyinde Adana ve Mersin illerinin yanında bir de Antalya ili vardır." İşte hepsi o kadar. Çocukluk düşlerimde Antalya'nın, bu güzelliklerinin herkes tarafından bilinmesini, gezilmesini arzulardım. Deprem olsun, doğal bir afet olsun da Antalya'nın birkaç fotoğrafı gazetelerde basılsın; radyolar Antalya'dan söz etsin isterdim, çocuk aklımca. Hatta bir olayı bugün gibi hatırlıyorum.

DUA ETTİM

Ruslar 12 Nisan 1961 günü 'ilk insanlı uzay uçuşu'nu gerçekleştirmişler ve Rus Kozmonot Yuri Alekseyeviç Gagarin'i uzaya göndermişlerdi. Radyodan verilen haberlere göre Ruslar'ın uzaya fırlattıkları, Gagarin'i taşıyan "Vostok I" isimli uzay kapsülünden ayrılan roketin itici bölümü, teknik bir hata sonucu dünyanın herhangi bir yerine düşecekti. Çocuk aklımca Allahıma dua ettim; Antalya Körfezi'ne düşüp, tüm dünya basını gazetelerinde Antalya'yı konu etsin diye. Duam kabul olmuş olacak ki bugün Antalya dünyaca tanınıyor. Ancak şunu da itiraf etmeliyim ki bu dünyaca tanınma Antalya'nın birçok güzel özelliklerini de alıp götürdü.

GEMİLERİ SEYREDERDİK

1970'li yıllara kadar Antalya'nın tek atraksiyonu, her hafta körfeze gelen ve vinçleri ile mavnalardan mal yükleyen veya mal boşaltan gemilerdi. Bu gemiler geldi mi halk bunları seyretmek için, körfezin ve gelen gemilerin en iyi göründüğü Karaalioğlu Parkı'na veya 'Yanık Hastane' denilen (bugün Mermerli Gazinosu'nun üstü) yere doluşurdu. Sanki birkaç gün önce hiç seyretmemişler gibi gemi vinçlerinin mavnalardan yükledikleri ve boşalttıkları malların ne olduğu konusunda koyu bir tartışmaya girişirlerdi. Çünkü tekdüze yaşantıdan Antalyalıları uyandıran tek bir değişiklik, körfeze gelen bu gemilerdi. Her geminin adını ezbere bilir- dik. Antalya'ya en sık 'Tarı' isimli upuzun, simsiyah ve bordasına yakın yerde bembeyaz bir şeridi olan bu gemi gelirdi.

50 BİN NÜFUS

1960'lı yılların başında ben 13-14 yaşlarında bir çocukken; dini bayram günlerinde Antalya, yerli turist akınına uğrardı. O zamanlar Antalya, 50 bin nüfuslu küçük bir kentti. Birkaç küçük otel, bir de Tophane Meydanı'nda turistik Teras Otel... Kent böyle bir akını karşılamak için yeterli yatağa sahip değildi. Ankara'dan, İstanbul'dan gelip de yatacak yer bulamayan ailelerden bir kısmı, evlerde misafir edilirdi. Ben Antalya Turizm Tanıtma Derneği'nde görevli iken, bu insanları evlerinde misafir edecek ailelere götürürdüm. O insanlar, o zamanlar Antalya'nın gerçek güzelliklerini tattılar. Bugün ise durum bambaşkadır. Portakal, mandalina, muşmula (yenidünya) bahçelerinin yerlerine her biri en az yedi katlı beton bloklar dikildi. Antalya artık portakal çiçeği kokmuyor. Akşamüzeri kentin sokaklarında yaseminlerin iç bayıltan o güzel kokusu da yok. Kırmızı bir domatese saplandığında tazeliğini günlerce koruyan fuller de artık ortalarda görünmüyor.

DOYASIYA YAŞAMAK İÇİN
Antalya'ya yeni yerleşmiş hemşehrilerime şunları söylemek istiyorum: "Antalya'da yaşamak demek; her gün evden işe, işten eve özel araba ile gidip gelmek değildir. Antalya'da yaşamanın en büyük zevki, sabahleyin evden çıktıktan sonra Karaalioğlu Parkı'nın miradorlarında veya Atatürk Kültür Parkı'nda bir tur atarak, Beydağları'nın o ihtişamını seyretmek; oksijen dolu ve çiçek kokulu havasını teneffüs ederek, özellikle nisan-mayıs aylarında turunç ve portakal çiçeklerinin çıkardığı o güzel kokular içinde; Antalya'nın yollarında, caddelerinde yürümektir. Bunu haftada birkaç gün yapmayan Antalyalıya, ben Antalyalı demem.

TARI İSİMLİ GEMİ
Antalya'ya en sık "Tarı" isimli upuzun, simsiyah ve bordasına yakın yerde bembeyaz bir şeridi olan bu gemi (soldaki) gelirdi. (1951)

KİN, NEFRET YOKTU
Çocukluğum Develik, Yenikapı ve Pali Bahçesi'nin toprak yollarında oynamakla geçti. Sokak aralarında arıklarda akan sular tertemizdi. Oyun oynarken bu arıklarda akan sulardan yüzükoyun yatarak kana kana içerdik. Kentte herkes birbirini tanır, mahalleye bir aile taşınsa, tüm komşular yardımlarına koşar; rahatça yerleşmesi sağlanırdı. Yazın evlerin çoğunda bulunan kuyulardan, testiyle sular alınır ve akşamüstleri kuyu kenarları genç kızların kadınların hoş sohbetleri ile neşelenirdi. Arada genellikle çocuk yüzünden çıkan tartışmalar, mutlaka tatlıya bağlanır, kin ve nefret yaşanmazdı. Komşular birbirlerinin hatırlarını pencereden, pencereye bağırmakla sorarlar; sabah kahvesi içmek için birbirlerini davet ederlerdi. Bu adetlerimizi çok çabuk unuttuk.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.