X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Elimizde kalan birkaç resim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Elimizde kalan birkaç resim

  • Giriş Tarihi: 16.3.2014

1800'lü yıllarda yapılan gravürlerde Antalya'nın muazzam bir kaleye sahip olduğunu görürüz. Bugün bu kaleden elimizde sadece birkaç resim ve birkaç kule kalmıştır

Eski resimleri ve yazılı kaynakları incelediğimizde bir zamanlar Antalya şehrinin birbirinden güzel eserlerle süslendiğini görürüz. Bunlardan ancak birkaçı günümüze kalmıştır. 10. yüzyıla ait bir yazılı kaynakta İmparator Konstantin I'in (İS 306-337) bir sanat eserini Antalya'dan İstanbul'a getirttiğinden bahsedilmektedir. Bu da mermer veya bronzdan heykellerin 324'ten itibaren yeni imparatorluk başkenti İstanbul'un süslemeleri için kullanıldığını gösteriyor. Venedikliler döneminde Antalya ticari açıdan önemli bir şehir olmaya devam etmiştir. Bunu Venediklilerin kaleye yaptıkları ilavelerden anlamaktayız. Bu dönemde surların onarımı için kale içinde çeşitli yerlerde bulunan tapınak, tiyatro diğer yapılara ait harabelerden alınan malzemeler kullanılmıştır. Kale surlarında kullanılan malzemeler kabartmalar, sütunlar, lahit parçaları ve yazıtlar sur duvarları arasında göze çarpmaktadır. Bugün ise yabancı gezginlerin çizdikleri birkaç gravürden Antalya Kalesi'nin ve kentinin ihtişamı hakkında bilgi edinebiliyoruz. Kaleiçi'ndeki eserler ve evler hakkında detaylı incelemeler yapan, Avusturyalı Lanckoronski beraberinde arkeolog mimar Niemann arkeolog Petersen ile 1880'li yıllarda Antalya'ya geldiklerinde Antalya Kalesi duvarlarının büyük bir bölümünün ayakta olduğu, bıraktıkları notlar ve çizimlerden anlaşılmaktadır. 1812 yılında Antalya'yı ziyaret eden Tuğamiral Sir Francis Beaufort ise, "Adalia küçük bir koy çevresinde çok güzel yerleştirilmiş bir kent. Sokakları sanki tiyatro sıraları gibi birbiri ardı sıra yükseliyor. Kenti çevreleyen surların bir bölümünde, kulelerden ikisinin arasında eskiden bir açıklık (Hadrianus- Kapısı) bulunduğunu gözlemledik. Üst sırası Korint üslubunda olan on dört sütunun kalıntıları hâlâ ortalardadır. Daha büyük boyutlu dördü ise, kulelerin dış yüzüyle bir hizada ayakta durmaktadır; onların üst kısımlarında, şimdilerde yanlış yerlere konmuş, ters çevrilmiş durumda bazı yazıtlı iri taşlar bulunmakta; bunların da özgün konumlarında tüm cephe boyunca kesintisiz olarak uzandığı anlaşılmaktadır. Onları, aramıza hendek ile dış duvar girdiği için, ancak bir cep dürbünü yardımıyla çözümleyebildik. Aşağıdaki parça, yapının tarihini İmparator Hadrianus dönemine bağlıyor gibidir: İç duvarlar ile kulelerin oldukça sağlam ve iyi inşa edilmiş oldukları; köşe taşlarının düzgün yontulduğu ve bütün yapının tamamlanmış bir etki bıraktığı görülmektedir; ancak, hendeği çeviren iki dış duvarın işçiliği daha değersizdir."

NASIL YIKILDI?
Antalya Kalesi'nin yıkım işi 1930'lu yılların başında, devrin Belediye Başkanı Hüsnü Karakaş tarafından Çingene Hasan isimli bir şahsa verilmişti. Hasan elindeki uzunca demir levye gibi basit bir araçla, seyredenlerin şaşkın ve meraklı bakışları arasında kale duvarlarını adeta göçürürmüş. Bu yıkım ile hatıraları Antalyalı Adnan Selekler bana şöyle anlatmıştı: "Karaferyalıların en ünlüsü Çingen Hasan'dır. Antalya'da kaleler Tophaneden başlayıp, şehri kucaklayarak Hıdırlık'ta son bulurdu. Belediye Başkanı Giritli Zeki Bey döneminden başlayarak kendi yıktığı kale taşlarının altında kalıp ölünceye kadar Hasan elindeki iki basit araçla o koskoca kaleleri yerle bir etmesini bilmişti. Çingenenin trajik ölümü halk, arasında kalelerin intikamı olarak yorumlanmıştı." Görüldüğü gibi Çingen Hasan Yanık Hastane mevkiinde surları yıkarken bir kale duvarının altında kalıp, ölmeseymiş, o devirden bize şu anda sahip olduğumuz, birkaç kule ile Hadrianus Kapısı bile kalmayacakmış. Ölüme sevinilmez ama yine de bu ölüm; Antalya Kalesi'nin birkaç kulesi için "bir kurtuluş" olmuş denilebilir.

MÜFETTİŞLERİN GÖRÜŞLERİ
1930 yılının ilkbaharında, yıkım olaylarını yerinde incelemek üzere Antalya'ya gönderilen Asarı Atika (eski eser) müfettişleri Aziz Bey (Ogan) ve Remzi Oğuz Bey (Arık) düzenledikleri, girişinde Antalya Kalesi'nin önemi üzerine düşüncelerini açıkladıkları raporda, şunları da belirtmeden geçemezler: "Belediyenin kaleyi yıkma hususundaki ısrarı gerçi sıhhati umumiye namı altında (halkın sağlığı adına) yapılmakta ise de, bunun en fazla yıkılacak surların taşlarının satılması ve açılacak arsaların keza eşhasa füruhtile varidat (halka satışı ile gelir) temini olduğu anlaşılıyor. Sıhhat ve menafıi umumiye namına (sağlık ve kamu yararına) hareket edildiğine göre Belediye'nin, yıkılan arsalarda hava nüfuzuna (akımına) mani olmamak için yeniden evler yapılmasına izin vermemesi lazım gelir. Halbuki Belediye'nin iddiasını cerh ve iptal eden (çürüten) hadisat (olay) meydandadır. Nitekim surların musanna (abidevi) kapılarından biri olan Hadrian Kapısı'nın ittisaline (birleştirilmesine) Belediye tarafından mahza varidat (sadece gelir) temini maksadıyla bütün irfan (bilim) dünyasının takdir ve hayretlerle temaşa ettiği muazzam abidenin fotografide (fotoğrafta) görüldüğü vecihle (gibi) önüne bir dükkan yapılmış ve manzarai umumiye (genel görünümü) ihlal edilmiştir (engellenmiştir). Bu cihet Asarı Atika Nizamnamesi'nin sekizinci maddesine mugyır (bu durum Eski Eserler Nizamnamesi'nin sekizinci maddesine aykırı) olduğundan, zaten boş duran dükkânın derekap (hemen) yıkılması lazım gelir kanaatindeyim ve bu da memleketin ilmü irfanı namına zaruri ve katidir..." İşte böylece Antalya Kalesi ortadan kalkmış; ancak birkaç kule ile Hadrianus Kapısı, bir Roma ailesine ait anıtsal mezar anıtı olduğu sanılan ve deniz feneri olarak da kullanılan Hıdırlık Kulesi bu güne dek gelebilmiştir.

HADRİANUS KAPISI
Hadrianus Kapısı, M.S. 130 yılında Roma İmparatoru Hadrianus'un Antalya'yı ziyareti şerefine yapılmıştı. Sonraları meydana gelen savaşlar nedeniyle kapı taşlarla örülmüş ve 1892 yılına kadar kapalı ve toprak altında kalmıştı. Bu kapı 1892 yılında Turhan Paşa tarafından kazdırılıp ortaya çıkarılmıştır. Kapı üzerinde bronzdan yapılmış altınla kaplanmış şu yazıt bulunmuştur: "İmparator Sezar Traian Hadrianus" Bu yazıt İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne gönderilmiştir. Hadrianus'un hükümdarlığında Asya komutanlığı yapmış ve bu görevde başarılı olmuş Sezar'ın hazır oğlu Antonius 7 Mart 161 yılında ölmüş ve onun adına methiye yazılarak Antalya Surları'na yerleştirilmiştir. Yazıtta şunlar yazılıdır: "İmparator Sezar, Tanrı Hadrianus'un oğlu tanrı Trian Partikos'un oğlu tanrı I. Neron'un torunu Tito Ailio Hadrianus saygıdeğer Antonius görevinde büyük başarılar göstermiştir. Meclis ve halk bunu onaylamaktadır." Antalya surlarında bulunmuş başka bir yazıtta da şunlar yazılıdır: "İmparator Sezar Tanrı Traian Partikos'un oğlu Tanrı Nero'nun torunu Traian Hadrianus, saygıdeğer Olymposlu vatanın babası, dünyanın kurtarıcısı meclis ve halk bunu onaylamıştır."

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.