X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eskiden Konyaaltı obalarında yaşam
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eskiden Konyaaltı obalarında yaşam

  • Giriş Tarihi: 7.7.2014

Akşam güneşi, Beydağları'nın arkasında kırmızı ışıklarını saçarak, yavaş yavaş kaybolmaya başladığı sırada; işte o zaman, mangalda kömür yakılır, akşam yemeğinde misafirler için hazırlıklar yapılırdı

Obada kalanların hafta sonları, Antalya'dan gelen misafirleri çok olurdu. Cumartesipazar günleri, koltuğunun altına çarşıdan bir karpuz kapan sabahın erken saatlerinde soluğu obanızda almıştır. Sabahleyin denize girmeden önce her ne kadar onlar, 'O işi biz evde yaptık' deseler de gelen misafirlerle birlikte dört dörtlük bir sabah kahvaltısına oturulurdu. Misafirler neşe içinde denize girerlerken evin hanımı, kızı, mutfakta yüksek bir performansla öğle yemeğini hazırlardı. İkindiye doğru ikinci kez tekrar denize girilir. Ve sonrasında yine 'ikindi çayı'ndan çok, mükellef bir ziyafeti andıran çay faslı başlardı. Sonra da oldu olacak, misafirlerin akşam yemeğine kalmasına ses çıkarılmaz; hatta ev sahibi ısrarcı bile olurdu.

MANGAL KEYFİ

Akşam güneşi, Beydağları'nın arkasında kırmızı ışıklarını saçarak, yavaş yavaş kaybolmaya başladığı sırada; işte o zaman, mangalda kömür yakılır, akşam yemeğinde misafirler için hazırlıklar başlardı. Mangal yakma; etleri, soğanları, yeşilbiberleri kömürde pişirmek evin erkeğinin işi idi. Hanımlar da mutfakta hep beraber salataları, mezeleri hazırlardı. Sonra sofralar kurulur, mezeler sofraya sıralanır, dolapta buz gibi soğutulmuş içkiler, kadehler masa üzerinde yerlerini alırdı. Misafirler kente dolmuş bulamama kaygısı ile saat 23'te kalkmak için yavaş yavaş hazırlanırlar; arabaları olan misafirler ise misafirliklerini biraz daha uzun sürdürürlerdi. Her hafta cumartesipazar günleri bunlar hep yaşanırdı. Haftanın çalışma günleri ise evin erkeği kente işinin başına gider, akşamüzeri gün batarken dönerdi. Akşam yemeği yendikten sonra yan ve arka oba komşuları ile bir arada toplanılır, sohbet edilir, eğlenilir, hoşça vakit geçirilirdi.

YAZLIK SİNEMA

Bir de Konyaaltı'nda obalarda kalınırken, hafta içinde bir veya birkaç kez yazlık sinemaya gidilirdi. Nereye mi? Hemen bugünkü 12 Eylül Koruluğu'nun başında, etrafı birkaç metrelik briket bir duvarla çevrili bir yazlık sinema vardı. Sinemanın batı duvarı ise yine briketten üç metre kadar yükseltilmişti. Üzeri harçla sıvalı kireç sürülerek yapılmış bu duvar sinemaya perde görevi görüyordu. Sinemada her ne kadar birkaç gelişigüzel maviye boyanmış kanepe var ise de halk daha çok obalarından getirdikleri minder üzerinde yerde oturarak filmi seyrederdi. Buranın diğer bir özelliği de içki sigara serbestti. Akşamki içki masasında yarım kalan kadehini, bira şişesini kapan sinemaya koşardı. Hatta çoğu zaman sinema içinde çilingir sofrası bile kurulduğu görülürdü.

KONYAALTI GAZİNOLARI

Gelir durumları Konyaaltı obalarında kalmaya uygun olmayanlar, özellikle hafta sonları Konyaaltı Plajı'nın başında ve hemen varyantın altındaki Konyaaltı Gazinosu'na giderlerdi. 1958- 1963 yılları arasında bu gazinoyu Sadullah Öncel işletiyordu. 1963 yılında ise İstanbul'dan geldiği söylenen "Sabo" adlı bir bayan, gazinonun işletmesini devraldı ve gazinoda o günlere göre çok modern sayılabilecek değişikler yaptı. Yeni, modern soyunma kabinleri yaptırdı. Doğal olarak da plaja giriş fiyatları çok yükseldi. Yerli halk bu gazinodan elini ayağını çekti, gazinoyu "çok pahalı" diyerek eleştirmeye başladı. Fakat Antalya'nın bıçkın ve hali vakti yerinde olan delikanlıları, genç kızları Sabo'ya adeta abone oldular. "Nereden denize giriyorsun?" diye sorulunca, "Sabo'dan" diye etrafa hava atılırdı. Burası akşamları da bir taverna gibi çalışırdı. Konyaaltı obalarına ilgi arttıkça, Arapsuyu'na doğru eski obaların yanına, yenileri eklenerek 1980'li yıllarda, sayıları 400'ü buldu. Artık Konyaaltı plajı, Antalya sosyetesinin yaz aylarını geçirdiği en gözde yeri idi. Belediye Başkanı Selahattin Tonguç 1974 yılında Halk Plajı'nı hizmete soktu. Tüm itirazlara rağmen 1987'de obalar yıkılınca, Konyaaltı'ndaki o renkli yaşamın tarihi de son buldu.

ARAPSUYU HASIR OBALARI
"Arapsuyu hasır obaları"nın da Antalyalı halkın yaşamında önemli bir yeri vardır. Parasal güçleri Konyaaltı obalarından birini sezonluk kiralamaya yetmeyen Antalya'nın bir kısım halkı, I. ve II Arapsuyu adı verilen yerdeki sahilde, o yörenin köylülerinden yer kiralayarak, her yaz orada denizden on-onbeş metre geride çakıllar üzerinde derme-çatma hasırdan sazlardan bir oba kurarak çoluk-çocuk denizden faydalanmaya çalışırlardı. Yorganlardan duvar yapılır, kilimden çatı, üç beş kargı ya da tahta şeritle bir dam hazır edilirdi. Dıştan çok kötü görünen bu obaların içi ise, bir saray gibi döşenir, tüm konfor düşünülürdü. Tuvaletleri bile kurdukları obadan 20-30 metre arkada, bugünkü liman yolu kenarına yakın bir yerde genellikle bir buzdolabı kolisine benzer şekilde, yere çakılan dört direğin çevresinin karton kutu kapakları veya hasırla kapatılmasından oluşurdu. Sabah saatlerinde insanların ellerinde bir ibrik, bu tuvaletlere koşturma veya sıra beklemeleri ilginç manzaralar oluştururdu. Obalar ilkel olsa da orada yazlayan Antalyalıların neşesine, eğlencesine diyecek yoktu o günlerde. Bazen eylül ayında yağmur yağdığı olur. O zaman yatak yorgan kurusun diye sahile serilirdi. Bazı obalarda yakındaki elektrik direğinden çekilen bir kablo ile akşamları aydınlatma sağlanırdı. Birbirine adeta bitişik gibi duran bu hasır obalardaki komşu, dost ahbaplarla hep birlikte olunur, çoğu akşamlar eğlenceler yapılırdı. İnsanlar samimi, ilişkiler çıkarsızdı. Herkes birbirini sever, sayardı. Hele mehtaplı Konyaaltı gecelerinde bu eğlenceler doruğa çıkardı. Mehtapsız, kapkaranlık ışıksız gecelerde insanlar çakılların üzerine yatıp, yıldızların kayışını seyrederek dilekler tutardı. Hasır obalarda içmesuyu yakındaki "Deliktaş" kaynak suyundan bidonlarla taşınırken, bulaşıkları yıkamak için gerekli su obanın önünde çakıl içine açılan bir metre kadar derinlikteki çukurdan temin edilirdi. Obanın hemen önüne açılan çukurda aynı zamanda kavun, karpuz, rakı akşam için soğumaya bırakılırdı. Bütün bu yaşam zorluklarına karşın, her yıl, yaz gelmeden bu yerlerde bir oba yeri kiralamak için kıyasıya bir yarış ve telaş yaşanırdı. Geliri biraz daha iyi olanlar ise yaz boyunca içinde oturacakları bir çadır için yüzme havuzu çevresinde yer kiralarlardı. Görüntüsü çok kötü olan Arapsuyu'ndaki bu gelenek, 1987 yılında Konyaaltı Obalarının yıkılmasıyla son buldu.

Konyaaltı'daki bu yaşam, eylül ayının sonunda veya ekim ayının başındaki ilk yağmurlara kadar sürerdi. Okula gidecek çocuğu olmayanlar, oba için ödedikleri kiranın acısını çıkarmak istercesine, birkaç hafta daha kente taşınmayıp, obada kalmayı yeğlerlerdi. Ancak oba komşuları çoktan kente taşındıklarından, günler daha önceki günler kadar öyle neşeli ve kolay geçmezdi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.