X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Değişen Antalya ve biz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Değişen Antalya ve biz

  • Giriş Tarihi: 14.7.2014

Antalya değişirken alışveriş için AVM'ler esnafın yerini aldı. Alışkanlıklar değişti. Tabi bizler de değiştik

Geçen gün sabah kent içinde bir kişinin elinde sefertası ile yolda yürüdüğünü görünce, neredeyse arkasından koşup, "Hemşerim, sen nereden çıktın. Yoksa zaman tünelinden mi buraya ışınlandın" diye soracaktım. Kendimi zor tuttum. Geçenlerde bir gazetede okuduğum "İşyerlerinde yemekhane bulunmayan çalışanların tasarruf etmek için evlerinden sefertasıyla yemek getirmeye başladığı, bu durumun lokantacıların işlerini etkilediği" haberinin de bunda rolü vardı. Bu görüntü bana nedense sanki yüzyıllar öncesine ait gibi geldi. Halbuki daha 30-40 yıl öncesine kadar ellerinde sefertasları ile işyerlerine giden memur ve esnafı çok sık görürdüm. Zaman ve alışkanlıklar kısa süreler içinde, ne kadar da çabuk değişti. Esnafın çoğu Antalya'da sabah saat 10:00 veya 11:00'den sonra dükkânlarını açar oldu. Eskiden Antalya esnafının hemen hepsi üzerlerine güneş doğmadan dükkânlarını açarlardı. Sabah kahvaltılarını Kalekapısı'ndaki Bakkal İzzet'ten aldıkları 'koşma' adı verilen uzun simit ve küflü peynirle Borsa Kahvesi'nde yapar ve sonra birbirlerine 'Hayırlı işler' dileğiyle işlerine dönerlerdi.

TATİL ÇOCUKLARI

Günümüzde yasal olarak çocukların işyerlerinde çalıştırılmalarına izin verilmediği için olacak ki onlar da artık pek ortalıklarda görünmüyorlar. Eskiden öyle miydi? Bizim çocukluğumuzda okulların yaz tatilleri 4 - 4.5 ay sürerdi. Bu uzun yaz tatilinde hem çocuklar haylazlığa alışmasın hem de bir meslek öğrensin diye aileler erkek çocuklarını bir esnafın yanına "Eti senin kemiği benim; işi, huyu, terbiyesi sana emanet" diyerek çırak olarak verirdi. Bu çocuklar daha sonra okullarını bitirdikten sonra, ustalarının yanında kalfa olarak çalışmaya devam ederlerdi. Kalfalıklarının onayı için ise Peştamal Kuşatma Merasimi yapılırdı. Esnafın veya memurun öğle yemeklerini bir lokantada yemeleri pek alışılmış değildi. Evleri işyerlerine yaya olarak 10-15 dakika uzakta olanlar yemeklerini evlerinde yerlerdi. Antalya'da o zamanlar her bütçeye uygun, lokantalar, aşevleri bulunsa da öğle yemeğini lokantada yemek bugünkü kadar yaygın değildi. Ayrıca bugünkü gibi adım başı büfeye, lahmacuncuya, köfteciye, dönerciye hamburgerciye rastlanmazdı.

BAKKAL YERİNE AVM

Eskiden AVM'ler yoktu. Bugünkü gibi insanlar ihtiyaçlarını AVM'lerden karşılamazlardı. Halk, büyük miktarlardaki bakkaliye ihtiyacını Kalekapısı ve Saat Kulesi çevresindeki dükkânlardan ve orada üstü kapalı bulunan Loncaaltı'ndan temin ederdi. Mal dolu olan büyük bakkallar, zeytin ve peynir çeşitlerinin kalitesiyle ün yaparlardı. Balın en iyisini satarlardı. Çarşı içindeki bu büyük bakkallar, daimi müşterilerine özel muamele yapar, kalitesinden emin olmadığı peyniri, tereyağını satmazdı. Bu büyük bakkalların en tanınmışları: Bakkal Fettah, Güveyi'nin Ali Efendi, Dönme Murat Ellibeş İbrahim Efendi, Ellibeş Tevfik Efendi, Neşşar Ahmet Efendi, Bakkal Adem, Faraç İsmail Efendi, Bakkal Aziz, Giritli İbrahim Efendi, Bakkal Abdüllatif, Bakkal Tahir, Harputlu Ali, Kara Müdür idi. Bir de Yenikapı'da yoğurdu ile ünlü Muharrem Cengaver ile her türlü çeşitli malı ile Bakkal Genç Osman ile Yılmaz-Yalçın kardeşler vardı. Kuledibi Fırını Mustafa Şekercioğlu'nun çift tava ekmekleri ise nefisti.

SEFERTASLARI
Öğle yemeği için evlerine gidemeyenler işyerlerine sefertasıyla yemek götürürlerdi. Çoğunlukla da tatlısıyla tuzlusuyla birkaç çeşit yemek 4-5 katlı sefertaslarına konur, yemek miktarı evde usta, kalfa sayısına göre belirlenirdi. Metal bir kuşakla tutturulan, üst üste konmuş birkaç kaptan oluşan sefertaslarına konulan yemekler işyerinde ısıtılırdı. Önceleri bakırdan, sonraları alüminyumdan yapılan bu sefertaslarının iki katlı olanlarından beş katlı olanlarına; bir kişilik, küçücük olanlarından beş altı kişiyi doyuracak büyüklükte olanlarına kadar çeşitli boylarda olanları vardı. İşyerine evde akşamdan kalan yemekler götürülür; kokusuz ve mümkünse soğuk da yenebilecek yemekler olmasına dikkat edilirdi. Başkalarının görüp canının çekebileceği yiyecekler gizlice yenir; işyerlerinde yemek yerken biri gelecek olursa, muhakkak buyur edilirdi. Lokantaların büyük çoğunluğunda perde vardı. İnce tül perdenin ardından yemek yiyenlerin kendisi görülse bile, ne yedikleri görülmezdi.

MAHALLE BAKKALLARI
Eskiden Kalekapısı'ndaki çarşı bakkallarına her gün gidilmezdi. Büyük bakkallarda bulunan malzeme çeşidi diğer mahalle arası bakkallarında bulunmazdı. Günlük ekmek, tuz, gaz gibi ihtiyaçlar mahalle bakkalından alınırdı. Hem mahalle bakkalları veresiye de verirlerdi. Onlar bütçeleri sınırlı memur ve işçi ailelerine veresiye verir; sabit gelirliler maaşlarını alınca da borcunu öderlerdi. Veresiye defterleri karşılıklı tutulurdu. Yapılan alışverişlerin tutarı her iki deftere de yazılır ve aybaşında karşılıklı hesap yapılarak borç ödenirdi. Her ailenin sürekli alışveriş yaptığı, hiç olmazsa her gün ekmeğini aldığı belli bir bakkalı olurdu. Bisküviler, kapaklarında küçük camlı pencereler bulunan teneke kutularda açıkta kiloyla satılırdı. Çocukların canını çektiren türlü türlü şekerlemeler kocaman kavanozlarda sergilenirdi. Özellikle çocuklar için misket, şeker, gazoz, sakız, hazır sapan, uçurtma kağıdı ve ipi bolca bulunurdu. Okul çocukları için ise kitap, defter, silgi, kalemtıraş, yapıştırıcı gibi kırtasiye malzemeleri eksik olmazdı. Yani gereksinim duyulan her şey vardı. Her ihtiyaca cevap verirdi; yağ, gaz, zahire ve gıda çeşitleri. Bakkala girince adeta bugünkü '3M Migros'a gelmiş gibi olurduk. Bakkaldan yağ, şeker, tuz, gaz, ispirto, sigara; ya da tütün ve kibrit ve benzeri şeyler satın alınırdı. Bir de bol bol beş numara gaz lambası şişesi ve fitili. Bugün artık AVM'ler bakkalların, attarların, baharatçıların, beyaz eşya satanların ve daha birçok esnafın yerini aldı. Zaman da, alışveriş şeklimiz de değişti.
Yolda sefertaslı bir adam gördüm, işte bunları hatırladım.

Eskiden bakkallarda ne ararsan bulunurdu
Bakaların önünde genellikle bir sundurma vardı. Burada insanlar dinlenir, soluklanır, yağmur yağıyor ise yağmurun geçmesi beklenirdi. Yenikapı'da Bakkal Genç Osman'ın (Günter) bakkal dükkânı vardı ve dükkânda yok yoktu. Bakkallarda açıkta satılan gazyağından zeytinyağına, fermuardan dikiş iğnesine, renk renk makara ipliklerinden çengelli iğneye kadar her çeşit mal bulunurdu.