X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalya'nın İki Kapılı Han'ı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'nın İki Kapılı Han'ı

  • Giriş Tarihi: 5.1.2015
Antalya'nın İki Kapılı Han'ı
Antalya'nın İki Kapılı Han'ı

1875 yılında yayınlanan Konya Vilayet Salnamesi'ne göre, 'nın merkezinde eskiden 7 adet han vardı. Bugünün otellerinin işlevini gören bu hanlardan günümüze yalnız Tek Kapılı Han ile İki Kapılı Han kalmıştır

'nın kalbi olan Kalekapısı'ndan kuzeye, bugün trafiğe kapalı olan Kazım Özalp Caddesi'nde yürüyüp sağdan üçüncü sokağa saparsanız İki Kapılı Han'a ulaşırsınız. Bu han, Tek Kapılı Han ve Pazar Hamamı ile birlikte, 'Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca 1997 yılında koruma altına alınmış; 1999 yılında restore edilerek turistik bir çarşı haline getirilmiştir.

DÜŞÜK ÜCRETLİ OTEL

Hanlar, otel gibi konaklama tesislerinin ortaya çıkmasından önceki yıllarda, kentlerde çok az bir ücret karşılığında konaklama gereksinimini karşılayan yapılardı. Osmanlı'da genellikle iki katlı olarak inşa edilen kent içi hanlarının genel şeması, kare veya bazen kareye yakın dikdörtgen biçimindeki bir ya da iki avluyu çevreleyen revakların arkasına yanyana dizilmiş odalardan meydana gelirdi. Bu şema hemen hemen hiç değişmeden hanların son örneklerinin yapıldığı 19. yüzyıla değin uygulanmıştır. Ticaret amaçlı hanlarda bazen alt kat odaları depo; üst kat odaları dükkan olarak düzenlenirdi. Bir kente mal getiren ya da oradan mal almaya gelen kervan ve tüccarların kullandıklarına "Hacegan Hanı", kırsal kesimden kente çalışmaya gelen bekar gençlerin otel gibi barındıkları hanlara da "Bekar Odaları" denirdi. Bunlardan Antalya'daki İki Kapılı Han 19. yüzyıl sonlarında Pandelli Kosti Pehlivanoğlu adlı bir Rum tarafından yaptırılmıştır. İki Kapılı Han'da yapım tarihine ilişkin tek belge, batı bloğundaki dükkanlardan birinin üzerinde Avustralyalı bir şirkete ait metal sigorta levhasıdır. Bu levhada 1860 tarihi vardır ve Kaleiçi ile Balbey'deki benzeri yapılarla karşılaştırıldığında da hanın 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra yapılmış olduğu görülür. İki Kapılı Han'ın sahibi Pandelli Pehlivanoğlu, kereste tüccarı Kosti Pehlivanoğlu'nun oğlu ve aynı zamanda Elmalı Mursal Köyü'nde de bir çiftlik sahibi idi. Kardeşi Yordani ile Antalya'da İki Kapılı Han'ı işleten Pandelli Pehlivanoğlu, Elmalı'da Yorgo Hacı Teodoru'nun kızı Angeliki ile evlenip kayınpederinin çiftliğine sahip olduktan sonra, Elmalı'da da bir han kiralayıp çalıştırmıştır. Elmalı'da han çalıştırırken aynı zamanda hububat ticareti ile uğraşmış ve Nisan 1922'de 54 yaşında iken ölmüştür. Aynı zamanda güreşçi olan Pandelli K. Pehlivanoğlu'nun babası, 1796 yılında Sultan II. Mahmut tarafından başpehlivan ile güreşmesi için İstanbul'a çağırılmış ve yapılan güreşte başpehlivanı yenmiştir. Sultan'dan nişan ve büyük miktarda armağan alıp Antalya'ya dönmüştür. Bu aile içinde çok sayıda küçüklü büyüklü tekne ile ahşap köprü yapan usta da vardı. İki kapılı Han'a gelince; hanın iki kapısı vardır. Han, adını da buradan alır. 'L' şeklinde avlusu olan hanın, bir zamanlar alt katında dükkan ve depolar sıralanırken ikinci katta yolcuların kalması için yapılmış basit odalar yer alırdı. Handa mağazalar ve yolcuların konaklamaları için yapılan odalar keşişlerin kaldıkları manastır yatakhanelerine benzer. Balkonların korkulukları ahşap, zemin kattaki dükkan kapıları basık kemerlidir. Duvarlar moloz, kısmen kesme taş ve tuğla hatıllı, tavanları demir putrellidir. İkinci katta yolcular için, üstü ahşap kirişler ve alaturka kiremitli çatı ile örtülü basit odalar; avlusunda ise büyükçe bir su kuyusu vardı.

EVLİYA ÇELEBİ NE YAZDI?
İki ve Tek Kapılı hanların bulunduğu bugün Kalekapısı olarak adlandırılan bölge, 14. yüzyıldan itibaren kentin ticari alanına dönüşmüştür. Evliya Çelebi, 1672'de gezdiği Antalya' da hanlarla ilgili şu bilgileri verir: "Antalya'da on tane han ve bedesten bulunmaktadır. Bunlar, Bezir, Kapan, Dovalı. Pirinç, Muratpaşa, Çavuş, Urum Ali, Serçe ve Dizdar Cafer Ağa hanlarıdır. 600 dükkanı olan Dizdar Cafer Ağa Hanı'nın kale dışında, diğer hanlar ise kale içindedir. Sur dışında ayrıca 4 Rum ve 20 Müslüman mahallesinde toplam 190 ev ile 500 dükkan bulunur." Antalya'daki hanlara köylerden, ilçelerden gelen atlı, arabalı veya tek başına gelenler kalır, at, eşek, deve ve diğer hayvanlar hanların ahırlarına konurdu. Hanın üst katındaki odalarda, yolcular, yer yataklarında hasırlar üzerinde yatarlardı. Günü birliğine hana gelenler, yalnız at ve arabalarını hana belirli bir ücret karşılığında park ederler; kentte işlerini bitirdikten sonra akşam geldikleri yere giderlerdi. Özellikle yayla köylerinden gelen köylüler gece sivrisinek korkusundan zorunlu olmadıkça geceleme yapmazlardı. O zamanlar arabaların işlemediği yerleşimlerden elde edilen ürünlerin Antalya'ya taşınması işi deve katırları ile yapılırdı. Getirilen mallar satılacak pazarlara veya tüccarların depolarına indirildikten sonra, taşıma işini yapan develer bugün Recep Peker Caddesi üzerinde Antalya 2000 binasının batısında yer alan otoparkın bulunduğu yerde, 'Develik' adı verilen alanda emanete bırakılırdı. Deve sahipleri işlerini o gün içinde bitirip, geldikleri yere dönmek için büyük koşuşturmaca ve bir telaş içinde olurlardı. Çoğu zaman da, malını o gün elden çıkaramayanlar hanlarda gecelemek zorunda kalırlardı. Hanlarda geceler oldukça renkli geçerdi. Buralarda konaklayanlar akşamları, titrek ışıklı gaz lambasının aydınlattığı odalarda birbirleriyle koyu sohbetlere dalarlar; bazen de avluda saz çalan gezginci bir türkücünün etrafında toplanarak onun söylediği türkülere eşlik ederlerdi. Han sahibi özellikle hırsızlık olaylarına karşı çok dikkatli idi. Sabah yolcular handan ayrılmadan önce herkese malının eksik olup olmadığı sorulur; ondan sonra kapılar açılırdı.

NEREDEN NEREYE?
Antalyalı eğitimcilerimizden Mustafa Şanlı, Şarampol Caddesi üzerindeki Tataoğlu Hanı'nda babası ile yaşadıkları bir olayı bana şöyle anlatmıştı: "1950'li yılların ortalarına kadar Tataoğlu Hanı, yoksul yolcuların durak ve barınak yeriydi. Korkuteli'nde oturuyorduk. Antalya'ya gelişlerimizde babamla hep bu handa kalırdık. Müşteriler odalarda serili hasırların üzerinde yatarlardı.1940 yılı başlarında babamla birlikte bir gün yine bu hana indik. Hasır serili bir oda vermişlerdi bize. Handaki tek yenilik, hanın odalarına elektrik bağlanması nedeniyle, adı da 'otel' olmuştu. Babamla epeyce Antalya'da dolaştıktan sonra hana dönmüştük. Babamdan daha geç yattım. Yatacağım zaman babam 'Işığı söndür' dedi. Elektriğe baktım kaldım. Söndüremedim. Babam kalktı 'Aletirik böyle söndürülür' diyerek kapattı. İlk defa elektrik söndürmesini öğrendim o akşam. Önce görmemiştim elektriği. Kasabada yoktu. Dayanamadım 'Baba elektiriği sen söndürdün. Yakılması nasıldır' dedim. Tekrar etti. 'Çevirdiğim düğmeyi ters çevir.' Aynı şeyi yaptım. Elektrik yandı. Bir daha çevirdim söndü. Yatakta uzun süre hep bunu düşündüm." Şimdi o günleri düşündükçe, 'nereden nereye' diyorum. Hasır yataklı han odalarından, lüks temalı otellere. Son 50 yılda olumlu yönde nelerin değiştiğinin en belirgin kanıtı, değil mi sizce?

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.