X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Işık YARGIN: Zor mu?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Işık YARGIN: Zor mu?

  • Giriş Tarihi: 16.3.2015

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde konuk konuşmacı olarak hem işyerlerinde hem de üniversitelerde bulundum. Öğrenmenin sonu yok. Yeni deneyimler, çarpıcı diyaloglar içinde oldum. Sonuç mu? Belki yazının sonunda ulaşabileceğim bir yargım olabilir.
Konferans öncesi sohbetlerde beklentinin konuşma içeriğinin kadına uygulanan şiddet üzerinden ele alınması olduğunu anladığımda sarsıldım. Sohbet ilerlediğinde ise 'Kadın' denildiğinde 'Şiddete maruz kalan mağdur' yeni kavram olarak konuşmaları şekillendirdiğini anladım. Elbette duyarlılık, elbette kadın ve şiddetin yan yana gelmemesi için toplumun bilinçlenmesi gerekiyor. Elbette her fırsatta konuşmak, konuşmak… Beni rahatsız eden toplumsal cinsiyete dayalı ayrımın pekiştirildiği bir yapıyı destekleyen cümleler kurulması.
Şiddete maruz kalan kadın ele alınırken asıl sorgulanması gereken mevcut sistemin kendisi olmalıdır.
Demokrasi üzerinden ele alınan ve demokratik olarak sunulan sistem, aslında her bireyi tanıyan bir yapı değil ki.
Sistemden gelen böyle bir sorunun varlığını kabul etmek durumundayız. Sorunun ortadan kaldırılması için her iki cinsin hatırlandığı ve yeniden tanımlandığı süreçlere ihtiyaç var. Ne yazık ki başörtüsünün başrol oynadığı 'mağdur kadın' rolü 'erkek şiddetine maruz kalan mağdur kadın' rolü ile yer değiştirdi. Ne yazık ki; Kadının 'cinsiyetine dayalı sorunu' olarak ele alınmaya devam ediliyor. Peki, kadının sorunu bu iki herkesimin söz söyleyebileceği alanlarda mı?
Genel seçimler ülkenin gündeminde birinci sırada. Her seçim döneminde görünür hale gelen 'Siyasette kadınların temsili yeti sorunu' da gün yüzünde. Siyasetin tutumu, merkeze erkeği koyan ve siyaseti erkekle özdeşleştiren yaygın görüş kendi kuralları ile işlemeye devam ediyor. Her ne kadar siyaset kuramcıları yurttaşlık tanımlamasında cinsiyeti olmayan, soyutlama düzleminde evrenselleştirilmiş insanı ifade ediyor olsalar da; buradaki insan, iktidar gücüne ve söz hakkına sahip aktif erkek olmaktadır. Toplumun diğer yarısını temsil eden kadın ikinci sınıf yurttaş olarak siyasette aktif olmak için aradaki mesafeyi koruyor.
Siyasi partilerin kuruluş ve işleyişlerine baktığımızda belirlenen programların birçoğu toplumun genelini kapsayan önermelerden oluşmaktadır. Özel alanla sınırlandırılmış yaşamlarıyla kadınlar, seyirci konumunda kalmaktadırlar. Seyirci olma ve öteki olma durumu karar alma mekanizmalarında da yer almalarını etkilemektedir. Ve bir kez daha kadının siyasette temsili yeti kadının; 'cinsiyetine dayalı sorunu olarak ele alınıyor.' Gelelim 'Kadınların farklılaşan çalışma biçimleri çalışma hayatının kalitesinin yükseltilmesi, niteliklerine uygun işlere yerleştirilmesi; kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması için yeterli oluyor mu?' Sorusunu sormaya!
Kamu kurumları dışında 'Kadın iş gücü' erkek iş gücüyle aynı ücretle değerlendirilmediği sürece, cinsler arası eşitlikten söz etmek mümkün olmayacaktır. Hele ki; kadının doğurganlığının iş gücü kaybı olarak görüldüğü iş yaşamı anlayışı değişmediği sürece kalitenin yükseltilmesinin etkisi olmayacaktır. Ve bir kez daha kadının işgücüne katılımı kadının; 'cinsiyetine dayalı sorunu olarak ele alınıyor.' Bu bir kısır döngü. KADIN üzerinden mevcut sistemin toplamdaki sorunlarını perdelemesi.
Toplumun bilinçaltına yerleşmiş kültürel değerlerinin KADIN üzerinden görünür yüzü.
Sonuç mu? Kadının toplumdaki ikincil konumunun dönüştürülmesi ANCAK: siyasetin tüm mekanizmasının erkekler lehine işleyişini değiştirerek. Geleneksel iş bölümünde eşitlikçi bir anlayışı topluma yerleştirerek, kültürel değerleri değiştirerek ve kadınlara hukuki destek mekanizmaları geliştirerek, kadını karar mekanizmaları içinde görünür hale getirerek dönüşüm iklimini MÜSAİT hale getirebiliriz.
Zor mu?

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.