X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ahmet Hamdi Tanpınar'la 6. Şehir Antalya
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ahmet Hamdi Tanpınar'la 6. Şehir

  • Giriş Tarihi: 1.6.2015

Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, kültür ve sanat çalışmaları ile önemli değerlerin hatıralarının yaşatılmasına da özel bir önem gösteriyor. Tıpkı A. Hamdi Tanpınar adına düzenlenen ödül töreni gibi

Geçtiğimiz günlerde Kepez Belediyesi tarafından, bütün birçok kültür çalışmaları yanında 1916'da 'ya gelen, Antalya Lisesi'nden mezun olan ve o günlerini 'Antalyalı Genç Kıza Mektup' ve 'Huzur' romanında anlatan Türk edebiyatının önemli ismi Ahmet Hamdi Tanpınar adına ödüllü edebiyat yarışması düzenlendi. Bu yarışma ile hem Türk edebiyatının tarihi ve kültürel miraslarını geliştirip korumak, inceleme ve araştırmayı teşvik etmek; hem de genç kuşaklar arasında yeni yetenekler çıkmasına vesile olmak, edebiyatımıza yeni isimler kazandırmak amaçlanıyordu. Ayrıca bu yarışma ile Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar saygı ile yâd edilmiş olacaktı. Kepez Belediyesi bu anlamda daha önce de Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ismini, Varsak'a kazandırdığı kültür merkezine vermişti. Bunlar Antalyamız için çok güzel adımlar. Antalya'yı kültür merkezi haline getirecek çok güzel hareketler bunlar. Tüm bunları Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü öncülüğünde yaşıyoruz. Dileğim odur ki Antalya'dan yeni edebiyatçılar yetişmesi adına bu yarışma, her yıl tekrarlanır. 'Ahmet Hamdi Tanpınar'la 6. Şehir Antalya' konulu edebiyat yarışmasına deneme ve gezi türünde 28 eser katıldı. Seçici kurulun yaptığı değerlendirme sonucunda İbrahim Şaşma, 'Gönül Penceremden Antalya' adlı eseriyle birinci olurken; Huriye Temur, 'Pamfilya'nın Ruhu' denemesiyle ikincilik, Ahmet Selen, 'Hülyalarımın Şehri, Antalya' denemesiyle üçüncülük ödülüne layık görüldü. Edebiyat Teşvik Ödülü ise 'Antalya Turuncusu' eseriyle Bedriye Zobu'nun oldu. 23 Mayıs 2015 akşamı Erdem Bayazıt Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle de ödüle layık görülen eserlerin sahiplerine ödülleri verildi. Törende eserlerin sahipleri ödüllerini aldı. TSM eşliğinde Tanpınar'ın şiirlerinin seslendirildiği törende yarışmaya katkılarından dolayı, Antalya'nın hafızası olarak bilinen bendeniz Hüseyin Çimrin'e de onur belgesi takdim edildi.

TANPINAR'DAN 'GÜVERCİNLİK MAĞARASI'

"Antalya'ya 1916 sonbaharında geldik. Epeyce büyümüştüm. Tek başıma, geceleri deniz kıyısında veya kayalıklarda, Hastahanebaşı'nda gezmek hakkım vardı. Karanlık epeyce inip de kayaların gölgesi beni korkutana kadar orada kalırdım. Denizin iki manzarası beni çıldırtırdı. Biri bu kayaların sahile bakan bir yerinde sabah ve akşam saatlerinde durgun denizin ışığıyla dipteki taş ve yosunlarla aldığı manzara, biri de öğle saatlerinde güneş vuran suyun elmas bir havuz gibi genişlemesi. Bunlar benim muhayyilem için büyük manaları olan şeylerdi. Bu manalar sade güzel değildiler, bana bir türlü çözemediğim bir hakikati veya sırrı anlatıyorlardı. Bir gün İstanbul'a tahsile gönderecekleri gün, Hastahanebaşı'na giden bu manzara ile bir daha karşılaştım."

Mümtaz geldiğinin daha ikinci günü bir yığın arkadaş bulmuştu. Evin çocuklarıyla beraber çıkıp geziyorlar, portakal bahçelerine, Karaoğlan'a gidiyorlardı. Hatta şehrin dışındaki cevizliğe kadar uzanmışlardı. Mümtaz sonraları Kozyatağı'nı bu cevizliğe benzettiği için sevmişti. Fakat ekseriya gündüzleri Mermerli'de veya iskelede deniz kenarında vakit geçiriyorlar, akşama yakın Hastaneüstü'ne çıkıyorlardı. Mümtaz burada, yoldan denize kadar inen büyük kayalar üstünde oturup akşam saatlerini geçirmeyi severdi. Beydağlarının üstünde güneş, sanki kendi ölümünün ayinini ve kendi yaldızdan ve koyu lâcivert gölgelerden lahdini hazırlıyormuş gibi, bu dağların kıvrımlarına altın ve gümüş zırhlar geçirir, sonra alçalan ve arkaya devrilen kavis, bir altın yelpaze gibi açılır, büyük ışık parçaları şuraya, buraya ateşten yarasalar gibi uçar, kayaların üstüne asılırdı. Bu, bir mevsim gibi bereketli, velût saatti.

Bir gün arkadaşları, onu Güvercinlik'e götürdüler. Bu Hastahaneüstü ile Konyaaltı arasında, şehirden epey- ce uzak bir yerde bir deniz mağarası idi. Bir müddet deniz boyunca yürümüşler, sonra kayaların arasına sapmışlar, nihayet bir oyuktan yeraltına girmeğe başlamışlardı. Zifiri bir karanlık içinde ve elleriyle dizleri üstünde sürünerek yürümek, Mümtaz'ın pek hoşuna gitmemişti. Fakat bu dehlizin sonunda birdenbire ortalık, güneşe arasından bakılan taze yaprak yeşili bir aydınlıkla aydınlanmış ve bu aydınlık içinde asıl mağaraya atlamışlardı Elleri ve dizkapakları yara ve yırtık içinde kalmasına rağmen, bu koyu nefti ile tirşe arasında değişen aydınlık Mümtaz'ı çıldırtmıştı. Denizin oyduğu kaya parçası içinde, dalgalar çekildiği zaman durgun, az derin, dibindeki balıklar, kaya kenarlarındaki yengeç ve böcekler görünecek kadar berrak sulu, son derecede tabiiye benzer yapılmış rokay bir yavuza benzeyen gölceğiz, ortasındaki küçük taş parçası adasıyla kalıyordu. Burası mağaranın deniz tarafından yaklaşılabilen kısmıydı. Onun arkasında, geldikleri taraf daha geniş ve biraz yüksek, fakat hep kaya parçaları dolu büyükçe bir salon teşkil ediyordu. Dalga çarpıp mağaranın ağzını örttüğü zaman her taraf yemyeşil oluyordu. Sonra garip, âdeta toprak altından gelen bir yığın gürültü ile su boşanıyor, etraf güneşli denizin gönderdiği akislerle aydınlanıyordu. O gün Mümtaz, kısa pantolonuyla, iki eli çenesinin yanında, çömeldiği bir taşın üstünden saatlerce, hiç konuşmadan bu ışık gölge oyununu seyretti. Acaba neyi düşünmüştü, neyi beklemişti? Bu dalgalar ona getirecekleri bir şey olduğunu mu sanıyordu; yoksa mağaranın içine dolup boşalan suyun o acayip uğultusuna mı kendini kaptırmıştı? Bu seslerde onun için neyin, hangi sırrın daveti vardı? Akşama doğru bir tesadüfle oraya kadar gelmiş bir kayık kolayca onları iskeleye getirdi. Mümtaz acele acele arkadaşlarından ayrıldı ve eve koştu. Gördüğü şeyi annesine anlatmak istiyordu. Fakat kadın o kadar harap hâldeydi ki, hiçbir şey söylemedi ve bir daha da annesini yalnız bırakmadı." ('Huzur' romanından)

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.