X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eskinin belediye zabıtaları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eskinin belediye zabıtaları

  • Giriş Tarihi: 7.9.2015
Eskinin belediye zabıtaları
Eskinin belediye zabıtaları

Geçtiğimiz hafta belediye zabıtasının kuruluşunun 189. yılının kutlandığı haberi hafızamda beni, belediye çavuşlarının Antalya yaşamında çok etkili olduğu 1950 ve 1960'lı yıllara götürdü

Geçtiğimiz hafta belediye zabıtasının 189. yılı kutlamaları haberlerini görünce, önce arşivimi araştırdım. 1630-1631 ve 1680 yıllarında hazırlanan 'Esnaf Nizamnameleri' dikkatimi çekti. Sonra da Antalya Belediye Çavuşları'nın (eskiden belediye zabıtasına belediye çavuşu denirdi) dükkânlarda 1950'li, 1960'lı yıllarda yaptıkları esnaf kontrolleri gözlerim önünde canlandı. Belediye zabıtası, yaşamın her konumunda halk ve esnaf ile iç içeydi adeta. O yıllarda esnaf için öğleyin 12:30-15:00 saatleri arası zorunlu öğle dinlenme zamanı olarak belirlenmişti. O saatte çarşıda bütün esnafın belediye çavuşunun düdük sesini duymaları ile dükkanların önüne birer tabure koyarak veya bir perde çekerek, kapatmaları bir anda olurdu. Aksi halde zabıta memuru çantasındaki makbuzunu çıkarıp, itaatsızlıktan cezayı yazıverirdi. Yine o günlerde halka pahalı mal satanlardan, belediye çavuşları tarafından esnaftan alış faturalarını göstermeleri istenir; müşteriye fatura üzerinden yüzde 35 kar payından fazla satış yapanlar, malları üzerine etiket koymayanlar hemen cezalandırılırdı. Ellerinde terazi, fırın fırın dolaşan belediye çavuşları, ekmeklerin kalite kontrolünü yapar ve gramajlarının doğru olup olmadığını görür; uygun olmayanları imha eder; gramajı eksik olanları da bir fakirhaneye gönderirdi. Bunlardan başka kahvehane, lokanta, dondurmacı, muhallebici gibi halka hizmet veren işletmeler, en azından ayda bir kez sağlık yönünden denetlenir; gerekli ihtarlar ve ceza işlemleri uygulanırdı. Belediye zabıtalarının görevleri o yıllarda, yalnızca bunlarla sınırlı değildi. Belediye zabıtaları 1960'lı yılların başlarına kadar, sürücü sınavları düzenler; bisiklet, motosiklet, motorlu vasıta ve ağır ehliyetini onlar verirdi. Şehrin kavşak noktalarında bugünkü trafik polisleri gibi, trafiği onlar yönlendirirdi. Bunlardan başka, ana caddelerde olsun, sokaklarda olsun herhangi bir işgal durumunda, yanlarında bulundurdukları makbuzlarla 'yol, kaldırım işgaliye harcı' keserlerdi. Sürekli çarşıda dolaştıklarından, kaçak yapıları da belediyenin ilgili makamlarına bildirmek onların göreviydi. Reklâm gelirleri de onlar tarafından denetlenir; dükkânının camında herhangi küçük bir ilan afişi asılı bile olsa, hemen orada, boyutları ve asılı bulunacağı süre hesaplanarak reklâm harcı kesilirdi. Çünkü o yıllarda Belediye İktisat Müdürlüğü'nün resmi soğuk damgasını yememiş, vergisi verilmemiş tek bir afiş asılamaz; el ilanı dağıtılamazdı.

ŞİMDİKİ DURUM
Kentin en işlek merkezi noktalarında, belediye zabıtalarının küçük bürolarını görüyorum. Birkaç yüz metre ötede, Kalekapısı gibi şehrin en işlek yerinde, ya bir dönerci dükkânı kaçak bir kat çıkıyor; ya da sokaklara koydukları masalar sandalyeler, şemsiyeler yayaların geçişlerini engelliyor. Hele reklâm levhaları, çirkin bez afişleri sahip oldukları, kiraları çok yüksek dükkânlarının cephesinden 'daha büyük' alan kaplıyor ve çok çirkin görünüyorlar. Daha da önemlisi; trafiğe kapalı yolda, yaya kaldırımlarında motosikletler, bisikletler yayalar arasından son hızla geçerek tehlike yaratıyor. Yayalara gelince, minik çocuklarını bağırlarına basarak arkalarından homurdanmaktan başka bir seçenek kalmıyor. O sırada bunları durduracak, yasaklayacak, ceza yazacak bir zabıta ortalarda görünmüyor. Önceleri yalnızca sokak sanatçıları için izin verilen trafiğe kapalı Cumhuriyet Caddesi'ndeki alanda, zamanla ıncıkçılar- boncukçular, takıcılar aldı başını gidiyor. Standların bir ucu, gösteri havuzlarını buldu. Yakında orayı da geçecek. Satıcılar oraları işgal etmekle kalmayıp, halkın oturup dinleneceği bankları da işgal etmiş durumdalar. Hele güneş şemsiyeleri… Ve turistik bir kente yakışmayan daha nice konular, sorunlar. Geçen hafta yapılan Belediye Zabıtasının 189. Kuruluş Yıldönümü Töreni'nde; "Halktan dilencilere para vermemeleri" rica edildiğine göre; acaba, Antalya'daki belediye zabıtalarının görevleri bugün yalnızca 'dilenci kovalamakla mı sınırlı?' diye oluşan merakım; siz sevgili okuyucularıma bu hafta bu konuyu yazma nedenim oldu.

ZABITA YÖNETMELİĞİ
Merak ettim. Üşenmedim, internette 11.04.2007 tarihli ve 26490 sayılı Resmi Gazete'de Belediye Zabıta Yönetmeliği'ni bulup, 55 maddenin tümünü okudum. Son yönetmelikte eskiye göre fazla bir değişiklik yoktu. Özetle; belediye zabıtası; kent halkının sağlığını, halka kentte daha rahat bir yaşam sağlayan ve bunun için her türlü çaba göstermesi gereken bir kurum olarak gösterilmişti. Bu sayfada sizlerle paylaştığım 350 yıl kadar önceki eski Esnaf Nizamnamesi'nin bir tekrarı idi bu sanki.

1630-1631 VE 1680 TARİHLİ ESNAF NİZAMNAMELERİ'NDEN BAZI MADDELER
Ekmekçiler, Çörekçiler: Ekmekçinin ekmeği ve çörekçinin çöreği çiğ, kara, ekşi ve noksan olmaya, olursa dirhemlerinden 1 akçe ceza alına. Elekleri sık olup ekmek kepekli olmaya, olursa ekmekçiye muhkem siyaset (sıkı ve ödünsüz) oluna. Kasaplar: Koyunu keçiden ve erkeği dişiden ayırt edip satacaklardır. Koyunun semizi saklanıp arığı (zayıf) kesilmeyecektir. Dükkânlarında her zaman et bulundurmaya mecburdurlar. Bunlara riayet etmeyen (uymayan) kasabın hakkından geline. Aşçılar: Yemekleri çiğ ve tuzlu olmaya. Kâseleri temiz, kazanları kalaylı, çanakları yeni ve sırçalı ve aşçının, yamağının, uşağının futaları yeni ve temiz ola. Börekçiler: Koyun eti kıyması kullanacaklar; böreğin soğanı çok, eti az ve ekseri yeri boş olmayacaktır ve iç yağı karıştırılmayacaktır. Lokmacılar: İşledikleri lokmanın hamuru çiğ olmaya ve balı akideli ola. Bakkalar: Malın iyisini fenasını ayırt edip satacaklardır. Terazileri çok doğru olacaktır, eksik tartıp satan bakkalın hakkından geline. Yoğurtçular: Sütleri gözlene (incelene), su katılmış sütten yoğurt yapılmaya ve yoğurda nişasta katılmaya. Kaymakçılar: Kaymağa nişasta katmayacaklar. Helvacılar: Helvanın her çeşidinde balın en iyisini kullanacaklardır. Şerbetçiler: Şerbetlerin miski ve gülsuyu ve lezzeti yerinde olacak, karlı buzlu satılacaktır. Turşucular: Turşularını iyi ve âlâ sirke ile yapacaklardır, turşuda kepek ekşisi kullanılmayacaktır. Terziler: Dikişlerini sık dikecek ve esvabı vaad ettikleri (söz verdikleri) günde yetiştireceklerdir. Ziyade (yetiştirebileceğinden fazla) iş alıp gününde yetiştirmeyen terziler tazir edilir (azarlanır). Bir kimsenin esvabını sakat diken terziye keza dayak atılır. Abacılar: Abanın sıkısını, iyisini satalar. Gömlekçiler: Dikişlerini sağlam dikeler ve adet üzere gömleklerin yenleri bol ola. Çuhacılar, Kemhacılar, Atlasçılar, Bürüncükcüler: Çuhayı, kemhayı, atlası, bürüncüğü tespit edilmiş en ve boyda işleyeceklerdir, ondan eksik dokumayacaklardır… Pabuççular: Sağlam pabuç dikeceklerdir, bir pabucu kaç akçeye satarlar ise pabucun miadı akçe başına iki gündür, bu tez sökülür ise pabuççuya dayak atılır. Eskiciler: Yamaları sahtiyandan (cilalanmış kaliteli deri) koyacaklardır, meşin yama olmaya, dikişi sık dikeceklerdir. Mumcular: İyi yağdan mum yapacaklardır, kokmuş bozuk yağdan mum yapılmayacaktır. Hamamcılar: Hamamlar çok temiz, suyu mutedil, hamamın içi sıcak olacaktır. Tasları kalaylı, peştamalları çok temiz ve sağlam ola. Natırlar müşteriye pak futalar ve silecek vereler. Berberler: Üstleri temiz, elleri, ayakları temiz, usturaları keskin, peşkirleri, makrameleri temiz ola. Boyacılar: Sabit boya kullanacaklardır, boyadıkları şeyleri yol üstüne asmayacaklardır. Debağlar: Taşradan getirilmiş deriyi ve kurban derilerini işleyemezler, İstanbul salhanelerinde kesilen hayvanların derilerini işlerler. İşledikleri derileri iyi pişireler. Keçeciler: Keçeyi çiğ pişirmeyeler. Halaçlar: Muhkem pamuk atalar, 50 dirhem pamuğu 1 akçeye. Demirciler, Kazancılar, Kalaycılar: İşlerini kalp (kötü) işlemeyeler, işlerinde özür bulunmaya. Kılıççılar, Bıçakçılar: Frenk demirinden kılıç ve bıçak yapıp Şam demiri diye satmayalar, cinsi cinsine satalar. Dülgerler, Mimarlar, Duvarcılar: İşlerinin başına gün doğarken gelecekler ve gün batmadan işi bırakmayacaklardır. Oduncular: Odunun boyu deve yükü olursa 4, katır yükü olursa 6 karış ola, yük devenin ve katırın taşıyabileceği kararda olacak, eksik olmayacaktır.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.