Türkiye'nin en iyi haber sitesi

’da liseli yıllar ve Aslan Mahmut

Giriş Tarihi: 18.4.2016
Antalya’da liseli yıllar ve Aslan Mahmut

’da ‘Liseli yıllar’ denilince, ilk akla gelen emektar eski lise binaları ile onun ünlü Antalya Lisesi Müdür Vekili ‘Aslan Mahmut’ olur

Antalya Lisesi'nin 1958 yılına kadar ortaokul bölümü de vardı. Ortaokula başlamanın öğrenciler için en güzel tarafı siyah önlüklerden kurtulmaktı. Ortaokul ve liseli öğrencilerin giysilerinde egemen renk, gri ya da lacivertti. Kızlar, lacivert elbise içinde beyaz gömlek, boyunlarında kravat yerine yine lacivert kurdele ve ayaklarında ince çoraplar vardı. Erkekler ise genellikle koyu renkli ceket ve pantolon giyer, kravat takarlardı. Kız ve erkek öğrencilerin başlarında ise özel renkte şeritli şapkaları vardı. Bu şapkayı okul dışında taşımamak, başından çıkarıp ele almak suçtu. Erkeklerde saçlar üç numara tıraş makinesi ile kesilmiş ve kızlarda etek boyları diz kapaklarının altında olması zorunluydu. İlkokulda o ağır bavul çantaları taşıyan öğrenciler, artık çanta kullanmazlar; o gün hangi ders varsa onun kitabını, defterini koltuk altlarında taşırlardı. İlkokullarda yapılan mendil ve tırnak kontrolü, ortaokul ve liselerde süs kontrolüne dönüşürdü. Sinirli ve asık bir suratla güne başlayan öğretmenler saça başa takarlar; kızların çoraplarını, erkeklerin hafifçe uzamış saçlarını hemen görürler ve uyarırlardı. Amaç artık tırnakların temiz olup olmadığı değil, uzun ve ojeli olup olmadığını kontrol etmekti. Hafta sonu tırnaklarına sürdüğü ojeyi çıkarmayı unutmuş olan birçok liseli kız, öğretmenin niyetini anlar anlamaz ojelerini dişleri ile veya sıranın kenarlarına sürterek çıkarmaya çalışırlardı. Sigara araması yapılır, öğrencilerin çantaları, üst başları aranırdı. Aseton, ruj, oje taşımak, takı takmak ve sigara içmek kesinlikle yasaktı. Teneffüslerde tuvaletlere okul müdürü tarafından baskınlar yapılır, öğrenciler sigara içerken suçüstü yakalanmaya çalışılırdı. Ama bütün bu sıkı aramalara rağmen, bunların hepsinin gizli gizli yapılması, öğrenciye büyük bir zevk verirdi. Yapılan denetimde bir sigara paketinin öğrenci üzerinde bulunamaması, denetimden sonra öğrenciler arasında büyük sükse yapardı. Matematik dersinde bugünkü uzay teknolojisi gibi sorular çözmeye çalışırdık. "İki musluk bir havuzu üç saatte doldurursa..." diye başlardı en büyük matematik soruları. Bir tren 200 kilometrelik mesafeyi 3 saatte alırsa, üç tren aynı mesafeyi kaç saatte alırdı?

OKULDAN KAÇMA
O yıllarda öğrenciler arasında, bir öğrenim yılında belli aralıklarla 29 gün okuldan kaçmak gibi bir gelenek yerleşmişti. Buna sülüs denirdi. 30 gün okula gelmeyen öğrencinin sülüsü dolmuş olurdu ve devamsızlıktan sınıfta kalırdı. Bu nedenle her öğrenci okuldan kaçtığı günlerin sayısını dikkatle not eder, sülüsünün dolmamasına büyük bir özen gösterirdi. Öğrencinin okuldan kaçması iki nedenle olurdu. Ya o gün yazılı veya sözlü sınav vardır; öğrenci, kötü not almak istemediği için okuldan kaçardı. Ya da artık 'İlkbahar' ayları gelmiştir, öğrenci sağda solda arkadaşları ile gezip-tozmak istemektedir. Okuldan kaçan öğrencilerin en büyük sorunu, o günlerin küçücük kentinde, anne-babaları ile bir tanıdığa rastlamaktır. Bu nedenle okuldan kaçıldığı zaman, kentin uzak yerlerindeki, kırlar, kahvehaneler, sıcak mevsimde plajlar kaçma yeri olarak seçilirdi. Öğrenci o gün kaçmayı, bir gün önceden kafasına koyduğu için, bütün gün kendisine yük olmasın diye, evden okula çıkarken elinde az bir kitapla çıkardı. Daha sonra bu kitap-defter bir kaya oyuğuna veya gizli bir 'zulaya' saklanır; akşamüzeri tekrar buradan alınarak, evdekilere okuldan geliyormuş izlenimi verilmeye çalışılırdı. O günlerin ünlü Öğretmeni ve Müdür Vekili; öğrenciler arasında 'Aslan Mahmut' lakabıyla tanınmış Mahmut Hisar'dı. Aslan Mahmut, yanına aldığı süngü takmış iki jandarma eri ile öğrencilerin okuldan kaçıp gittikleri kahvehanelere, sinema salonlarına, Antalya falezlerindeki gizli mağaralara, plajlara baskınlar düzenler, kaçak öğrencileri yakalayıp cezalandırmaya çalışırdı. O yıllarda öğrencilerden hemen hepsinin birer şiir defteri vardı. Herkes yazdığı veya hoşuna giden ünlü şairlerin şiirlerini bu deftere geçirir, çoğu zamanda yanında taşırdı. Edebiyata, özellikle şiire çok düşkün bir öğrenci kitlesi vardı o zamanlar.

ASLAN MAHMUT KİMDİR?
Antalya'nın Antalya Lisesi'nin Tarih Öğretmeni ve Müdür Vekili Mahmut Hisar, 1334 (1918) Gargara (Selanik) doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Antalya Lisesi'nde yaptı. Yüksek Öğretmen Okulu Tarih Bölümü'nü bitirdi. Molla Ahmet'in oğlu, Mahmut Hisar, bilgili, yürekli ve okuldan kaçan Antalya Lisesi talebelerinin korkulu rüyası idi. Antalya'da onu herkes 'Aslan Mahmut' olarak tanırdı. İlk öğretmenlik görevini Kayseri Lisesi'nde tarih öğretmeni olarak yaptı ve daha sonra da oradan Antalya'ya naklini yaptırdı. 1957 yılında Antalya Lisesi Müdür vekilliğine getirildi. Benim çocukluk yıllarımda görüp izlediğim, Aslan Mahmut'un en ilginç özelliği, her iki yanında süngü takmış iki silahlı jandarma ile Vatan Kahvesi, Kozaklı Kahve, Şarampol Kahvesi ile Borsa Kahvesi ve sinemalara yaptığı ani baskınlardı. Bu baskınlarda talebeler "Aaaa! Aslan Mahmut gelmiş! Şimdi yandık" diyerek sağa sola kaçışırlar, yakalananlar ise okul idaresine getirilir, cezalandırılırlardı. Ben bugün ne zaman Kemal Sunal'ın 'Hababam Sınıfı' filmini izlesem, filmdeki Kel Mahmut ile bizim 'Aslan Mahmut'u özleştirir, gözlerim nemlenir ve hafif bir gülümseme ile o günleri hatırlarım. 27 Mayıs 1960'tan sonra Aslan Mahmut, Demokrat Partili kabul edilerek eski görevinden alındı ve İnönü İlkokulu'nda yeni kurulan Merkez Ortaokulu Müdürlüğü'ne getirildi. Söylenenlere göre, aslında onun parti ile bir ilgisi yoktu ama Aslan Mahmut'a bürokratlar, bu görevde de rahat vermediler. Oradan da uzaklaştırıldıktan sonra, onurunun kırılmasına daha fazla dayanamadığı için çok genç yaşta 13 Aralık 1960 günü kalp sektesinden vefat etti.

LİONLU HOCA
Diğer taraftan ben kendisini tanımadım ama eski öğrencileri Fransa Lyon Üniversitesi mezunu, 1935-1958 yılları arasında Antalya Lisesi'nde coğrafya öğretmenliği yapan Lionlu Hoca'nın (Hüseyin Saraçoğlu) o tok sesi ile örnekli ders anlatışını bugün dahi dillerinden düşürmezler: "Çocuklar, dersimizin konusu rüzgarın oluşumu. Rüzgâr nasıl meydana gelir? Haaa! Bakın, bu sınıftaki odunları yakalım. Ne olur? Sınıf ısınır. Yan sınıfta da buzdolaplarını çalıştıralım. Ne olur? Oda soğur. Duvarda alttan bir delik delersek soğuk hava bizim odaya koşar. Aynı odada üstten bir delik delersek, sıcak hava yine öbür odaya koşar. Soğuk havanın o odadan bu odaya koşmasına, bu odadaki sıcak havanın öbür odaya koşmasına işte rüzgâr denir. Anladınız mı çocuklar?" Biz de bunlarla yatar, bunlarla kalkardık. Bu arada ilkbahar gelir. Sıcaklar başlar, bizde bir gevşeme başlar. Dışarıda kuşların ötüşüne, Kipronoz'dan tatlı bir rüzgârla gelen iyot kokusuna kaptırırdık kendimizi. Sınıfta sıkılır, okuldan kaçardık.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Antalya’da liseli yıllar ve Aslan Mahmut
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz