X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalyamız, sağlık turizminde de önde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

mız, turizminde de önde

  • Giriş Tarihi: 23.5.2016
Antalyamız, sağlık turizminde de önde
Antalyamız, sağlık turizminde de önde

Bugün , donanımlı hastaneler özel kuruluşları ile Türkiye’de ve hatta Avrupa’da bile söz sahibi durumundadır. Eskiden bunu hayal etmek bile mümkün değildi

"Türkiye gelişmiyor" deniyor. Şöyle bir çocukluk yıllarımı düşünüyorum da konusunda bile nereden nerelere gelmişiz. 1970'li yılların ortalarına kadar 'da iki hastane ile iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda doktor vardı ve bu sayı, o yıllarda kente yeter artardı bile. Çünkü o zamanlar pek doktora gidilmezdi. Herkes sağlığını atalarından gördüğü sağaltma metotları ile korumaya çalışırdı. Bugünlerde olduğu gibi, her başı ağrıyan doktora, sağlık kuruluşlarına koşmazdı. Şimdi bakıyorum da hastane sayısı arttı. Şifalı otlarla tedaviden son sistem cihazlarla tedaviye geçildi. Olanaklar arttı. Fakat bir o kadar da hasta sayısı arttı.

HASTANELER VE DOKTORLAR
'da sağlık işleri Osmanlılar zamanında, Antalya Belediyesi tarafından yürütülmekte idi. Yerel gazete haberlerine göre, belediyenin sağlık kadrosunda bir doktor, bir aşı memuru ve belediye eczanesine bakan bir eczacısı vardı. Bunların çalışmaları hakkında hiçbir kayıt tutulmadığı için, yeterli bir bilgi de yok. Ancak 1900 yılında Dizdarzade Rıza'nın Belediye Reisliği zamanında yaptırılan Antalya Gureba Hastanesi hakkında bilgiler daha açıktır. 20 yataklı olan bu ilk hastanenin ilaçları belediye eczanesinden, erzakı günlük olarak bakkallardan alınırdı. Ne uzman doktorlar, ne de mektepli hastabakıcı hemşireler vardı. Uzman doktorlar o zamanlar İstanbul'da bile az; Türk hastabakıcı hemşire ise hiç yoktu. Belediye doktorları aynı zamanda hastanedeki hastalara da bakıyorlardı. Kayıtlara göre, 1918 senesine kadar hastanede çalışan doktorlardan altısı Rum, ikisi Türk idi. 1918'den 1923'e kadar üç uzman Türk doktor hastaneyi idare etmişlerdi. 1923 Ocak ayında Vilayet Encümeni'nin aldığı bir kararla Antalya Gureba Hastanesi'nin adı Memleket Hastanesi olarak değiştirilmiştir. Bir yıl sonra 1924'te Antalya'da Himaye- i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurulmuş; yapılan seçim sonucu: Vali Sabri Bey, Maarif Müdürü Şahap Bey, Dr. Ferruh Niyazi, Antalya Gazetesi sahibi Emin Bey, Ziraat Müdürü Zühtü Bey, Lise Müdürü Zeki Bey, eski defterdarlardan Enver Bey, Antalya Lisesi muallimlerinden Muzaffer, Polis Müdürü Nuri ve Muallim Suat Salih beyler yönetim kurulunda görev almışlardı. Antalya, Cumhuriyet'ten sonra 1935 yılına kadar Antalya Memleket Hastanesi, Türk doktorları ve bir eczacı tarafından idare edilmiş; 1935'te yatak sayısı 30'a çıkarılarak, bir de doğum ve kadın hastalıkları bölümü eklenmiştir.

KARANTİNA BİNASI
Memleket Hastanesi'nden başka İskele'de, daha düne (1980) kadar binası duran; yabancıların kurduğu Sahil Sıhhiye (Sağlık) Merkezi de vardı. Memurlarının hemen tümü yabancı ve yazışmaları Fransızca olan bu merkeze, eskiden Antalyalılar 'Karantina' derlerdi. Bu yer, Cumhuriyet kurulduktan sonra Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti'ne bağlanarak Hudut ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü emrine verilmiş, memurları tamamen Türk ve yazışmaları Türkçe olmuştu. Böylece yurdumuzun üzerinden sağlıkla ilgili kapitülasyon da kalkmıştı. Bu bina 1980 yılında Kaleiçi restorasyonu sırasında yıktırılmıştır.1923-1933 yılları arasında bir doktor, bir sağlık memuru, bir hademe ile kentin sağlık işleri yürütülmüş; yapılan işler hakkında kayıtlar tutulmaya başlanmıştır. 1933'ten itibaren de Belediye'de poliklinik ve 50 yataklı yemekli bir dispanser kurulmuştur. Ayrıca 1937 yılında belediye tarafından sağlığa uygun bir mezbaha ve bir soğuk hava deposu yaptırılmıştır. Yine bu yıl içinde kent içindeki mezarlıklar kaldırılarak kent dışında Andızlı mezarlıkta toplanmıştır.

SITMA YAYGINDI
Antalya ve yöresinde nüfus artışını engelleyen nedenlerin başında yüzyıllar boyu süren savaşlardan çok, hastalığının etkisi büyük olmuştur. Antalya, eskiden sıtmanın çok olduğu bir bölgeydi. Yapılan bir incelemeye göre Antalya'nın Finike ve Elmalı ilçelerine bağlı köylerde sıtmalı oranı yüzde 60-70 arasındaydı ve ölüm oranı, doğum oranından yüksekti:

YIL DOĞUM ÖLÜM
1920 1.299 2.597
1921 1.056 2.684
Cumhuriyet döneminde bütün yurtta olduğu gibi Antalya'da da amansız bir sıtma savaşına girişilmiş, 1931-1941 arasında 8 bin hektar bataklık kurutulmuş, 120 bin kurutucu kanal açılmış, geniş ölçüde tedavi önlemlerine başvurulmuş ve sonunda sıtmanın kökü kazınmıştır (1968'de bütün ilde bir tek sıtma olayı görüldü). Sıtma savaşına paralel olarak verem, frengi, cüzzam ve diğer bulaşıcı hastalıklara karşı da sürekli savaş yapılmıştır. Tarlalarda sulu çeltik tarımı yapıldığından Antalya ve çevresi akşam saatlerinden itibaren sivrisineklerin istilası altında idi. Her evde, sivrisinekten korunmak için, yatılan odalara ince tülden cibinlik kurulur; herkes onun içinde uyurdu. Sivrisinekler iğnelerini cibinlik bezinden bile geçirirdi. Anlatılanlara göre; Antalya'ya tayin olan bir adam bir hafta evinde ağlarmış. Sonunda trene biner Burdur'a gelir ve orada "Cehenneme beş banknot!" diyerek seslenen Antalya otobüslerinin muavinleri ile karşılaşırmış. 'Sıtmalık' diye herkes o zamanlar Antalya'dan kaçıyordu. Ben okula giderken öğretmenler derse başlamadan önce, bize sıtma hastalığını önleyici kinin denilen haplar verirlerdi. 1950'lerde Elmalılı Sıtma Mücadele Reisi Ferruh Niyazi Ayoğlu ile Dr. Münir Soykam büyük bir çalışmayla Antalya'daki bu felaketi önledi. Yalnız Antalyalıların sıtma hastalığına karşı sanki bağışıklıkları vardı. Yabancılar için eskiden Antalya'da sıtmaya yakalanmak, ölüm demekti. Antalya'ya gelen yabancı araştırmacıların birkaçının sıtmaya yakalanıp öldüklerine seyyah kitaplarında rastladım. Yine 1913 yılında, Balkanlar'dan göçmen olarak gelen ve Antalya'da Serik- Boğazak mevkiine yerleştirilen Adakaleliler'in büyük bir bölümünün, sıtmaya yakalanarak iki sene gibi kısa bir zaman içinde nasıl kaybolup gittiklerinin öyküleri, Antalyalılar tarafından bugüne dek aktarılarak gelmiştir.


Eskiden doktorların muayenehanesi yoktu. Doktorlar hastalarını eczanenin bir köşesinde kontrol eder; eczacı da ilaçlarını hazırlardı. 1921 yılına ait Antalya'da "Türk Eczanesi"nin tabelasında şu satırlar yer alıyor: "Muhayenai- Tıbb-i Bakteriliog (Bevliye) Dr. Emin Salih: Frengi – Belsoğukluğu – Çocuk Hastalıkları – Basur yolları. Dr. Galip Avni: İç Hastalıkları – Frengi – Belsoğukluğu mütehassısı. Cuma günlerinden maada (haricinde) her gün eczanemizde hasta kabul ettiklerini bildirir."