X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İlkokul yılları nostaljisi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İlkokul yılları nostaljisi

  • Giriş Tarihi: 25.7.2016
İlkokul yılları nostaljisi
İlkokul yılları nostaljisi

Geçen hafta biraz ilkokul yıllarımızdaki anılarımı yazmıştım. Bugün o günleri anlatmaya devam ediyorum. Bugünkü çocuklar çok şanslı. Önlerinde bilgisayarları, ellerinde tabletleri ve akıllı telefonları hiç -kağıt kullanmadan istedikleri bilgiye ulaşabiliyorlar. Ödevlerini 'kopyala-yapıştır'la tamamlayıp öğretmenlerine sunabiliyorlar. Düşünün; yeni bir defter alamaya bütçemiz yetişmediğinden deftere önceden yazdıklarımızı siler; aynı yere yeni ödevimizi yazardık.

KURŞUN KALEMLERİMİZ
Bu yıllar, aynı da kurşunkalemlerin bir arpa boyu kalana kadar kullanıldığı yıllardı. Deftere başlıklar kırmızı kalemle yazılırdı. Ülkede kurşunkalem fabrikası olmadığı için fiyatı pahalı da, olsa 'Faber' marka kalem ithal edilirdi. Bir de sert uçlu 'sabit' adı verilen kalemler vardı. Silgiyle silinse de çıkmaz, samanlı deftere yazarken sayfaları delerdi. Bu kalemler okullarda aslında yasaktı. Çünkü bu kalem fersiz yazardı. Kalemin ucu ağza götürülüp ıslatıldığı zaman ferli yazardı. Bu kalemle yazılan yazılar hiçbir zaman silinmediği için o zamanlar tükenmez kalem yerine geçerdi. Postacılar taahhütlü mektupları adreslere teslim ederken, zorunlu olarak bu kalemlerle imza attırırlardı. Bir de paket postanesine verilecek koliler bez torbaya konduktan sonra üzeri yazı çıkmasın, silinmesin diye zorunlu olarak bu sabit kalemle tükürüklenerek yazılırdı. Fakat bu ıslatma sırasında kalemin ucu dudaklara sabit renk bulaştırır, dudakları morlaştırırdı. Küçülüp küçülüp de boyları 3-4 santimetre kalmış kurşun kalemlerin boyu ve ömrü ise arkasına takılan kargı parçacıkları ile uzatılırdı. Bir de 'Güzel Yazı Yazma' dersinde kullanılan mürekkep hokkaları ile divit denilen uçlarına uç geçirilen bir yazı aracı vardı.

TÜKENMEZ KALEM
Tükenmez kalem 1951-52 yıllarında icat olunmuştu. O devirde bu icat dünyanın yeni bir harikası sayıldı. Ne var ki tükenmezkalem, öğretmenler tarafından yasaklanmıştı. Mürekkeple yazılacak bir ödev varsa, o da ancak dolmakalem, yoksa divitle yazılması gerekirdi. Defterler düz samanlı sarı kağıttan olmalıydı. Samanlı kağıttan yapılan sarı defterler ucuz oldukları için bütün öğretmenler muhakkak bu sarı defter kullanılmasını isterlerdi. Çizgili veya çizgisiz defter alan çocuklar, diğerlerine kötü örnek olduğu için hemen evlerine gönderilerek cezalandırılırdı. Çünkü 'tutumluluk' o yılların bir ilkesi idi adeta. Yurt ancak böyle kalkınabilirdi. Bize böyle öğretilmişti. Sayfaya düz yazı yazamayan çocuklar, bu sayfaların altına çizgili kağıt koyarlardı. Kareli ince beyaz bir defter, ancak "Güzel Yazı Yazma" dersinde kullanılırdı. Defterden yaprak koparılması kesinlikle yasaktı.

TIRNAK KONTROLÜ
Okullarda pazartesi sabahları tırnak, bit ve mendil kontrolüne ayrılmıştı. Öğretmen "Mendillerinizi çıkarın, tırnak kontrolü yapacağım" deyince, temiz mendil sıraya, iki el de avuçları yere bakacak şekilde bu mendilin üzerine konurdu. Öğretmen sıraların arasında dolaşıp tırnakların kesik ve temiz olup olmadığına bakardı. Eskiden bir de 'Yerli Mallar Haftası' vardı. Yurdumuzda üretilen sanayi ya da herkesin bahçesinde yetişen meyvelerden getirmemiz istenir, bunlar bir araya toplanıp konuşmalar yapılır ve sonra hep birlikte yenirdi. Dumlupınar İlkokulu'nun bodrum katında bizlere Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait siyah beyaz filmler gösterilir, piyesler bu salonda sahnelenirdi. Bir de genel Sağlık Taramaları ve meşhur aşı günleri. Öğretmenimiz her haftanın ilk günü eğitim sezonu başında abone olduğumuz ünite dergilerimizi dağıtırdı. Biz hemen arka sayfayı açar, Nasrettin Hoca fıkralarını okurduk. Öğretmenimiz her ay bir resim yaptırırdı. Kuru kalem veya suluboya ile boyadığımız bu resimlere saatler harcardık. Çünkü yaptığımız resim güzel olursa, o ay için sınıfın duvarına asılır; biz de bundan çok gururlanır, gizli gizli caka satardık.

OKULDA AŞI GÜNLERİ
Yılda birkaç kez de okulda aşı günü olurdu. Bundan daha önce her nasılsa hiç haberimiz olmazdı. Bu çocuklardan gizli tutulurdu herhalde? Zaten bilsek o gün, kim okula gelmeyi göze alırdı acaba? Uffff... Nasıl da acırdı!... Korkudan tirtir titrerdik. Öğrenciler, iğnecinin önünde tek sıra dizilirlerdi. Bazılarımız arkadaşlarına nasıl cesur olduğunu göstermek için, mağrur bir eda ile hemen sıranın önüne geçer, aşısını olurdu. Sıradayken korkuyu yenmek için, birbirimize "sinek ısırığı gibi" derdik ama, söylediğimize biz de inanmazdık. Okulun hademeleri kolumuzu omuz başımıza kadar sıvarlar; sonra da kaçmayalım diye bizi sıkı sıkı tutarlardı. Biz gözlerimizi yumar, bu azabın bir an önce bitmesini beklerdik. Fakat aşıdan sonrası bizim için büyük bir keyif olurdu. Çünkü aşıdan sonra bir gün istirahat verilirdi. Biz de kolumuz annemizin yaşmağı ile boynumuza asılı, bu boş vakti sokakta oyun oynayarak geçirirdik. Oynarken birisi kolumuza dokunsa, çok acımışçasına yaygarayı basardık. O zamanlar, bir de Marshall Yardımı olan süt saatimiz vardı okulda. Zannederim ilk derste olacak, ellerinde kaynatılmış süt tenceresi ve bisküvilerle okulun hademeleri sınıfa girerdi. Önce bayan hademe bisküvilerimizi dağıtır; cebimizden çıkarıp hazır tuttuğumuz bardağımıza erkek hademenin süt koymasını beklerdik. Aslında süt değildi içtiğimiz. Süt tozuydu. Ama olsun... Evde annemizin bize zorla içiremediği hakiki süt yerine, sınıfta süt tozunu büyük bir neşe içinde içerdik. Bizler 65 yıl önce böyle bir öğrencilik yılları yaşadık. Anlatılacak daha o kadar çok detay ve anı var ki... Anlat anlat bitmez. Artık bir başka sefere.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.