X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Anıtkabir tutkunu sefire
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Anıtkabir tutkunu sefire

  • Giriş Tarihi: 10.3.2013

Ne zaman bir misafiri gelse onları ilk önce Anıtkabir'e götürdüğünü anlatan Danimarka Sefiresi Susanne Madsen, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne de 'Orada yaşayabilirim' diyecek kadar hayran

BAŞLARKEN...
Çankaya ve Or-An'da konuşlanmış mimarileri farklı bazı binaların önlerinden geçerken kimimiz ayağımızı yerden yükseltip demirlerle örgülü bahçelerinden başını uzatır ve içeride ne olduğunu görmeye çalışır, kimimiz 'Burası onların toprakları' sözünü hatırlayıp istifini bozmadan yürür, kimimiz 'İçeride nasıl bir bina var, nasıl yaşıyorlar' diye merak eder, kimimiz 'En güzel yerdeler' der, imrenir… Ankara'da yaşıyorsanız büyükelçilik binalarının önünden hayatınız boyunca pek çok kez geçmişsiniz demektir… Korunaklı yapıları, farklı kültürleri yansıtışlarıyla bu binalar ve içinde yaşayanlar daima merak konusudur. Her hafta yayınlanacak bu köşede ise bu yapıların 'baş taçlarının', büyükelçi eşlerinin Başkent'teki yaşamları yer alacak. Türkiye ve Ankara ile ilgili düşündükleri, sosyal hayatları, kendi ülkelerine özgü gelenek ve görenekleri, yerel kıyafetleri ve mutfak kültürleri, burada öğrendikleri, sorularımla yanıt bulacak. Dilerim, o hep merak edilen binaların içindeki yaşamı ve insanları, en renkli haliyle burada okursunuz… S.U.Ç.

Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün çaprazında kalan Danimarka Büyükelçiliği rezidansından içeri girdiğimizde 'lacivert sakinlik' karşılıyor bizi ve neşeli tavrıyla karşımızda Büyükelçi Ruban Madsen'in eşi Susanne Madsen. Fotoğraf sanatçısı arkadaşım Deran Atabey ve tercüman arkadaşım Didem Akalınlar ile gözlerimiz bulunduğumuz mekanı inceliyor. Sohbete Sefire Madsen'in rezidansın dizaynında yaptığı değişiklikleri anlatmasıyla başlıyoruz. Renklerin uyumundan söz ediyoruz. Duvarlarda laciverde yakın mavi, koltuklarda turuncular hakim. Madsen, 'mavi'nin daha fazla olması istediğini söylüyor. O'na göre 'mavi her şeyi daha fazla gösteriyor.' Kendi profesyonel işini "Paslanmış bir siyaset bilimciyim" diye özetleyen Madsen'in ikiz erkek ve bir kız çocuğu var. Oğullarından biri banka yatırımcısı diğeri banka müdürü. Kızı ise soprano olmak için çalışıyor. Hepsi farklı ülkede. Eşi ve kendisi ise 1 yıl önce gelmiş Türkiye'ye. Türkiye'ye adım attıklarında dikkatini çeken ilk şey yollar olmuş. 'Altyapınız vavvv!' diyerek hayranlığını dile getiriyor ve ekliyor: "Türkiye'de araba kullanmaya başladığımda şoke oldum. Bazı ülkelerle karşılaştırdığımda altyapınızı gerçekten çok beğendim. Altyapı, bir ülkeyi geliştirmenin ilk yollarından. Çünkü yollarınız iyi olursa insanları eğitim için başka yerlere de gönderebilirsiniz." Ankara'ya gelince… ABD'nin başkenti Washington'a benzetiyor ve çok temiz buluyor. Sağlık sistemine hayran. En etkilendiği mekan ise Anıtkabir… Misafirlerini ilk önce oraya götürdüğünü söylüyor ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi için "O müzeyi orada yaşayabilecek kadar çok seviyorum" diyor. Sıcakkanlı ve misafirperver olan Madsen'in Türkiye, Ankara ile ilgili görüşleri ve merak ettiğim daha pek çok şey sorularımda yanıt buluyor…
Yemeklerden konu açılıyor ve Danimarka'da ünlü olan bir tür sandviç 'smorebrod'un çok sevildiğini ve tüketildiğini anlatıyor Madsen. 'Mutfaktan devam edelim' diyorum. Türk yemeklerini yapıyor musunuz? En sevdiğiniz lezzet nedir?
Genel olarak en fazla sevdiğim şey tüm sebzeler. Sebzeleri yapış ve yeme tarzınızı kesinlikle çok beğeniyorum. Peynirleriniz çok güzel.
İtalya'ya rakip miyiz?
Evet kesinlikle. Özellikle keçi peyniri çok güzel. Eğer Türk mutfağını İtalyan mutfağı ile karşılaştırırsanız Türk mutfağı daha rustik.
Danimarka ile burayı karşılaştırdığınızda benzerlikler var mı?
Büyükbabam 80 sene önce avlanmaya çıkıyordu. Çiftçilik yapan, tarımla uğraşan ülkelerde genellikle etlerin kullanımı birbirine benziyor.
Et yemeklerinden sevdikleriniz var mı?
Kebabı çok ama çok seviyorum. Onu yediğim zaman cennete çıkıyorum. '
trafikte stres oluyorum'
Türkçe ile aranız nasıl öğreniyor musunuz?

58 yaşıma basıyorum. Yaşlı bir kadın olmaya başladım (gülüyor). Farklı ülkelerde yaşadım. Tanzanya, Norveç, ABD, Sırbistan'da bulunduk. Bir yıldır burada olmama rağmen Türkçe'yi iyi konuşamıyorum. 40 saat ders aldım, devam etmeye çalışıyorum. Türkçe'nin telaffuzu zor. Şu an için dilin melodisini yakalamaya başladım ve aslında sevdim. Aslında bir dili sevdiğiniz ve insanlarla buluştuğunuz zaman hoşunuza gidiyor. Türk insanları çok misafirperver, arkadaş canlısı, pozitif ve yardımsever. Gülümsemeyi gerçekten biliyorsunuz. Belki trafik dışında.
İstanbul'u gördünüz mü bilmiyorum ama Ankara'da trafik nasıl sizce?
İstanbul ile Ankara çok farklı. Orada çok fazla trafik var ama insanlar daha yavaş. Ankara'da ise hızlıca ilerliyorlar. Trafikte stres oluyorum. Bence hızla ilgili bir şey yapmamız gerekiyor. Danimarka'da insanlar hızlı sürmüyor ve polisler çok sıkı. Orada hız oranı 50. İnsanlar buna uyuyor. Eşim Türk gibi sürmeye başladı. İzmir'e gittiğimizde oradakilerin rahatlığını gördük. Ankara Washington'a benziyor. Ankara'yı çok seviyorum. Aslında daha fazla şehir gezmek istiyorum.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.