5 günlük hava durumu
11 Şubat 2012, Cumartesi

Sarışın bomba, Shakespeare aktörüne karşı

İlişkili haberler
Sarışın bomba, Shakespeare aktörüne karşı
ABD'nin faşizan geçmişinden...
İçimizdeki düşmana karşı
Böylesine yavaşını görmemiştik!..
Son günlerde sinemanın geçmişi üzerine 'sinefil filmleri' çoğaldı. Ama görünürde çok daha mütevazı olmasına karşın, bu filmi özellikle sevdiğimi söyleyebilirim. Çünkü öbürlerinin tersine, bizlere hatırladığımız bir filmin yapılışını ve neredeyse taptığımız bir avuç ölümsüz starın öyküsünü anlatıyor. Daha ne istenir? Ülkesinde tanınmış bir TV yönetmeni olup ilk kez sinemayı deneyen İngiliz sanatçı Simon Curtis, filmini olayı bizzat yaşayan Colin Clark'ın anıları üzerine kurmuş. Böylece bir kez daha ortaya çıkıyor: Yaşanan ve yazılan şeyler çok önemlidir ve asıl tarihi onlar yapar. Keşke herkes daha çok anı yazsaydı...

OLAĞANÜSTÜ BİR ÇEKİM SERÜVENİ
Zengin aile çocuğu Colin Clark, sinemaya büyük ilgi duymaktadır. Ama herhangi bir yeteneği olmadığı için, yapım görevlisi olarak çalışmak ister. Kader, onu 1956'ların Londrası'nda, Sir Laurence Olivier'nin Terence Rattigan'ın Uyuyan Prens oyunundan uyarladığı filmin setine yollar. Önce üçüncü asistan, sonra da şöhretinin zirvesindeki Marilyn Monroe'nun sırdaşı, hatta belki sevgilisi olarak... Olağanüstü bir çekim serüveni yaşanır. Colin'in yıllar sonra bir kitaba dökeceği... Bu müthiş bir karşılaşmadır. Marilyn kendi kendini tüketmeye başlamıştır; kompleksleri ve kaprisleri çekimleri engellemektedir. Hele Olivier gibi İngiliz sineması ve özellikle tiyatrosunun bir efsanesiyle çalışmak, onun egosunu sürekli hissetmek kolay değildir. Yanıbaşındaki 'oyun koçu', Method denen oyun yönteminin kurucusu Lee Strasberg'in karısı Paula Strasberg, onun tek sığınağıdır. Filmin ustalığı, Marilyn'le birlikte bu trajikomik hikayenin tüm aktörlerinin de içyüzünü deşmesi ve zaaflarını ortaya dökmesi. Olivier de büyük ününe rağmen kompleks içindedir: Geçmişte edindiği starlık payesi sarsılmaktadır. Eşi, ünlü oyuncu Vivien Leigh, tam bir yaşlılık krizine girmiştir ve Marilyn'i ölesiye kıskanmaktadır. Marilyn'in kocası Arthur Miller, evliliklerinin onun yazarlığını öldürdüğünü düşünürken, menajeri Milton da becerikli ve yardımsever Colin'e takmıştır. Film, bu egolar çatışmasını her gerçek sinemaseverin yüreğini çarptıracak bir yoğunlukla veriyor. 'Star olmak isteyen bir büyük oyuncuyla, iyi oyuncu olmak isteyen bir starın kapışması' bu. Olayları içerden yaşamış ve Marilyn'e aşık bir genç çocuğun o büyük tutkusunu da içtenlikle yansıtan... Ve sonradan adı The Prince and the Showgirl olan bir filmin öyküsüne, sinemanı tüm büyüsünü sığdırmayı başaran... Ayrıca dönemin şarkılarının katkısıyla yakalanan 1950'ler atmosferi de etkileyici. Kenneth Branagh'ın Olivier, Julia Ormond'un Vivien Leigh, Judi Dench'in Dame Sybil Thorndike kompoziyonları övgü ötesi. Ama beni en çok Michelle Williams şaşırttı. Marilyn'e benzemediği halde onu, ruhunu ve havasını böylesine yakalayabilmesi, bir küçük mucize...

MARILYN İLE BİR HAFTA ****
(My Week with Marilyn)/ Yönetmen: Simon Curtis/ Senaryo: Adrien Hodges, Colin Clark/ Görüntü: Ben Smithard/ Müzik: Conrad Pope/ Oyuncular: Michelle Williams, Kenneth Branagh, Eddie Redmayne, Julia Ormond, Judi Dench, Pip Torrens, Emma Watson, Dougray Scott, Dominic Cooper, Zoe Wanamaker/ İngiliz filmi

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
İstanbul'un yeni savaş alanı: Taksim (4.2.2012)
Küçük adam... Ve yiğit bir Fransız (28.1.2012)
Emek, Beyoğlulu olmak ve son gelişmeler (21.1.2012)
Emek ne olacak? (14.1.2012)
Bir kez daha elveda TRT (7.1.2012)
Sarkozy gidici, dostluk kalıcı (31.12.2011)
İzmir Musevilerine tescil müjdesi (24.12.2011)
Emek, sonuna dek Emek! (17.12.2011)
Emek yoksa ben de yokum! (10.12.2011)
Aydınlanmanın öncüsü Tanilli Hoca'yı kaybettik (3.12.2011)
ARŞİV