X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Anarşizmin kitabını yazdı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Anarşizmin kitabını yazdı

  • Giriş Tarihi: 19.1.2013

Gazeteci Barış Soydan, Türkiye'de Anarşizm/Yüz Yıllık Gecikme adlı kitabı için 30'a yakın isimle görüştü. Anarşizmin Türkiye'ye gelişini, bir düşünce hareketi olarak gelişimini, diğer siyasi ekollerle ilişkisini tartıştı

Barış Soydan, SABAH gazetesinin yazı işleri müdürlerinden biri. Bir zamanlar, bu yazının yayımlandığı hafta sonu eklerinde 'etik' hakkında köşe yazardı. Yapılan işlere kılıf uydurmaya çalışmayan, işin esasını sorgulayan ve evrensel nitelik taşıyan yazılardı. Geçtiğimiz hafta Soydan'ın bir kitabı yayımlandı. İletişim Yayınları'nın bastığı kitabın adı Türkiye'de Anarşizm. Hassas bir konu, çünkü ülkemizde anarşist kelimesinin sözlük anlamı bilinmez ve çoğunlukla terörizmle aynı şey zannedilir. Soydan'ın kitabı bu yanlış algıyı giderecek cinsten. Dünyada ve ülkemizde giderek daha çok kafa kurcalayıcı ve ilgi çekici hale gelen anarşizmin Türkiye'ye gelişini ve buradaki gelişimini ele alması bakımından, alanında bir ilk. Kitabın alt başlığı ve aynı zamanda girişte yazarın kendisi tarafından yazılan makalenin adı: Yüz Yıllık Gecikme. Yazarın kendisi, dedik çünkü bu kitap aslında son derece titiz bir gazetecilik ve röportaj çalışması. Soydan, 30'a yakın isimle görüşmüş, onları sorgulamış ve söylediklerini nehir söyleşi tadında okuyucuya aktarmış. Övgü ya da sövgü değil tespitler içeriyor. Üstelik bu tespitlerin çoğu anarşist hareketin içerisinde yer alanlar ya da bu hareketi inceleyenler tarafından yapılmış.

LİBERALİZM TÜRKİYE'DE NEDEN KÖK SALAMADIYSA ANARŞİZM DE AYNI NEDENLERLE KÖK SALAMADI
- Nereden çıktı Türkiye'de anarşizm meselesini kurcalamak?
-
Sosyalizm ve liberalizmin kardeşi kabul edilen ve dünyada neredeyse 200 yıllık tarihi bulunan anarşizmin izine Türkiye'de 1986'ya kadar rastlanmamış olması bana hep garip gelmiştir. Elbette, bu konuya durduk yerde takılmış değilim. Türkiye tarihinin ilk anarşist dergisi Kara, radikal fikir akımlarını yakından takip etmeye başladığım öğrencilik yıllarımda yayınlanmıştı ve yayıncılarından biri yakın arkadaşımdı. Kara, pozitivizmi, bilim mitosunu, kalkınma mitini, sanayileşme politikalarını temelden eleştirmiş, anti-militarizmi, vicdani reddi, ekolojiyi ve hatta LGBT'yi (lezbiyen, gay, biseksüel, transgender) Türkiye'de ilk kez tartışmaya açmıştı. O güne dek Türkiye'de işitilmemiş şeyler söylediği için de, sosyalist gruplardan İslami çevrelere kadar geniş bir yelpaze tarafından büyük bir ilgiyle okunmuştu.

- Bu anlamda Kara bir ilk ve özgün bir dergiydi sanırım.
- Kara'nın, özgürlükçü fikirlerin Batı'da ortaya çıktığı 1968 ruhunun gecikmiş bir yansıması olduğu da söylenebilir. Ama işte ortada garip bir gecikme vardı. 19. yüzyıl sonunda Mısır, Kore gibi yerlerde bile etkili olmuş olan anarşizm, Türkiye'de ancak 1986'da arzıendam etmişti. İkincisi, 1968'de Batı'da ortaya çıkan ekoloji, LGBT gibi yeni toplumsal hareketler ve bu arada anti-militarizm de Türkiye'ye gecikmeli gelmişti. Düşünce tarihimizin bu ilginç olgusunu araştırdım...

AYDINLARIN DEVLET TUTKUSU
- Neden böyle 100 yıllık bir gecikme oldu sizce?
- Birkaç nedeni var gibi görünüyor. Ana neden, aydınların devlet tutkusu. Bunun da çeşitli nedenleri var. Birinci neden 'tamamen duygusal.' Muhalif kimliğe sahip aydınların birçoğu Osmanlı'da ya memurdu ya da Saray'dan para alıyordu. Kitapta yer alan röportajlarda vurgulandığı gibi, 2. Abdülhamid'e muhalefet edenler bile 2. Abdülhamid tarafından finanse edilmişti. Hatta tarihçi Mehmet Ö. Alkan'ın kitapta vurguladığı gibi sırf devletten mali yardım almak için kurulan muhalif örgütler bile vardı. Buna karşılık, anarşizm, devletsiz bir toplum öngörür. Diğer yandan 19. yüzyıl sonunda, Osmanlı'da Müslüman aydınlar için asıl soru, imparatorluğun çöküşten nasıl kurtarılacağıydı. En kestirme yol, tepeden inmeci modernleşme programıydı. Bunun temel aracı da devletti. Anarşist felsefe, bununla da uyumsuzdu. Türkiye'de zaten sadece anarşizm değil, liberalizm de etkisiz kalmıştır. Liberalizm de, evrensel tanımında tıpkı anarşizm gibi devlete mesafelidir. Liberalizm Türkiye'de neden kök salamadıysa, anarşizmin de benzeri nedenlerle kök salamadığı söylenebilir. Anarşizmin gecikmesinde çok önemli bir başka neden de, 1917 Devrimi sonrasında Bolşevizm'in tüm dünyada resmi sol haline gelmesiydi.

- Peki, anarşizm Türkiye'ye gelmek zorunda mıydı? Batı'da olan her şey buraya da gelmek zorunda mı?
- Güzel bir soru. Düşünce tarihimizde yerliliğe önem veren bir tavrın, bu argümanı sık sık dile getirdiğini biliyorum. Ama bir de şöyle düşünün: Sosyalizm Türkiye'de çok erken bir tarihte, Osmanlı'nın son döneminde ortaya çıkmıştı. Peki onun kardeşi olarak değerlendirilebilecek anarşizm neden gecikti? Aynı şey, 68'de Batı'da ortaya çıkan ekoloji, LGBT gibi hareketler için de söylenebilir. Yeşiller gibi akımlar üzerinden Avrupa siyasetini yeniden şekillendiren ekoloji düşüncesinin Türkiye için lüks olduğu söylenebilir mi? Hem unutmayın ki, bazı şeyler zamandan ve mekandan bağımsız, etik tercihlerdir. Et yemeyi reddeden veganizm, etik bir seçimdir. Vegan düşüncenin tarihimizde bir yerinin bulunmadığını söylemek, o tercihte bulunanlar için ne anlam ifade eder ki? Aynı şey feminizm için de söylenebilir.

TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA TEK BİR ANARŞİZM YOK, ANARŞİZMLER VAR
- Görüştüğünüz anarşistler arasında anarşizmin ne olduğu konusunda bir görüş birliği var mıydı?
- Hayır yok. Ama biliyorsunuz, başka düşünce akımlarının aksine anarşizm çok sesliliği doğal addeder. Kendi söyleyişleriyle, anarşizm diye bir şey yoktur, anarşizmler vardır.

- Günümüzde Türkiye'deki anarşist örgütlenmelerden bahsediyoruz. Yani otoriteler, kişiler ve kurumlar... Bu durum anarşist düşüncenin doğasına ters değil mi?
- Evet, ters. Kitap zaten, otoritesiz, doğrudan demokrasinin işlediği yatay organizmaları Türkiye'de kurmanın ne kadar güç olduğunun örnekleriyle dolu. Anarşistlerin bile, Türkiye'nin mevcut otoriter kültüründen sıyrılamadığı görülüyor.

- Anarşizmin Türkiye'deki geleceğini nasıl görüyorsunuz?
- Türkiye'de anarşistler bana kalırsa vicdani ret, ekoloji, LGBT ve hayvan özgürlüğü gibi alanlarda öncü rolü oynamayı sürdürecekler. Genel siyaseti etkilemeleri güç ama yeni fikirleri izlemek için anarşistlere bakmak gerekecek. Sovyetler Birliği'nin çöküşü sonrasında dünyada anarşizme karşı ilgi yeniden canlandı. Anarşistler 100 yıl önceden, sosyalist devletlerin diktatörlüğe dönüşeceğini görmüşlerdi. Ünlü tarihçi Benedict Anderson, son yazılarından birinde anarşizm ile Marksizm'in rekabetini kaplumbağa ile tavşanın yarışına benzetiyor. Masaldaki tavşan fırlayıp gitmişti ama yarışı kaplumbağa kazanmıştı, biliyorsunuz. Anarşizm kaplumbağanın yaptığını yapıp, sosyalizmi geçer mi? Bence zor ama belli de olmaz. Zaman gösterecek.

RADİKAL DEMOKRASİYİ SAVUNDULAR
- Anarşizmin Türkiye'deki baskın ideolojilerle, özellikle Marksizm'le, ilişkisi nasıl oldu? Bu ilişkiler anarşizmin gelişmesine katkı mı sağladı, zarar mı verdi sizce?
- Türkiye'nin ilk anarşistleri eski Marksistlerdi. O dönemde anarşistlerin, Marksizm'de yaşadıkları hayal kırıklığı sonrasında anarşizme yöneldiği söylenebilir. Kitapta yer alan röportajlarda görüldüğü gibi, bu olgu daha sonraki anarşistler tarafından eleştiri konusu yapıldı. Anarşizmin, mücadeleden kaçmak isteyen insanlar için sığınak işlevi gördüğü öne sürüldü... Anarşizmin İslamcılıkla ilişkisi ise hayli yeni. Bazı yazarlar, dünyada yapılan çalışmaları izleyerek, İslam ile anarşizm arasında bağ kuruyorlar. Bunların bir kısmı, son dönemin en ilginç düşünürleri arasında yer alan Müslüman Amerikalı Hakim Bey'den ilham alıyor...

- Benzer bir soruyu 'vicdani ret' ile ilgili olarak da sorayım. Anarşizmin vicdani ret tartışmasıyla ya da ne bileyim eşcinsel hakları hareketiyle yapışık hale gelmesi bir düşünce akımı olarak sınır ve derinliğini kısıtlamadı mı?
- Evet haklısınız, kısıtladı. Zaten kitapta yer alan röportajlarda da, anarşistler bu sıkıntıyı dile getiriyorlar. Biliyorsunuz, anarşizm, Türkiye'de vicdani ret hareketinin doğumunda öncü rolü oynamıştı. İlk vicdani retçiler de zaten anarşistti. Biraz ileri gitmek pahasına, ilk anarşistlerin Türkiye'de anti-militarizmin babaları veya haydi cinsiyetçi söylemden kaçınalım, anne-babaları olduğu söylenebilir. Aynı şey eşcinsel hareketi için de geçerli. Ama başka bir açıdan bakıldığında, bunlar anarşist değil, radikal demokrat taleplerdi. Bu da Türkiye tarihinin bir cilvesi. Ortada vicdani reddi, ekolojiyi, eşcinsel haklarını sahiplenecek Batılı anlamda liberal demokratlar olmadığı için, bu hakları savunmak çok uzun bir süre boyunca anarşistlere düştü.

2. ABDÜLHAMİD SUİKASTİNDE ANARŞİSTLER
- Gayrimüslim unsurlar dediğiniz için sorayım. Sultan 2. Abdülhamid'e düzenlenen meşhur Yıldız Suikastı'nın Ermeni ayrılıkçı hareketinin güdümündeki bir anarşist örgüt tarafından yapıldığı ve bu örgütün uluslar arası bağlantıları tartışılmıştı yakında.
- Evet, ana hatlarıyla biliyorum elbette bu konuyu. Unutmamalı ki, o dönemde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de anarşizm çeşitli gayrimüslim topluluklar arasında milliyetçilikle karışık biçimde yayılmıştı. Bu arada anarşizmin bir kolu, Avrupa'da şiddet eylemlerinin peşinden koşuyordu. Fakat anarşizmi şiddet eylemlerine indirgemek, sosyalizmin ya da milliyetçiliğin tarihini şiddet eylemlerinden ibaret saymak kadar haksız bir yaklaşım olur. Evet, şiddet peşinde koşan anarşistler vardı ve bunların bir kısmı ülkeden ülkeye geziyorlardı ama aynı dönemde anarkosendikalizm, bireyci anarşizm gibi daha güçlü başka kollar da vardı.