X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir çaylağın Dilber Ay gecesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir çaylağın Dilber Ay gecesi

  • Giriş Tarihi: 19.1.2013

Sahnede ten rengi naylon çorapla yalınayaktı. "Ben İstanbul'da ilk defa sahneliyorum, daha da ayrılmam," dedi. Anadolu pavyonları kendisinden sorulan Dilber Ay'la, İstanbul usulü stilize pavyonda, başka türlü bir eğlencenin dibini gördük

Saat 23:10. Maçka'daki Cahide'nin tuvaletinde, gecenin 'medarıiftiharı' sahne almadan son bir ihtiyaç molası vermişken, demin arkadaşlarının kınası için sahneye çıkıp "Yüksek yüksek tepelere," demiş olan iki kız, birbirine soruyor: "Kim o kadın yaa?" "Evet, kim ki o kadın?"
Halbuki akranlarının başlıca malumat edinme adreslerinden birine başvurup basit bir 'sözlük' taraması yapsalardı ellerindeki telefonlardan, geri yutarlardı o sorularını. 'A takımı'na konuk olduğu yıllardan, küçük bir atışmasını görmüş olurlardı çünkü:
- Bi dakka sen kimsin de böyle konuşuyorsun ya? - Ne, ben kim miyim? Ben Dilber Ay'ım.
- O kim yaa? - Bak sana bir hikaye anlatayım, yine bir yerde demişler de "Dilber Ay kim?" diye, hayranlarımdan biri çıkıp demiş ki "Ulan Dilber Ay'ı tanımayan Atatürk'ü hiç tanımaz be!"

Radarımıza Ar zum Çilem ve tavuklarıyla girer

Evveliyatını bilmeyenler, son dönem film, reklam, ekran performansından aşina... 'Kodu mu oturtur' üslubundan, yaygara kopartabilme maharetinden... TV tarihinin en absürt yapımlarından olan mahpushane dekorlu Kadere Mahkumlar'dan (Flash TV), Saba Tümer'den Cüneyt Özdemir'e konuk alındığı muhtelif stüdyolardan...
Anadolu gazino/pavyon tecrübesi ve türkü repertuarı kıt olanlarımızın radarına girmesi, Beynelmilel filmiyledir.
Arzum Çilem tiplemesiyle, rahmetli Meral Okay'la şahane paslaşır. 14. Altın Koza'da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'nü de yine Meral Okay'la paylaşır.
Cezmi Baskın'la yaptığı düet unutulmaz: "Tavukları döndermişem / Hacıyı da çarşıya göndermişem // Anahtarlar pencerede / Tavuk da pişer tencerede..."

Zorunda mıyım? Yok, hayır, tabii ki değilsiniz!

Ortalama televizyon müşterisi onu en kısa soru cümlesiyle tarif edecek olsa, "Zorunda mıyım?" der. Bir düetten bir başka düete geçer çünkü: Abuzer Yayladalı'dan Öztürk'e ya da Cezmi Baskın'dan Şahan Gökbakar'a diyelim...
Dilber Ay'ın iki farklı 'Zorunda mıyım'ı vardır: Evvela, "Her gece rüyamda işin ne senin / Hep seni görmek zorunda mıyım? / Kalbimin içinde sızın var senin / Hep böyle yaşamak zorunda mıyım?" diye sorduğu, nakaratındaki 'Zorunda mıyım'larda şaha kalktığı, mahkumlardan en çok istek alan eserinin orijinali...
Cüneyt Özdemir, 5N1K'da parmaklıklar ardındaki TV programı Kadere Mahkumlar sebebiyle bağlandığı Dilber Ay'dan, cezaevinde en çok istenen şarkıları saymasını rica eder.
Dilber Ay "Zorunda mıyım" deyince, "Yani mümkünse," der Cüneyt Özdemir.
Tekrar "Zorunda mıyım" deyince Dilber Ay, "Yok hayır, tabii ki mecbur değilsiniz," der nazikçe, hakikaten eğlenceli bir gaf/gag olarak YouTube arşivinde yerini alır bu.
Cezaevleri uzmanlık alanıdır Dilber Ay'ın. Kadere Mahkumlar, tasviri için kelimelerin hakikaten kifayetsiz kaldığı bir iştir; TV tarihimizin en uç seyirliklerinden.
Çok başka bir alem, bambaşka bir estetik. Absürtte ileri seviye... Flash TV çerçevesinde bile gerçeküstü kalır!

"Dırdırsın, tırvırsın, sıkıcı bir tipsin..."
Diğer versiyon, "Öpüşüp koklaşmak hiç tarzım değil / Hümanist olmak zorunda mıyım / Dırdırsın, tırvırsın, sıkıcı bir tipsin / Seninle konuşmak zorunda mıyım?" diye başlayan, Şahan Gökbakar (Öztürk) ile düet yaptığı, bir telefon operatörü reklamında kullanılan şeklidir.
Reklam büyük sükse yapar. Dilber Ay, Dilber Ay olduğunu bilmeyen milyonların zihnine de bu reklamla kaydolur.
Ama Şahan Gökbakar'la tekrar çalışmaya tövbe eder. Kendi trilyonları götürürken ona üç kuruş verilmiştir, kıskanılmıştır, dediğine göre. Beynelmilel'in setinde de Özgü Namal'la papaz olmuş, kendini esir gibi hissetmiş, yemekleri az ve etsiz bulmuştur. Yaptıkları ödeme de otelde yazdırılan pirzolalara gittiği için memnuniyetsiz ayrılmıştır.
Arıza, yaygara, hır gür çıkarmaya meyyal bir bünye... Ama bu et meselesi de ayrıca önemli Dilber Ay için. Etsiz yemek yemiyor. Programı bitince, doğru kelleciye!

Parmak kıran, kızını erotik filmde teşhis eden bir baba

Dilber Ay, Halep kökenli. Aşiret kızı.
Çadırda doğmuş, ağlarken bile Barak okumuş. Barak'ın anası, diye tarif ediyor kendini. Zaten de ses maşallah günde üç paket sigaraya hâlâ gümbür gümbür...
Belalı bir babası var. Radyodan gelen yetenek avcılarına şarkı söyledi diye, parmaklarının arasına kaşık koyup hepsini kırıyor mesela, İzzet Çapa'ya verdiği söyleşiden öğreniyoruz.
Fakat daha ilginci: Kızını porno filmden teşhis ediyor da "Bu benim kızım değil," diye, hayatını bağışlıyor! Bu mesele Dilber Ay'ın içinde yara. Dilber Ay adında, erotik filmler çeken (ve şu anda hayatta olmayan) biri daha var. İkisini karıştıran çok... Ama o, o değil... "Kızın açık saçık filmler çeviriyor, vurup namusunu kurtar," diye haber uçuruyorlar babasına. Tabancasını beline koyup sinemaya gidiyor peder. Filmi izliyor, "Ya gardaşım, bu bizim Dilber değil, ben kızımı tanımam mı," diyor!
Bir babanın, kızını böyle teşhis etmesi de enteresan tabii!

Stilize İstanbul pavyonunda ayağı çoraplı ama eli maşalı değil!

Televizyonda gördüğümüzde, 'delikanlı' ile 'deli' arası, eli maşalı, başka bir estetiğin ve raconun ama belli ki çok hikayeli bir hayatın kadını. İlkokul 2'den terk ama varlığın da, şöhretin de, şaşaanın da zirvesini görmüş. Muhtelif zirveler ve dipler, çok kereler.
Ankara gazinolarında Zeki Müren'den İbrahim Tatlıses'e en büyükler, gelsin Cadillac'lar, geçsin Buick'lar şeklinde bir dönem. Ama kendi tabiriyle: "Zirvede yel çok olur, uçup gitti paralar..."
Taşra sahnelerinin ordinaryüsü ama Cahide'de kendi diyor: Ben İstanbul'da ilk defa sahneliyorum."
Ama ortamı hemen kendinin yapıyor:
Yalınayak ama çoraplı olaraktan!
İşlemeli uzun elbisesinin altına giydiği tokyoları daha ilk dakikalarda atıyor ve sahnede ten rengi naylon çorapla kalıyor. 'Tavukları döndermişem' dediğinde bu parçanın sözlerine bir kere hasta olmamak mümkün değil! 'Zorunda mıyım'da salon hep bir ağızdan. 'Öldüm öldüm' özel istek. 'Bir taş attım pencereye tık dedi' şeklinde ilerliyor gece.
Arada göbek, yere bağdaş... Racon icabı ön masadan Fatih Ürek'le düetleniliyor. Mavi Mavi'den Hadi Hadi'ye geçiliyor...
Gecenin tamamı, bir tür 'guilty pleasure'.
Biraz mahcup olunuyor tabii bu tarz bir eğlenceden bu kadar zevk alındığı için. Yeterince rafine bir ruha sahip olunmadığı için vs. Ama işte 40 yılda bir, hazır "Hacıyı da eve göndermişem / Hep seni görmek zorunda mıyım?" diye özetleyebiliriz sanırım!