X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Küvetin içine girdik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Küvetin içine girdik

  • Giriş Tarihi: 19.1.2013

Guggenheim ve Tate Modern gibi müzelere ilham veren Amsterdam'daki Stedelijk Müzesi, dokuz yıl sonra kapılarını küvet şeklinde açtı. Stedelijk'in mimari cesareti ve buluşçuluğu 'küvetin' içine girildiğinde taze ve yaratıcı bir nefese dönüşüyor

Banyo küvetinin önünde toplanan kalabalık uzun bir kuyruk oluşturmuştu ama bu insanlar yıkanmaya değil, müze gezmeye gelmişlerdi. Amsterdam'ın dokuz yıldır tadilatta olan Stedelijk Müzesi'ne girmeyi, içerideki muhteşem Kandinsky, De Kooning, Matisse, Appel, Picasso tablolarını görmeyi veya halen devam eden Mike Kelley sergisini gezmeyi istiyorlardı. Aralarından bazıları bir hafta önce New York Times'ta çıkan ağır bir eleştiri yazısının başlığı olan ve kuyrukta beklerken benim de aklıma gelen şu soruyu da soruyor olabilirlerdi: Bu müze neden küvet şeklinde? Eleştirmen Michael Kimmelmann, Times'taki yazısının daha ilk cümlesinde bütün hayatı boyunca "bundan daha gülünç görünümlü bir bina" görmediğini söylüyordu. İçeride bulunan modern sanat yapıtlarını görmek için bir küvetin içine girmeyi de 'palyaço kıyafeti giymiş bir adamın Bach icra edişini dinlemeye' benzetiyordu. Eylül ayında açılan Stedelijk'in bu yeni küvetinden içeriye Kimmelmann'ın duyduğu rahatsızlıktan çok farklı duygularla girdim. Şehirde yıllardır kapıları kapalı duran bir hazine sandığının kapağı en sonunda açılmıştı.

108 YILLIK BİR MÜZE
Stedelijk'in kapıları, 2003 yılında Amsterdam itfaiyesinin binadaki yangın tehlikesine işaret ederek yaptığı şikayet sonucunda kapanmıştı. Mimar Adriaan Willem Weissman'in tasarladığı, 1895'de resmi açılışını yapan müzenin 108 yıl sonra kapatılmasıyla karanlığa gömülen tabloların bir kısmı, müzeler bölgesinden çok uzakta bulunan Post CS binasına taşınmıştı. Burası insanın içine sıkıntı veren, fabrikamsı bir binaydı. Küvetin içine girince insanın ilk fark ettiği şey, eski Stedelijk'in klasik merdivenlerinin aynen duruyor olması. Yerler parke kaplı, ışıklandırma konusunda orijinal binaya sadık kalınmış. Binaya bir sarı asansör eklenmiş, asıl yenilik ise küvet biçimindeki giriş binası elbette. 159 milyon dolarlık bir bütçeyle çalıştığı söylenen mimar Mels Crouwel, dışarıdan bakınca Stedelijk'in hem 1895 yılını hem de 2012'i temsil etmesini istediklerini söylüyor. Bu konuda başarısız oldukları da söylenemez. İçerik kadar biçim açısından da eskiyle yeniyi birleştiren bir mekanla karşı karşıyayız.