X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Altın Ayı bu yıl kime gidecek?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Altın Ayı bu yıl kime gidecek?

  • Giriş Tarihi: 16.2.2013

Yazarımızın yerinde takip ettiği, Berlin'deki 11 günlük sinema maratonu bu akşamki ödül töreniyle sona eriyor. Heyecan dorukta, nefesler tutuldu, herkes sonuçları bekliyor. İşte tahminler, izlenimler...

Berlin içindeki 'memleketimiz' meşhur Kreuzberg'deki bakkal Ramazan Amca'ya, bir haftadır uğruyorum ama işimle ilk kez dün ilgilendi: "Uğur Yücel gelmiş, doğru mu, gördünüz mü, büyük ödülü alır mı? Yani bizimkilerden birisi alsın da..." Hergün festival merkezinin konuşlandığı Potsdamer Meydanı'nda olduğunu ama yeni filmi Soğuk'un büyük ödül olan Altın Ayı için şansı olamayacağını, çünkü yan bölüm Panaroma'da gösterildiğini söyleyince anında mevzudan soğudu. Kibar olduğu için "Bari karışık anlatma," dedi.
Berlin Film Festivali'nin ana yarışmasında Türkiye'den film yok. Ama malumunuz, yan bölümlerde şanımız yürüyor, üstelik ödül şansları da var.
Reha Erdem'in Jin'i yabancı basından övgüler topladı. Soğuk'un yanı sıra genç yönetmen Aslı Özge'nin Hayatboyu filmi de büyük ilgi gördü. Köken Ergun'un koşuşturmadan henüz izleyemediğimiz Aşura'sı da kısa filmler bölümünde.
19 filmin yarıştığı Altın Ayı heyecanı dorukta. 11 günlük koşuşturma bitiyor.
Bu akşamki ödül törenine kadar nefesler tutulmuş, eleştirmen bahisleri de son dakikaya kadar açık. Bu arada babası Türk, annesi Alman olduğundan Altın Ayı yarışına 'bizden' hissiyatı katan Thomas Arslan'ı unutmayalım. Kendi deyişiyle "Western esintili, umuda yolculuk," olan Altın/Gold filmiyle Almanya adına yarışıyor ama ödül şansı görünmüyor.
Yarışma filmlerinin konuşulmaya değer olanlarında günümüzün sosyo-politik ve ekonomik yapısındaki çöküşte telef olan insanlık ve her dönem köşeye sıkıştırılan kadın var. Yani pek tuhaf, bir o kadar da tanıdık. Sisli ve puslu Berlin havasına rağmen meşhur siyah gözlüklerini çıkarmayan ana jüri başkanı Hong Konglu Wong Kar Wai'nin ne düşüneceği bilinmez ama biz eleştirmenlerin mutabakata vardığı bir kaç film mevcut.

Kadının adı var: GlorIa
Bu satırların yazıldığı anda henüz izlemediğimiz Kazak filmi Harmony Lessons ve Güney Kore'den Nobody's Daughter Haewon bir sürpriz yapmazsa gönüllerin ödülü rahatlıkla Şili filmi Gloria'ya gider. Genç yönetmen Sebastian Lelio, hem eleştirmenlerin hem de izleyicinin sevdiği filminde orta yaşlarında, boşanmış bir kadının aşk arayışını melankolik tonda ama mizahı da elden bırakmadan anlatıyor. Neredeyse filmin her karesinde görünen Paulina Garcia'nın şahane incelikteki performansına da biz ödülü çoktan verdik gitti. Festivallerin gediklisi Fransız Bruno Dumont da bir kadına odaklanmış. Camille Claudel 1915 filminde, adı üzerinde ünlü kadın heykeltıraşın Rodin'den sonra kerhen kapatıldığı, sonrasında 29 yıl kalacağı akıl hastanesindeki günlerini anlatıyor.
Sarsıcı değil, ama usulca içinize işleyen bir film ve başroldeki starı Juliette Binochet'un oyunculuğunu önemseyenler çoğunlukta.
Ödüle yakın bir başka bir film olan Çocuğun Pozu/Pozitia Copilului adlı Romanya yapımındaki baskın anne karakterindeki Lumunija Gheorghiu da aradan sıyrılıyor. Yolsuzluk batağındaki ülkenin üst sınıfından bir annenin şımarık oğlunu işlediği suçtan sıyırma çabasında öğreneceğimiz yeni bir şey yok.
Genç yönetmen Calin Peter Netzer mevzunun gerilimini yakın ölçekte ele almış ve kişisel bir drama olarak ayakta tutmayı başarmış. Yalın ve etkileyici üslubuyla en iyi film ve yönetmen ödüllerinde de şansı gayet açık.

'Umut' başka bahara...
Avusturyalı Ulrich Seidl'ın Cennet:
Umut
filmi ise üçlemesin son ve en izlenebilir filmi. Adına nazire, zayıflama kampına gönderilen obez gençlerin 'medeni ve refah' toplumunun geleceği olma açısından umut vaat ettikleri yok. Seidl'ın bildik mesafeli sinemasına rağmen şefkatle yaklaştığı iki genç kız karakterindeki oyuncular ise ödül alarak süpriz yapabilir.

Bosna, 'acı vatan'
Tarafsız Bölge'yle 2001'de Oscar kazanan Bosnalı yönetmen Danis Tanovic, Bir Demir Toplayıcısının Yaşamından Bir Bölüm filmiyle Altın Ayı yarışına iddialı geldi. Doğrusu belgesel gerçekçiliğiyle çektiği filmini kendisi de kategorize edemiyor. Ne de olsa yaşanmış bir olay, oynayanlar da bizzat olayı yaşayanlar yani kamera karşısında bir daha yaşamışlar.
Karnında ölen çocuğunu aldırmak için para bulamayan iki çocuklu fakir bir Rumen ailenin hikayesi anlatılıyor. Tanovic, zaman zaman kuru bir anlatıma düşse de gayet etkileyici bir film çıkarmış.

Panahi yok filmi var
Azeri sinemacı Cafer Panahi memleketi İran'da film yapması yasaklı olduğu halde ikinci kez yurtdışında. Yani filmiyle. Perde/Parde de zaten yasaklı bir sinemacının çıkışsızlığını ve içsel karmaşasını anlatıyor.