X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kadın olmak benim suçum değil!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kadın olmak benim suçum değil!

  • Giriş Tarihi: 20.4.2013

Çocukken anne babanızla kurduğunuz ilişki, yetişkinlik dönemindeki ilişkilerinizi de etkiliyor. Özel hayatınızda mutsuzsanız, belki de geçmişinizle yüzleşerek derdinize çare bulabilirsiniz

Koltukta son derece hoş bir hanımefendi oturuyordu.
Akıllıydı. İş kadınıydı. Yine de elde ettiği başarılar ona yetmiyordu.
Oysa o kadar güzeldi, öylesine hayat enerjisiyle doluydu ki... Ama her ortalama Türk kadının yaptığı hatayı o da yapıyordu.
Özel hayatında çekici bir kadın olmanın sırrını, iş başarısı ve zekasıyla bulabileceğini sanıyordu.
Elbette pek çok erkek onun peşinden koşuyordu. O, önce her son dönemde kadınların yaptığı gibi güvenmemeye çalışıyor, erkeği test ediyor, hatta kaçıyor ve tam artık kalbini açmaya karar verdiğinde hüsrana uğruyordu.
Önemsemediği adamların nasıl kendisinden vazgeçmediklerini, fakat önemsedikleri tarafından her zaman kötü davranıldığını fark ediyordu.
Üstelik babasıyla da arası iyiydi.
Her şeyini onunla konuşur, annesinin baskılarına bile birlikte karşı koyarlardı.
Otoriter bir annesi vardı ve yumuşak, dişi bir kadın imajı verememişti evladına.
Duygular soruları getirdi, sorular yeni duyguların kapısını açtı. Duygu bir frekans olduğu için, bedendeki yerleştiği alan bulundu. O alan çalışılmaya ve topraklanmaya başlandığında bir anda bu güzel kadın bebeklik halini hatırladı.
Bebeklerimizin bile ne kadar bilinçli olduğunu, hatta anne ve babanın tüm düşüncelerini okuyabildiğini sizlerle paylaşmak ve altını çizmek isterim. Bir çocuk sahibi olmak ne kadar büyük bir sorumluluk aslında... İşlerimizin, mesleklerimizin arasında öylesine boş vakitlerimizde yapacağımız bir görev değil.

HERKES OYUN OYNUYOR
Annesinin kız bebek olduğu için kendisinden utandığını algılayan bu bebek, haykırarak "Anne, bu benim suçum değil," demek istiyordu ama konuşmayı bilmediği için başaramıyordu.
Sadece tüm benliğiyle duygusunu çığlık çığlığa yaymaya çalışıyordu. Ama anne ve babası onu duymadı. Babasının kendisini sevmesi ve kabul vermesi için, o da bir erkeğin yapabildiği her şeyi yapabilme arzusuna kapıldı. Ve hayatını buna vakfetti.
Oysa içindeki kadın ağlıyor, bir suçlu gibi maskelerin ardına saklanıyordu.
Bunu yenmek için değer duygumuzu artırmamız lazım elbette. Ama bir yol daha var. Bütün korkularımız bize bazı davranış modelleri verir. Maskemizin düşmek üzere olduğunu anladığımız an, ya küseriz ya saldırırız. Ya saklanırız ya taviz veririz. Pek çok oyunumuz vardır. Üstelik bu oyunları bizden başka dış dünyadaki herkes fark eder. Sadece biz başımızı kuma gömeriz.

SAKLANMAYIN, SALDIRMAYIN
Oysa belki de ilk kez, kadın kimliğimizin maskesini çıkartıp, korkularımızın içinden geçmeliyiz. Korkumuzu tezahür ettirince üreyen öfke, utanç gibi duyguları sıkıca topraklayıp, hiçbir davranış modeline başvurmadan sakince beklemeliyiz. Saklanmadan, taviz vermeden, saldırmadan, küsmeden...
Sonuçta koşulsuzca sevgi hissetmeye devam edebiliriz.
Koşulsuz demek, beklentisiz demektir.
Ama kişisel sınırımızı koruyarak elbette... Sonuç, mucizevi bir şifalanma süreci oluyor. Hem de acının çok kısa sürdüğü bir şifalanma süreci...