X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yeşilçam defteri nihayet açıldı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yeşilçam defteri nihayet açıldı

  • Giriş Tarihi: 27.4.2013

İzlediğimiz filmlerden olsa gerek, Yeşilçam'ın bir dokunulmazlığı vardır. Pek çok insan için bir nostalji unsurudur. Ama gerçekten öyle mi? Agâh Özgüç, ezberleri bozacak bir Yeşilçam kitabıyla karşımızda: Türk Sineması'nın MarjiNalleri ve OrjiNalleri. Meğer Yeşilçam düşündüğümüzden ne kadar farklıymış!

Yeşilçam deyince, kimi büyük anlamlar yükler ve toz kondurmaz, kimi de kıyasıya eleştirir. Meslek büyüğümüz sinema yazarı ve tarihçisi Agâh Özgüç bu iki yaklaşıma da hep temkinli yaklaştı. Hatta bir sohbet sırasında "Bilmeden, anlamadan konuşuluyor," demiş, "Dünyada Yeşilçam kadar renkli olayların ve ilişkilerin yaşandığı bir sinema sektörü çok azdır," diyerek cümlesini bitirmişti. Haklı olduğunu göstermek için anlattığı birkaç olay sonrasında sormuştum "Agâh Abi ne zaman yazacaksın bunları?" diye. O da Türk Sineması'nın MarjiNalleri ve OrjiNalleri kitabından ilk defa o zaman bahsetmişti. Üretkenliği konusunda hepimizi cebinden çıkaran Özgüç, o beklenen kitabı yazdı. Horizon Yayınları'ndan çıkan kitapta Özgüç, Yeşilçam algısını ters yüz ediyor. Okudukça şaşırıp kalıyorsunuz. Yeşilçam'da neler neler yaşanmış, kimler nasıl hayal kırıklığına uğramış? Bir anlamda starından karakter oyuncusuna, yönetmeninden yapımcısına herkesin mağdur olduğu bir sistemin adıymış meğer Yeşilçam. Özgüç, insan hikayeleri üzerinden adeta Yeşilçam'ın anatomisi çıkarıyor kitabında. Yeşilçam'ın kapalı defterlerini açıyor. Yılmaz Güney'den Türkan Şoray'a, Atıf Yılmaz'dan Metin Erksan'a, Filiz Akın'dan Ajda Pekkan'a, Cüneyt Arkın'dan Muzaffer Tema'ya ilişkin pek de bilmediğimiz ya da unutulan gerçekleri bir bir sıralıyor. Anlattığı insan öyküleri aslında Yeşilçam'da işlerin nasıl döndüğünün de bir göstergesi olması bakımından mühim.

Hamal kılıklı adamın intikamı
Yeşilçam'ın iki büyük yönetmeni, Yılmaz Güney ile Memduh Ün'ün arasına kara kedi neden girmiş olabilir? Sözü bir başka usta yönetmene, Atıf Yılmaz'a bırakalım: "Çok az bir parayla hayatını sürdürmeye çalışan Yılmaz'a bir iş ayarlamam şarttı. Sinema alanında ekonomik olarak oldukça güçlü, film yapma imkanı olan, yakın arkadaşım Memduh Ün'e gidip Yılmaz'a rol vermesini rica ettim. Memduh sadece Yılmaz'ı değil, aceleyle beni de harcayıverdi. Ona göre ben, hamal kılıklı birtakım adamları oyuncu sanan biriydim. Yıllar sonra Yılmaz, kendi aklı, yeteneği ve emeğiyle sinemanın en çok para getiren oyuncusu olduğunda, onu film yapmak için ilk çağıranlardan birinin Memduh olduğunu ve Yılmaz'ın Memduh'un teklifini reddettiğini hatırlıyorum." Peki Yılmaz Güney, Memduh Ün'den nasıl intikamını aldı? Şimdi söz Memduh Ün'de: "Yılmaz Güney'i bana iyi oyuncu olarak gönderen Atıf Yılmaz'a 'Bundan jön değil, kömürcü çırağı olur,' demiştim. Aradan yıllar geçmişti. Yılmaz, Umutsuzlar filmi için beni istedi. (Ün, filmde bir kabadayıyı canlandırır.) Şaşırdım, ama kabul ettim, oynadım. Kendine kömürcü diyen bir yönetmenden intikam mıydı bu?"


YILMAZ'A FEDA OLSUN
Yılmaz Güney'e özel bir bölüm ayıran Agâh Özgüç onunla ilgili pek de bilinmeyen bir olayı aktarıyor: "Yıl 1967'dir. Yılmaz Güney, Siverek'te Lütfi Akad'ın yönettiği Hudutların Kanunu adlı filminde oynamaktadır. Çekim sonrasında Urfa sokaklarında turlarken, önüne küçük bir çocuk çıkar. Çocuk, Yılmaz'ı görmek için bilinçsizce arabanın önüne atlamıştır. Bu arada Güney'in arabasıyla çarptığı küçük çocuk ölür. Güney karakola götürülür. Çocuğun babası da karakoldadır. Baba, karşısında Yılmaz Güney'i görünce 'Benim 11 çocuğum var, biri Yılmaz Güney'e feda olsun,' der."