X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kızım hem ilham kaynağım hem de markanın yüzü oldu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kızım hem ilham kaynağım hem de markanın yüzü oldu

  • Giriş Tarihi: 4.5.2013

Cemiyet hayatının ünlü simaları Esra Oflaz Güvenkaya, Ayşe Kucuroğlu ve Zeynep Özturan kızlarını da yanlarına alıp, Türkiye'nin ilk organik tasarımlarını yapan Suzan Toplusoy'la birlikte Cumartesi SABAH için kamera karşısına geçti

Türkiye, dünyaya organik pamuk ihraç eden ülkelerin başında geliyor ama organik giyim tasarımında sınıfta kalmış durumda. Bu tespitle yola çıkan tasarımcı Suzan Toplusoy geçtiğimiz yıllarda kadınlar için organik pamuktan bir koleksiyon hazırlamıştı. Bu yıl da çocuklar için organik giysileri gündeme getirdi. Hazırladığı 15 parçalık koleksiyonda çıkış noktası kendi kızı dokuz yaşındaki Zehra! Dört-dokuz yaş grubu kız çocukları için tasarladığı Organic by Roman'ın özelliği renklerin de doğal olması. Kızından aldığı ilhamla yola çıkan Suzan Toplusoy, ilk kez koleksiyonunu kendisi gibi düşünen, organik beslenmeyi benimseyen, çiftçiye yakın bir hayat süren annelerle ve kızlarıyla tanıtmak istedi.

Suzan Toplusoy ve kızı Zehra (9)

Kendi ineklerimiz bile var
"Pamuk, bir takım böceklerden korunması için ilaçlanıyor ve kumaş haline geldiğinde de maalesef bu ilaçlar üzerinde kalıyor. Ne kadar yıkama da yapılsa geçmiyor! Organik pamuk üretimi ise tamamen sanayiden uzak bölgelerde, hiçbir şekilde atık kimyasalın olmadığı topraklarda yapılıyor. Organik pamukta kesinlikle kimyasal ilaç kullanılmıyor. Aslında çıkış noktam kızım Zehra idi. Alerjik bir yapısı var; her dokuda tekstili giyemiyor. İlk prototipleri Zehra'nın üzerinde denedik. Bize çok yardımcı oldu, onun fikirlerini aldım. Oynarken, koştururken içinde rahat hareket edebildiği tasarımlar yaptık. Kızım hem ilham kaynağım hem de markanın yüzü. Hiç zorlanmadan, profesyonel modeller gibi çalıştı benimle. Sabahtan akşama kadar uzanan bir süreçti, çok şaşırdım. Bir profesyonel manken kadar hevesliydi, verilen bütün komutları çok iyi algıladı. Kumaş boyaları da tamamen organik. Türkiye'de azor boya dedikleri bir test var şu an. Hangi malı ithal ederseniz edin, kumaş ve ürünler dahil, bu testten geçiyor. Bu testten geçemediğiniz zaman hiçbir malı Türkiye'ye sokamıyorsunuz. Çünkü bunlar yüzde 100 insan vücudu üzerinde kanserojen etkisi kanıtlanmış şeyler. Bu testten geçemeyen ürünler ya gümrükte yakılıyor ya da üreticisine geri gönderiliyor. Türkiye organik pamuk üretiminde dünyada çok önemli bir tedarikçi. Ülke olarak organik pamuğu ihraç ediyoruz ama kendi ürünlerimizde kullanmıyoruz. Çukurova'da organik pamukçuluk çok ilerledi. Tekstilciler için organik kumaş üretmek zahmetli bir süreç. Normal bir kumaşı iki üç haftada üretiyorsanız, organik kumaş altı haftada üretiliyor. Çok parlak renkleri çalışamıyorsunuz. Tamamen natürel renkler... Çocuklar için yaptığım organik tasarımlarda bambu ipliği de kullandım. 15 parçalık bir koleksiyon hazırladım. Zehra, projenin çıkış noktasıydı ve haketti projenin yüzü olmayı. Normalde böyle bir şeyi düşünmem tabii. Ama onun için de bir hatıra oldu; bir de doğru bir şeyi akranlarına, yaşıtlarına sunduğu için de hoşuma gidiyor. Ayrıca farkında olmadan kendisinde de böyle bir bilinç oluştu. Organik kumaşlar giyinmenin ne kadar sağlıklı olduğunun farkında. Zaten beslenme konusunda benim kadar hassas. Çok uzun zamandır organik pazarlardan besleniyoruz, çok uzun süre kendi bahçemizde yetiştiriyorduk. Şu an kendi ineklerimiz var. Yoğurdumuzu bile kendimiz yapıyoruz. Zehra'nın buğday alerjisi olduğu için unlu şeyleri hem okulda hem de evde yemiyor."

Ayşe Kucuroğlu ve kızı Suna (8)

Organik giysiyi Türkiye'de bulamıyorduk
"Açıkçası beş çocuk, aslında beş kocaman risk! Çocuklarım olmadan önce çok endişeli bir yapım vardı, daha korkaktım belki de, ama onlar doğduktan sonra ben artık ön planda değilim, hep onlar var. Şu ortamda beş çocuk sahibi olmak, şehrin göbeğinde yaşamak ve sabah erkenden onları okula gönderdikten sonra çalışmaya başlamak... Bu, enerji meselesi; onlar için de iyi bir örnek olduğumu düşünüyorum. Annelerini hep ayakta bir şeyler yaparken görüyorlar. En büyük kızım Suna sekiz, Kemal altı, Osman dört buçuk, Cenk iki yaşında. 2012 model Sena'mız var bir de! 35 yaşımdayım, çocuk defterini daha kapatmadım ama şu anda büyümelerine yardımcı olmak istiyorum. Olabildiğince az televizyon izletiyorum. Birlikte aktif şeyler yapıyoruz. Müze- Kart'ımız var, hafta sonları müzelere gidiyoruz. Çok mutluyum ki eczacı bir annenin kızıyım ve bana yakın oturuyor. Annemin her zaman çocuklar için hazırladığı harika çorbaları var. Büyük markaların hamburgerlerini hiç ağızlarına koymadılar bugüne kadar. Gazlı meşrubat içmiyorlar, ben de içmiyorum. Çocuklarım, özellikle en büyüğü Suna, elbisesinin kardeşlerine geçeceğini biliyor. Ben bazen buna bir elbisenin reenkarnasyonu diyorum. Çünkü Suna'nın her kıyafeti Selma'ya kalıyor. İyi bir ürünü alıp çocuktan çocuğa giydirmek benim için hem ekonomik hem sağlıklı. Organik kotondan üretilmiş giysileri Türkiye'de bulamıyorduk. Bunun için Suzan'a teşekkür ederim."

Esra Oflaz ve kızı Almila (5)

Ne yiyorsan osun
"38 yaşımda anne oldum. Teoride Almila'nın üzerine titreyen ama pratikte aslan anneler kategorisine giren bir anneyim. Kızımla ruhani tarafı kuvvetli bir ilişkim var. Bugün yaptığı aksiyonların bir neticesinin olacağının farkında. Hep onları sorgulamayı öğreten bir anne oldum. Meditasyon yapmayı da benimle öğrendi. Bir şeye çok kızdığı zaman içinden beşe kadar sayar, hemen ağlamaz. Z kuşağı çocuklar; algıları çok açık. Benim tek yaptığım o algılarını biraz kapatmak. Yıllardır kendi çocuk kanalım da olduğu için, çocukları televizyon konusunda bilgilendirmeye çalışıyorum. Almila günde en fazla bir buçuk saat televizyon izliyor. Bu süreyi otuzar dakikaylara bölüyoruz. "Ne yiyorsan, osun." Kızım Almila'ya bunu öğrettim. Bizde bebekliğinden beri evde hiçbir şekilde un, şeker, beyaz ekmek ve makarna yok! Eline karnıbahar alır, brokoli alır, yer. Diğer çocuklar inanamaz ama alıştığı için ona normal geliyor. Tatlı ve pasta da hayatımızda yok. Giyim konusunda onu kendi karşımda kullandım. Mesela doğum gününe giderken güzel giyinsin istiyorum, hiçbirini giymiyor ve beni kendi sözlerimle vuruyor; "Ama kendi seçimlerimizi kendimiz yapmalıyız anne... Öyle dememiş miydin?" diyor. Kendi seçimini de kendi yapıyor."

Zeynep Özturan ve kızı Dila (9)

Kendi ürünlerimi kendim yetiştiriyorum
"Babaannemiz İstanbul'a yakın Akpınar köyünde yaşıyor. Dolayısıyla biz, doğal ürünlere ulaşma konusunda şanslıyız. Tereyağını kendisi yapıyor. Yumurtamızdan etimize kadar her şey oradan geliyor. İstanbul dokusunda ne kadar organiktir bilemiyorum ama Ulus'un ortasında, hasbelkader küçük bir bahçede ben de kendi ürünlerimi kendim yetiştirmeye çalışıyorum. Maydanoz, patlıcan, salatalık, enginar yetiştirme gayretim var bahçede. Herkes çiçek ekerken, ben gerçekten yiyip içeceğimiz şeyleri ekmeye gayret ediyorum. Çocuklarımı büyütürken organik giysi diye bildiğimiz şeylerin organik olmadığını sonradan öğrendik. Her şeye kuşkuyla baktığımız bir çağda yaşıyoruz. Doğal yaşam, organik beslenme çocukların da ödevlerine girmeye başladı; dünyanın dikkatini çekmeye başladı. Gelecekle ilgili kaygılıyım. Ağacı, böceği ansiklopedilerde görmeyelim diye ümit ediyorum. Üstüme üstüme geliyor bazı haberler... Onun için kendime göre bazı çıkış yolları bulmaya çalışıyorum. 'Dünya bu değil,' dedirtecek şeyler arıyorum. Mesela Kırım Kongo Kanamalı Ateşi diye bir şey var. Keneler her sene ölümlere neden olmaya başladı. Keneleri yok eden hayvanları yok etmemiz nedeniyle bunlar başımıza geliyor. En basit dengeyi, ekolojik dengeyi insanoğlu bozuyor. Ekolojik hayatı anlatan kitaplar almaya çalışıyorum çocuklarıma. Kaybolan değerleri görsünler, yaşadıkları ortama duyarlı olsunlar diye."