X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Tunceli'den Diyarbakır'a gül kokulu bahçeler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Tunceli'den Diyarbakır'a gül kokulu bahçeler

  • Giriş Tarihi: 11.5.2013

İçlerinde 100 yıl önce bir bavulda ABD'den Tunceli'ye getirilen de var, Diyarbakır bahçelerini cennete çeviren de... Mayıs ayında Anadolu'yu renklendiren güllerin kokuları bir yana, unutulmaz anıları var

Mayıs ayı, biraz da gül demek. Kırmızı, pembe, beyaz güller, yalnız İstanbul, İzmir gibi şehirlerin değil, Anadolu'nun her şehrinde evlerin bahçelerini renklendirmeye başladı. Bir de adını bile bilmediğimiz köylerde, yüzlerce yıldır özenle yetiştirilen güller var. Bu mayıs ayında görmeye değer bu gül bahçelerini hatırlatmak, hatta meraklılarına yeni bahçeler yarattırmak istedik.

Dedesi Tunceli'ye ABD'den gül getirdi
Handan Öztürk (Yazar-yönetmen)
Handan Öztürk, dedesi Dilo'nun 100 yıl önce ABD'den getirdiği güllerin hikayesini dinleyerek büyümüş. Tunceli'nin Mazgirt ilçesinin Aydınlık Köyü'nde yaşanan bu inanılmaz öyküyü Öztürk anlatıyor: "Her bahar geldiğinde annem ağlardı. Şimdi yaşamıyor. Onun yerine ben hüzünleniyorum. Zira bahar, annem için uzaklarda bıraktığı kan kırmızı güller anlamına geliyordu. Babasının 100 yıl önce Amerika'dan getirdiği gülleri için 'Ah Dilo'nun gülleri ah,' deyip iç geçiriyordu. Dilo dedem bu topraklardan ABD'ye ilk gidenlerden. 1924'te, 20 yaşındayken Tunceli'nin (Dersim) Mazgirt ilçesinin Muhundu Nahiyesi'nin Canik (şimdiki adı Aydınlık) köyünden Harputlu Ermenilerle yola koyuluyor. Mersin ve Marsilya üzerinden giden dedemin payına Ohaio düşüyor. Orada 25 yıl çalışıyor. Kendini oraya ait hissetmemiş olmalı ki dönüyor. Gelirken yanında iki şey getirdiğini söylüyor köyün yaşlıları. Biri kıpkırmızı açan gül fideleri ve bir küçük küp altın. Dedem bir tarlaya gül fidanlarını dikiyor. Zamanla dedemin ektiği bu güller, tarlaya yayılıyor. En büyüğümüz Kenan Ağabeyim emekli olduktan sonra köyü ceviz ve badem ağaçlarıyla donattı. Dedemin gül fidelerini evin bahçesine de dikti. Ne yazık ki kendi çevresinde değerli bir aktivist olan ağabeyimin ömrü de Dilo dedem gibi kısa oldu."

Diyarbakır biraz da gül demekti
NİLÜFER SİNAN LI (İşkadını)
Diyarbakır'ın köklü ailelerinden birinin kızı olan Nilüfer Sinanlı, her evin bahçesinde güller yetiştirilen çocukluk yıllarını dün gibi hatırlıyor. Sinanlı, artık hayatta olmayan babasının Bademli köyündeki havuzlu evlerinin bahçesini güllerle cennete çevirdiğini anlatıyor: "Babam çiçeklere, ağaçlara, yeşilliklere aşıktı. Hem Diyarbakır'daki hem de Bademli Köyü'ndeki evimizin çevresini inanılmaz güzellikteki güller ve çeşitli çiçeklerle çevirmişti. Babam, güllerini çocukları kadar severdi. Sabahın erken saatlerinde kalkar, onları budar, konuşurdu. Bahçemizde her renk gül vardı, mayıs ayında açarlar ve harika kokarlardı. Görenler cennet bahçesine benzetirdi. Babamın gül sevgisi, bize de kaldı. Diyarbakır eskiden biraz da gül demekti. Bahçeli evler çoktu. Bir kısmı artık yıkıldı, yerlerine apartmanlar yapıldı, o güzel bahçeler kalmadı. Diyarbakır'da gülleri seven olursa, fidelerimizi paylaşmaya hazırım. Çocukluğumun en lezzetli içeceklerinden biri de gül suyuydu. Güller bir şişeye koyulur, içine bir limon tozu atılar ve güneşte bekletilirdi. Annem de mayıs güllerinden lezzetli gül reçeli yapardı."

Ispartalı babaannem gül kokardı
GÜLŞAH GÜRKAN (GürkanAŞ Yönetim Kurulu Başkanı)
Türkiye'de gül denilince neden aklımıza ilk olarak Isparta gelir? Bu soruyu, üç kuşaktır gül yetiştiren Gürkan ailesinden Gülşah Gürkan'a sorduk. 2012'den bu yana gül suyu ve yüz yağlarını Gülsha markasıyla yurtdışına da ihraç eden Gürkan, gül kokan babaannesinden ilham aldığını anlatıyor: "Gülsuyu denilince aklıma babaannem gelir. Babaannem sadece yüzüne değil, havlularla bütün vücuduna gülsuyu sürerdi. İnanılmaz bir cildi vardı. Çok güzel kokan, pembenin her tonu açan bu güllerden babaannem reçel ve şerbet de yapardı. Isparta yöresi kadınlarının güzellik sırrı olan gerçek gül suyunun faydalarını görerek büyüdüm. Isparta'da gül toplayan, güneşin altında çalışan kadınların bile inanılmaz bir cildi var. İş hayatına atıldığımda, bu güçlü ama yumuşak iksirin cilt üzerindeki muhteşem etkisini nasıl olup da daha çok sayıda kadının fark etmediğini sorguladım. Özgün bir saklama formülü hazırlamak için bir Fransız laboratuarıyla çalıştık ve markamız oluştuı. Ürünlerimiz dünyada sadece Isparta yöresi ve Bulgaristan'ın Kazanluk vadisinde yetişen Rosa Damascena gülünden üretiliyor. Mayıs ayı ortalarından haziran ortasına kadar bir ay açan bu güller, çok özel iklim, toprak şartları isteyen nadir bir gül türü."