X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Uzay Yolu'nda bir Sherlock
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Uzay Yolu'nda bir Sherlock

  • Giriş Tarihi: 8.6.2013

Sadece üç sene içinde beyazperdeyi, televizyonu ve tiyatro sahnelerini feth etti. Sherlock'un yıldızı Benedict Cumberbatch bu hafta Bilinmeze Doğru: Star Trek'in kötü adamı olarak karşımızda

İsmini telaffuz etmek zor. Çocukluğundan beri bu yüzden az dalga geçmemişler adamla. Kendiniz deneyin, özellikle soyadına geldiğinizde başarılar dileriz: Benedict Cumberbatch. Kimisi Cumberbat diye seslenmiş ona, kimisi Cumberbrecht diye isim takmış; ne de olsa tiyatrocu. Onu şahsen tanımayan bizlerin ise BBC'nin Sherlock dizisinde meşhur dedektifi canlandırmasından evvel ismini telaffuz etmişliğimiz pek yoktu doğrusu. Lakin kendisi bugünlerde İngiltere'nin en revaçta üç erkek oyuncusundan biri haline geldiğine göre -diğerleri Dominic West ve Ben Whishaw- dilimizi o tuhaf üç heceye (Kam-bır-beç) alıştırsak fena olmaz. Bu hafta alışılmadık bir rolde, Bilinmeze Doğru: Star Trek'in kötü adamı olarak karşımıza çıkan Cumberbatch, İngiltere'nin en seçkin okullarından Harrow'dan mezun. Burada derslerine çalışmak yerine kendini alkole ve kızlara verince eğitim hayatı bir parça sekteye uğramış. Hayatını değiştiren kitap sorulduğunda Salinger'ın Gönülçelen'ini söylemesi o sıralardaki ruh haline dair bir ipucu olabilir. En sevdiği şairler olarak TS Eliot ve Keats'i sayması da öyle.

VAN GOGH DA OLDU CHURCHILL DE
Eğitim hayatı nihayetine erdiğinde kendini Londra'nın tiyatro aleminde, Old Vic, Almeida gibi önde gelen tiyatrolarda rol peşinde koşarken buluyor Cumberbatch. Shakespeare prodüksiyonlarında rol alıyor, kamera önünde ise ülkenin farklı dönemlerinden iki başbakanı, Winston Churchill ve William Pitt'i canlandırıyor. Bugünlerde çıktığı televizyon programlarında sık sık sergilemesine bakılırsa taklit yeteneğinden gurur duyduğu ortada. 2004 tarihli Hawking'de Stephen Hawking'i, 2010'daki Van Gogh: Painted with Words'de efsanevi ressamı canlandırmış; bundan sonraki projeleri arasında ise 2. Dünya Savaşı'nın kaderini değiştiren matematikçi Alan Turing ve kim olduğunu tanımlamayı lüzumsuz bulduğum Julian Assange rolüne bürüneceği iki film var. Cumberbatch'i üne kavuşturan bu biyografik performansları olmadı ama. Onu, ilk bölümü 2010'da BBC'de yayımlanan, takıntılı bir figür diyerek tarif ettiği dedektif Sherlock Holmes rolüyle tanıyıp sevdik. Kötü yanlarına rağmen (kimi yorumlara göre tam da kötü yanları nedeniyle) sevdiğimiz bir karakterdi bu: çok zeki ve çok kaba, analiz yapmak konusunda ne kadar maharetliyse insanların duygularını tartmak konusunda bir o kadar başarısız... Sherlock'un her sezonu 90 dakikalık ikişer bölümden ibaret olsa da bu onun oyuncuların birinci ligine çıkması için kafiydi. Bir anda ortalık Cumberbatch adından geçilmez oldu; onu aynı hafta iki büyük filmde seyredince nasıl şaşırdığımı hatırlıyorum hâlâ. John le Carre; uyarlaması, son yılların en iyi İngiliz filmlerinden Köstebek'te 70'lerde, Steven Spielberg'ün Savaş Atı'ında ise 1. Dünya Savaşı'nda çıkıyordu karşımıza. Bir anlamda 2012-2013, hayatının altın çağı olmuştu: The Hobbit gibi milyonlara hitap etmek isteyen üç boyutlu bir fantastik filmde de rol alıyordu, Ford Madox Ford uyarlaması Parade's End'de de.

SHERLOCK SHERLOCK'A KARŞI
Fakat onu tüm bu rollerde izlemiş (ve The Simpsons'ta Britanya başbakanı Severus Snape seslendirmesini dinlemiş) bir hayranı olarak Cumberbatch'in belki de en ilginç performansını görmemiş olduğumu itiraf etmem gerekiyor. Danny Boyle'un Royal National Theatre için yaptığı 2011 tarihli Frankenstein uyarlamasının başrollerinde o ve Jonny Lee Miller vardı. Bu arkadaşı Amerikalıların BBC'deki Sherlock'u kendi kültürlerine taşıdıkları Elementary'nin Sherlock Holmes'u olarak hatırlayabilirsiniz. Boyle'un oyununun güzelliği Cumberbatch ve Miller'ın her akşam farklı bir rolde seyirci karşısına çıkmasıydı. Cuma akşamı Cumberbatch doktor Frankenstein'ı Miller canavarı canlandırıyorsa cumartesi akşamı Cumberbatch canavar, Miller doktor oluyordu. En iyi erkek oyuncu dalında Olivier ödülüne layık görüldüklerinde rol gibi ödülü de paylaşmışlardı doğal olarak. Birbirinin rolüne bürünen bu iki parlak oyuncunun Sherlock Holmes'un Atlas Okyanusu'nun iki yanındaki şubeleri olarak çalışmaları işin eğlencesi tabii. Kendilerini "Cumberbitch" olarak adlandıran ve ona bir rock yıldızıymışçasına tapan hayranlarının Sherlock'un çekimlerinin yapıldığı Londra sokaklarında peşine düşmeleri de öyle. İnsanın telaffuzu zor ismini her yerde, herkesin dilinde görmesi çok eğlenceli bir şey olsa gerek.